Erkan Sevinç

Erkan Sevinç

drerkansevinc@gmail.com

Tüm Yazıları

Büyükşehir Belediyesi davası tutuklusu olan şair Halim Yazıcı Buca Cezaevi’nden tahliye olur olmaz yeni kitapları yayına hazırlamaya başladı.

Cezaevinin “Şair dayı”sı

Onun içerde yazdıklarından sadece bir tanesi. Dolu dolu dosyalarla çıktı geldi aramıza. Büyükşehir davasından yargılananlar arasında. 13 ile 33 yıl arası hapsi isteniyor bu sanat adamının.

Halim Yazıcı ilk şiirini Bergama Zübeyde Hanım İlkokulu’nda okurken çok sevdiği ve saygı duyduğu öğretmenine yazmış. İlk kitabı 1982’de yayınlanıyor. Ankara’da Metin Altıok, Gülten Akın kitapları basan Türkiye Yazıları Yayınevi’nce. Adı ”O güzel narin gelin”. 10 kitabı var. Bazı kitapları İsveççe, İngilizce, Yunanca, Fransızca ve Azerbaycanca’ya çevrildi. Çok sayıda ödül sahibi. En son “Küçük Taşlar İklimi“ ile Dil Derneği Ömer Asım Aksoy ödülünü aldı.
Halim Yazıcı tam bir şiir tutkunu. Şöyle anlatıyor şiiri...

”Vücudumuzda milyonlarca kılcal damar, birbirinin altından, üstünden, kenarından köşesinden kıvrılarak uzar gider ve bir ana toplar/atar damara ulaşır sessiz sedasız. İçi kanla doludur damarın. Şiirin içi de kan, acı, aşkla doludur. Kesip atamazsınız onu. Şair de kesip atarsa şiiri hayatından, kangrene dönüşür ömrü.”

Ölesiye müzik tutkunu. 1000’in üzerinde plağı var. Klasik rock, caz, modern caz, klasik batı müziği, Türk müziği... İçerdeyken bırakın dinlemeyi plaklarına dokunmayı özlemiş. Ona yakın arkadaşları cazkedisi diyorlar.

Haberin Devamı


İzmir’e hizmetten gurur duyuyor
Eşi ressam. O da şiirsel metinler yazıyor. Sanat ortamında tanışmışlar. Birbirlerine yazdıklarını okuyarak aşık olmuşlar. Eşi, çocukları tüm dostları içerde ona güç vermiş. 85 yaşındaki annesinin “ölümün dışında her şeye çare var, dimdik ayakta duracaksın. Onurla yaşıyorsun, yaşayacaksın ve dimdik çıkacaksın” satırları hayata tutunmasına yardımcı olmuş.
İçerde özellikle kader mahkumlarına kol kanat germiş. Okuma yazma öğrettikleri olmuş “Hiç kimseye kırgın değilim. İzmir halkına hizmet etmek, sayın Kocaoğlu’nun ekibinin bir parçası olmak benim için onurdur. Bu onuru sürdüreceğim. Sanattan, edebiyattan, kültürden, müzikten nefes alan alçakgönüllü insanlarız, akçeli işlerle işimiz olmaz” diyor.

Haberin Devamı

“alın yazım
Aze’me
dağlardan uçurtma
uçurtmalardan güvercin
güvercinden sen
senden aşk yaptım

bin renkli gülden
devrilen adın

yıldız olsun alnıma
diye kalbime yazdım.

Buca Cezaevi,
20 Haziran 2012
Saat:19:15”

KİMDİR?

Halim Yazıcı 1954 Bergama doğumlu. İzmir İktisat Fakültesi Ekonomi Bölümü mezunu. 9 yıl bankacılık sektöründe çalıştıktan sonra Denizli Belediyesi Kültür Müdürü oldu. Sonra sırasıyla Çiğli, Konak ve Büyükşehir Belediyelerinde Kültür Müdürlüğü yaptı. Birçok ödülü ve 10 yayınlanmış kitabı bulunan Yazıcı halen İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde çalışmaktadır.

Yazmadığın bir hayat hatadır

Son kitabın “Küçük Bir Harf”yayınlandı. Bir hafta geçmedi tutuklandın...

Evet aynen öyle. 2 Mayıs’ta ilk operasyon olmuştu. O operasyonda 4 gün gözaltına alındık sonra bırakıldık. Aradan yedi ay geçti bu sefer 22 Kasım 2011’de tekrar evden alındık. Yine aynı sorular, aynı cevaplar. Ama bu sefer tutuklama kararı çıktı. Buca Cezaevi’nin yolunu tuttuk. Dil Derneği’nin Ömer Asım Aksoy Ödülü’nü kazanan “Küçük Taşlar İklimi”nden sonraki kitabım “Küçük Bir Harf”... 10 kitap oldu.

Haberin Devamı

Cezaevi’nde epey vakit bulmuşsundur yeni yapıtlar için.

Hayat hapishanede yazarak çizerek geçti tabii ki. 2 kitap oluştu diyebilirim. Bir çocuk şiirleri dosyam var. Bir de sevgi şiirleri... Eşime yazdığım şiirler... Eylülde iki yeni kitabım olacak inşallah. Ahmet Günbaş ve Bekir Yurdakul da bir anı kitabı üzerinde çalışıyorlar. Bir de 24 klasör kadar bana yazılan ve benim yazdığım mektuplar annemin mektubundan sanatçı dostlarımın kitap kalınlığında mektuplarına kadar. Onları da gün ışığına çıkarmak gerekecek sanırım.

Buca’da bir günün nasıl geçiyordu?

Önce sabah 6 da sayılıyoruz. Koğuş nüfusumuz 40 ile 60 kişi arası değişiyordu. Çünkü Buca tutukevi değil; cezası kesinleşeni başka yere naklediyorlar. Orası bizim ikinci evimiz oldu. 2 katlı ranzalar vardı, ben altta yatıyordum. Koğuştakiler bana “Şair Dayı” diyorlardı. Koğuşta tv buzdolabı vardı. Avlumuz 33 adımdı. Sabah 7’den akşam saatlerine kadar açık olması bir şanstı. Sabah sporu, kültürfizik sonrası kahvaltı. Yemek ortaklığımız vardı, 3-5 kişilik gruplar şeklinde. Parakardlarla alışveriş yapıyor gelen yemekleri zenginleştiriyorduk. Mesela fasulye geliyor, işliyoruz. Soğanını, biberini, sosunu zenginleştirip yenilebilir hale getiriyorduk. Genelde akşamları sohbetle geçiyordu. Diğer ranzalara misafirliğe gidiyorsunuz elinizde ayçiçekleriyle. Avluda bol bol voleybol oynadık. Buca Cezaevi idaresine özellikle sağlık hizmetleri için özel teşekkür etmek istiyorum. Doktorumuz çok iyiydi. Ayda bir açık görüş hakkımız vardı birinci dereceden yakınlarımızla.

Boncuk işi?

Çok var yapan. Bir sürü boncuk yaptırdım oradakilere destek olmak için. Bu arada herşey sigara ile. 2 Lark’a bir tespih, anahtarlık ya da araba süsü yaptırıyorsun. Üreten mahkumlara destek çıkmak çok güzel. Çoğu da gurbet mahkumları. Ne gelenleri var ne de paraları.

Kitap okuyan azdır.

Aynı davadan yargılandığımız Selçuk bey özellikle kitap getirtiyordu, onları dağıtıyorduk. İnanır mısın en çok okunan kitap Ahmet Arif’in “Hasretinden prangalar eskittim”i oldu. O kitabı orada okumakla dışarıda okumak arasında korkunç fark var. Orada şiirde söz edilen taş duvara dokunuyorsun. Bahsettiği zulası senin de içine işliyor. Bizim zulalarımız hep kitaptı. Okuyan az ama bir kişi fazla okursa bizim için kardır

Önümüzdeki maça bakacağız denir ya...

Şimdi bize düşen daha çok çalışmak, daha çok üretmek. Emekli olmayı düşünüyordum şimdi hiç düşünmüyorum. Daha çok çalışacağım, daha çok proje üreteceğim. Bu bir hırs ya da kızgınlık değil. Zaten eğer üretemezsek, yazamazsak sıkıntı oluyor. Yazmadığın bir hayat hatadır. İzmir’in sanat yaşamına bir nebze katkım olması beni çok mutlu eder.