Suç kimin?

Eşya, şirket, insan: Sonra bilgisayarından bahsediyor. O da bozukmuş, ama onu da bir türlü atıp savamıyor başından. Yenisini çok kolay alacak, parasını hiç dert etmeyecek durumdaki biri neden kırık cep telefonunda diretir? Niye bozuk bilgisayarını basar bağrına, bırakmaz bir türlü?Ben de tükenmezkalemleri atamam. Tükenseler de. Nasıl atayım? Bir sürü şey yazmışım onunla, bir sürü anda yanımda olmuş, bir ilişki kurulmuş aramızda. Üzerindeki çiziklerle, tuhaf huylarıyla, huysuzluklarıyla kalem benim hayatıma girmiş. Bitti diye atmak zalimlik gibi gelir bana. Hadi benim yapmam normal de o zengin, genç kadının cep telefonundan ayrılamaması, bozulmasına rağmen bilgisayarını terk edememesi... Tuhaf geldi. Sanki o, eşya ile öyle bir ince bağ kuramazmış gibi. Sanki yenisini almaya kat be kat kudreti olan biri eskisiyle ilişki kuramazmış gibi. Öyle değil oysa. Uzaktan çok parıldayan hayatlar, içerlerinde hiç umulmadık incelikler uyutabilirler. Sorun şu ki o incelikler, öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, hep içeride uyutulmak zorunda kalabilirler. Çünkü... Hali vakti epey yerinde genç bir kadın. Hali vakti yerinde dediysem bayağı yerinde yani. Önümde duruyor cep telefonu, çalıyor. Tuhaftır cep telefonu çatlak tam orta yerinden. "Çatlamış" diyorum. "Biliyorum" diyor "Ama bir türlü değiştirmek gelmiyor içimden." Şu sıralar İstanbul'da Beyoğlu Sineması'nda bir belgesel film oynuyor: Şirket (Corporation). Ne yapıp edin bu filmi görün. Bir yerden bulup buluşturun, iki eliniz kanda olsa bu filmi üzerinden çok geçmeden izleyin. Film, kapitalist sistemin "esas oğlanı" olan şirket hadisesini kusursuz bir biçimde anlatıyor. Nasıl kurulduğunu, insanların kurduğu bu yapının insanları nasıl ele geçirdiğini, zaman ilerledikçe sahiplerini bile istemedikleri insanlara dönüştürdüğünü anlatıyor. Noam Chomsky, Naomi Klein gibi danışmanlar eşliğinde yapılan belgesel filmin sapasağlam bir mantığı ve akışı var. Belgeselin en önemli yeri de bir "tüzel kişilik" olan, yani sistem içinde bir "kişi" olan şirketin nasıl bir kişiliği olduğunu anlatmak. Tarihten ve şimdi var olan örneklerden, şirket davranışlarından yola çıkarak şirketin nasıl bir şahsiyete sahip olduğunu anlatırken film, enteresan bir yola giriyor. Uluslararası kabul edilmiş psikiyatri normlarına göre "şirket" adlı kişinin özelliklerini psikopat özellikleriyle karşılaştırıyor. Filmin sonunda, son derece bilimsel yöntemlerle yapılan karşılaştırma sonunda şirket denen hadisenin temelde psikopat bir hadise olduğu ortaya çıkıyor. Şunu da söyleyeyim: Film muhalif insanların ne söyledikleri üzerine değil, bilakis çokuluslu şirket sahiplerinin ve yöneticilerinin anlatımları ve günah çıkartmaları üzerinde yürüyor. Sonunda ortaya çıkıyor ki çağımızın "beylikleri" olarak görebileceğiniz CEO'lar (yönetim kurulu başkanları) aslında kendilerinin hiç de istemedikleri, "kişisel olarak doğru bulmadıkları" bir hayat yaşayıp, böyle birçok hayat yaşatıyorlar. Milyon dolarlardan söz eden genç kadın, muhtemelen tıpkı benim tükenmez kalemlerimi atamadığım gibi, cep telefonunu bırakmak istemiyor. Eşya ile kurduğu bu incelikli, vefakâr bağ, bu sistemin onu koyduğu "ayrıcalıklılar" parıltısı içinde, çok derinde bir yerde uyuyor. Çok zenginler de işte bu sistemden böyle bir zarar görüyor. Onlar da insancıl inceliklerini içeri, daha içeri itiyor. Daha çok kâr, daha çok büyüme, daha çok hız isteyen dünya, bu dünyada yaşayan herkesi, ayrıcalıklılardan bile olsa, eksilttikçe eksiltiyor. ecetem@hotmail.com Şirket nedir?