EVLİLİĞE YAKLAŞTIM AMA OLMADI

26 Eylül 2015

Emre Karayel, “Hz. Mevlana, ‘Eğer çok istediğin bir şey olmuyorsa, ya olmaması gerektiği içindir ya daha iyisi olacağı içindir’ demiş. Ben de bekliyorum” dedi

‘Bir Kadın Bir Erkek’ dizisiyle popülerliğini iyice artıran tiyatro ve dizi oyuncusu Emre Karayel ile meğer biz Adana’dan kuzenmişiz. Geçen aylarda Emre’yle katıldığım bir yemekten fotoğrafı sosyal medyada paylaşınca babam arayıp “Siz kuzensiniz” demesin mi? İkimizin babası da Adana’nın Kadirli ilçesinden ve kuzenlermiş. Biz de bu sürpriz durumla birlikte görüşür olduk. Ve Cadde için samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
Bu aralar neler yapıyorsun?
Tatildeyim. Yaz tatili bitiyor ama dinleniyorum. Spor yapıyorum, kitap okuyorum.
Sahilde yürüyüşte görüyorum seni. Başka hangi sporları yapıyorsun?
Salonda spinning’e yeni başladım. At biniyorum. Biraz yoga ve pilates de yapıyorum.
Yoga, pilates tarzı spor yapman şaşırttı beni?
Bel fıtığım var; iyi geliyor. Bir de ‘super slow’ diye bir şey var; kas gelişimi için faydalı. Normalde yapılan egzersizleri daha yavaş ve ağır yaparak kas konsantrasyonunu artıyorsun.
Ne sıklıkla Adana’ya gidiyorsun?
Kebap komasına girince! Sabah uçağına binip yemek yiyip ertesi gün döndüğümü bilirim.
Akrabaların da var tabii?
Tabii; ama şimdi atlarım da orada. Kışın daha sık gideceğim.
Atları niye oraya aldın?
Kışın Adana atlar için daha iyi; hava koşulları, mevsim ve oksijen açısından.
Kaç atın var?
Beş atım var; ortağımla beraber. Bir yaşında tayım var; kısrağım ve yeni doğmuş yavrusu var; iki koşan atım var.
Sen at da biniyorsun; değil mi?
Evet ama yarış atlarına binmiyorum. At binmeyi öğreniyorum; daha başındayım. Biraz korkuyorum.
Neden?
Christopher Reeve sendromu; attan düşüp felç oldu ya. Galiba fobim var; tedirgin ediyor beni. Korkunun ecele faydası yok.
At sevgin nasıl başladı?
Küçükken babamın atları varmış; dedem vefat edince satmışlar. Babamın atlarla ilgili çok güzel hikayeleri vardı. O hüzünlü, süslü masallarla büyüdüm. İleride param olursa at alacağım, diye kendi kendime söz vermiştim.
Yazın seni daha çok Alaçatı’da gördük. Nereleri seversin?
Alaçatı’nın dünyanın en güzel köylerinden biri olduğunu düşünüyorum. Havasıyla, gizemiyle yaz kış bambaşka. Alaçatı bir tarafa, geri kalanı bir tarafa.
Denize nerede giriyorsun?
Çeşme’de; Aya Yorgi Koyu’nda, Sola Mare’de her zaman.
Evin var mı orada?
Alaçatı’da evim var zannediliyor ama yok. Alaçatı’da evi olan ünlüler diye haber bile yaptılar. Keşke olsa.
Nerede kalıyorsun?
Evim yok ama kredim var. Arkadaşlarımda, otelde kalıyorum. Kalacak yer çok. İzmirliler sever beni, sokakta bırakmazlar.
Atlardan bütçe ayırsan ev için?
Her şey kısmetle alakalı. Düşünüyorum ev almayı. Çağırıyoruz, inşallah olacak.
Spiritüel konulara, evrene ilgili misin?
İnanırım, dua etmeye. Dua ile bir şey dilemek güzel. Spiritüel şeylere de ilgim var.
Evlilikten döndün mü?
Evliliğe yaklaştım ama olmadı. “Eğer çok istediğin bir şey olmuyorsa, ya olmaması gerektiği içindir ya daha iyisi olacağı içindir” demiş Hz. Mevlana. O yüzden bekliyoruz.
Hayat felsefen nedir?
İnsan olmak. Başka felsefem yok. Mantıksal düşünen bu sonuca varır.
Herkes, sebep aramadan, bir başkasını iki dakika mutlu etse, dünyada hiç problem kalmaz. Sadece iki dakika! O an onu yakalayıp değerlendirsen ve mutlu etsen hiç problem kalmaz.
‘Dizi derdim değil’“Şimdilerde görüştüğüm birkaç proje var. Gündem sıkıntıları devam edecek. Ne iş yapacağım, hangi dizide oynayacağım derdinde değilim. Sekiz yıldır dizi yapıyorum. Ülke olarak büyük sıkıntı var. Akan kanın durması lazım; herkes için...”‘Beş çocuk isterim’Ailene düşkün biri misin?Çok düşkünüm. Ailemle hep birlikteyim. Hepsi birbirinden değerli insanlar. Geniş aile olarak belirtiyorum; akrabalarım, kuzenlerim hepsi destek olmuşlardır.Sık sık yeğenlerinin fotoğraflarını paylaşıyorsun. Çocuk düşünüyor musun?Dünya tatlısı iki yeğenim var; amcayım. Çocuk düşünmez miyim? Hem de beş çocuk isterim. Çocuk sevilmez mi?Sen çocuğunu nasıl yetiştirirdin?İnsan olmayı öğretir- dim. Bizim aileden kötü adam çıkmıyor. Çocuk aile içinde yetişse yeter. Su akar yolunu bulur. İyi aile ortamı içinde yetişmesini sağlarım. Yaşın 43 oldu. Evilik, çocuk için geç kaldın gibi bir hissin var mı?Yoo. Hiçbir şeye geç kalmadım. Geç kaldıysan geç kalmışsındır. Ben çok iyiyim. Hayatımın doruğundayım. Erkeğin en güzel yaşları 40’ları derler. Bence de öyleymiş.Eskiye göre sende neler değişti?Eskiden ünsüzdüm; şimdi ünlüyüm, tanınan biriyim. Ben istemesem de zaten çok şeyi değiştirmek zorundayım. Sokakta istediğim gibi yürüyemem. Şimdi serbest dolaşamam. Karakterinde değişiklik oldu mu?Karakterim ve özüm hep aynı. Ama elbette gelişiyorum. Alışkanlıklar değişiyor. Algı ve yapı olarak 20’li yaşlardaki gibi değilim.

Yazının devamı...

YÖNETİCİLİKTEN YAPIMCILIĞA

1 Eylül 2015

Yönetim teorisyeni Peter Drucker, insanların ömrünün uzadığını ve şirketlerin de ömrünün kısaldığını tespit etmiş ve insanların artık bir şirketten emekli olamayacaklarını ve ileriki yaşlarında ikinci bir meslek edineceklerini söylemiş; hem de 1970’li yıllarda.

Etrafımda bu söyleme uyan örnekler giderek artarken; 25 sene özel sektörde çalıştıktan ve en son dokuz yıl Metro Group Türkiye Temsilciliği yaptıktan sonra bambaşka iki yöne yönelen başarılı bir kadından bahsetmek istiyorum. Akademisyenlik ve film yapımcılığı yapan Nurdan Tümbek Tekeoğlu.Metro’da çalışırken Marmara Üniversitesi’nde pazarlama alanında master ve doktorasını yaptı. Sinemaya Metro’da benim de sunuculuklar yaptığım - TÜRSAK ile kısa film yarışmaları düzenlerken çok ısındı. Gazeteci eşi Orhan Tekeoğlu da Karadeniz’in yüksek dağlık kesimlerinde yaşayan Karadeniz kadınlarını konu alan ‘İfakat Belgeseli’ni çekmek isteyince kolları sıvadı ve kaş göz yararak yapımcılık mesleğine adım attı.

Keyifle izlediğim ‘İfakat’ umulanın üstünde başarı getirdi. TRT’den ödül aldı ve belgesel Karadeniz’in kadınlarına mal oldu. Daha sonra Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ülkemize çalışmak için gelen Rus kadınlarının Trabzon’da yaşadığı acıları ve aileleri dağılan Karadeniz kadınlarının yaşadığı dramı konu alan ‘Öyle Sevdim Ki Seni’ isimli uzun metrajlı sinema filminin yapımcılığını üstlendi.

Film 30’a yakın festivalde gösterildi ve ödüller alarak halen gösterilmeye devam ediyor.

Kısa süre önce de ‘Sıra Dışı İnsanlar’ konulu belgesellerinin çekimleri bitti. Bu arada güzel bir şey olmuş ve sevgili Nurdan, Avrupa Film Akademisi’ne (EFA)kabul edilen üç Türk’ten biri olmuş. Yeni bir kariyer ve yeni bir heyecan. Bu heyecanlarını da öğrencileriyle Beykent Üniversitesi’nde verdiği derslerde paylaşıyor.

Hayatınıza neyin yön vereceğini bazen önceden kestiremiyorsunuz. İç sesinizi dinlediğiniz müddetçe doğru yolda ilerlersiniz…

BODRUM’DA WELLNESS KAMPIM
Ekim ayında Türkbükü’ndeki No:81 Hotel’de düzenleyeceğim harika bir wellness kampı var; aslında sağlık dolu keyifli bir tatil de diyebiliriz.Yaz biterken yeni mevsime daha dinç, daha arınmış ve daha fit girmek için böyle bir fırsat sunmak istedik. Eski Maki Otel, yenilenen haliyle No:81 Hotel’de 1 - 4 Ekim tarihleri arasındaki wellness kampında katılımcılar üç gün boyunca hazırladığım fit menüyü yiyecek, benimle Tibet’in gençlik pınarıyla güne başlayacak. Denizde kürek sörfü denilen SUP yapacak, Yoga Métrique Consulting ile yoga ve meditasyon imkanı bulacak, masaj seansıyla rahatlayacak, Cennet Koyu’na tekne turuna ve Gümüşlük Dereköy’deki Değirmen 81’de detoks workshop’una katılacak. Hem tatil hem de detoksu andırmasına rağmen o kadar sıkı olmayan zevkli ve sağlıklı bir uzun hafta sonuna ne dersiniz?

Yazının devamı...

Bodrum’da Klasik Müzik

25 Ağustos 2015

Türkiye’nin değişmez güzel tatil yörelerinden Bodrum her zaman kalitesi ve duruşu ile ayrı bir yere sahiptir. Yıllardır bu yarımadada yazlıkları olan köklü bir kitlesiyle her bir koyu ayrı bir dünyadır.
Turgutreis tarafına Doğuş Grubu, 12 yıl önce hem iyi bir marina kazandırdı, hem de nefis bir klasik müzik festivali!
Dört gün süresince önemli sanatçıları bir araya getiren 11’inci D - Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali’nin açılış konseri Rus Ateşi’ndeydim.
Biletlerin ilgiyle satın alınması, medeni insanların yaza uygun fazla çaba gerektirmemiş şık ve tiril kıyafetleriyle arz-ı endam etmeleri, nazik tavırları bana – zaten hep inandığım – iyi şeylerin de var olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Bir marinada düzenlenen ilk ve tek klasik müzik festivali olan bu hoş etkinliğin bu seneki açılışında İngiliz Kraliyet Filarmoni Orkestrası, 79 yaşına rağmen enerjisini kaybetmemiş, saçlarını boyatsa da hakkı olan, İsviçre doğumlu büyük yetenek Charles Dutoit şefliğinde, başarılı Rus piyanist Denis Matsuev’in hünerleriyle Rahmaninov ve Çaykovski’nin bestelerini çaldı. Çok beğendik.
Aynı orkestra ertesi akşam Sarah Chang’in kemanı eşliğinde çaldı.
Festivalin en çok ilgi çeken akşamı da; solist Buika’nın Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde hüzünlü aşk şarkılarını buğulu sesiye söylemesiydi. Güleryüzünü eksik etmeyen Buika, konser bitiminde sahneden inmek istemedi ve “Gitmek istemiyorum” diyerek bir iki parça daha söyledi. Fakat, sahneden iner inmez kulise uğramadan arka kapıdan araca atlayıp gitmesi ve bekleyen hayranlarını şaşırtması da ayrı bir ironiydi.

Yazının devamı...

KUŞLARLA HUZURU BULDUM!

18 Ağustos 2015

Yaz başından beri çok güzel tatil yörelerine, otellere, Bodrum’da yazlığıma gitsem de sanırım gerçek tatili yeni yaptım. Doğanın kucağında, Gökova Koyu’nda büyülü bir cennette!

Şehir stresinden uzaklaşıp doğal yaşamla kucaklaşmak isteyen herkesin hayal edebileceği şeylerin hayata geçirildiğini gördüm. Golden Key Bördübet’te sabah onlarca kuş türünün eşsiz melodileriyle uyandım, kahvaltımı, içinde kuğu, ördek, balık ve su kaplumbağalarının bulunduğu çam ağaçlarının arasında, dağlardan gelen kaynak sularının oluşturduğu dere kenarında yapıp onları besledim. Ayaklarım yemyeşil çimlere bastı, denize gitmek için kah kayığa kah kanoya bindim, özel bir adada plajda kitap okudum, organik bahçeden toplanmış doğal lezzetleri tattım ve gün batımını ada tepesinde eşsiz bir manzarada yaşadım.

Üstelik bu tatile giderken kafam karışıktı; kendimi hayatımla ilgili karar verme sürecinde hissediyordum. Böyle bir zihin boşaltma ve ruh, beden, zihin uyumu için buradan daha uygun bir yer olamazdı.

Doğal bir senfoni

Bir de eylül ayına kadar devam edecek, hani önemli kararlar almamamızı tembihleyen o Venüs Retrosu da gökyüzünde etkisini gösteriyorken, kendimi masajlara bırakmak, bu kadar doğal ortamın içindeki lüks odamda bulunan jakuziye girmek iyi geldi.

Ağaç yaprakları, su ve kuşların oluşturduğu seslerle doğal bir senfoninin eşlik ettiği bu huzur dolu ortam sanırım sonbahar ve ilkbaharda ayrıca gelinmesi gereken romantik bir yer de. Yüksek sezon olduğu için çocuklu aileler de vardı. Küçükler hayvanlarla oynamaya ve onları beslemeye bayılıyor.

Ben de bu kadar harika bir dere ve deniz görünce her bulduğum suda yapmaya başladığım SUP’ı (Stand - Up - Paddle) yaptım. Suyun üzerinde ahenkle akarken kendimi filmlerde gibi hissettim.

Neden Bördübet?

Yazının devamı...