SULAR TANRISININ ÇOCUKLARI

Okeanos’un “Mey Zamanı” adlı bestesinin kullanıldığı Cannes’da yarışan “Kod Adı Venus” filmi 21 Aralık’ta gösterime giriyor

Okeanos, Yunan mitolojisinde 12 tanrı döneminde sular tanrısı. Suyun kudretini temsil ediyor ve sınırsızlığı ifade ediyor. Dünyadaki bütün suları kapsadığı için onların yaptığı tarza uyan bir isim. Çünkü sadece Türk ve Yunan ezgilerini değil 7 dilde şarkı söylüyorlar. Evrim Ateşler ve Mert İşyar’ın grubu 6 kişiden oluşuyor. Özel konser ve festival organizasyonlarında 3 danscıyla birlikte toplam 9 kişi sahne alabiliyor.
Orkestrada bir de bayan back vokal var; Filiz Başkurt. Müzik öğretmeni ve keman da çalıyor. Evrim Ateşler’in büyük dedesi babaannesinin annesini kaçırarak 1918’de Selanik’ten İzmir’e gelmiş. Aile 94 yıldır Aksoy’da aynı mahallede yaşıyorlar. Dier aile fertleri gibi Karşıyaka doğumlu olan Evrim, 4 yaşında piyano ile başlıyor müziğe. 7 kere konservatuar sınavlarına girip, kazanamamış. Her sınav onun için bir hırs olmuş. Müzikal eğitimi olmaksızın kendi yeteneğiyle bugün 10 enstrüman çalabiliyor. Piyano, akordeon, ney, klarnet, gitar, bağlama, ud, buzuki, cura vb.

Müzisyen geç kalınca
Okul sonrası yıllarca garsonluk yapmış. Birgün İzmir Hilton’da çalışırken müzisyen geç kalınca müdür “Geç piyanonun başına” diyor. O gün kendi kendine “sen müzisyensin ne işin var garsonlukta” deyip önlüğü çıkartıyor ve orkestrası “Black”ı kuruyor. Mert İşyar’la tanışması ise 16 yaşlarında. Bir kafede bir araya geliyor iki müzisyen. Mert’in ailesi de 4 kuşak Giritli. Antalya’da bir otelde birlikte çalışırken Yunanca şarkıları repertuara almaya başlıyorlar ve Okeanos’u kuruyorlar. Okeanos 5 yıldır Swiss Otel Grand Efes’te. Rebetika ya da rembetiko şarkıları, Türk ve Yunan halk şarkıları laikolar repertuarlarında. Ayrıca Ege türküleri, zeybekler ve rumeli türkülerini de yorumluyorlar.
Grubun “Mey Zamanı/Tin Ora Pou Ta Pino” adlı bestesinin kullanıldığı 65.Cannes Film Festivali’nde yarışan “Kod Adı Venüs” 21 Aralık’ta vizyona giriyor. KKTC, Türkiye, İngiltere ve Hollanda ortak yapımı film, Kıbrıs’ta 1955-1974 dönemini anlatıyor. Aşk ve macera türü filmde Yasemin adlı bir ajanın Barnabas İncili’ni araması konu alınıyor.
Yasemin yani Venüs kod adlı ajan, Kıbrıs’ı sembolize ediyor. Kitabı ararken kendini aşk çemberinin içinde buluyor. Filmin ön planında aşk ve hırs mücadelelerine, arka planında da Kıbrıs’ı bölünmeye götüren olaylara yer veriliyor. Filmin yapımcı ve yönetmeni Tamer Garip.
Ateşler ve İşyar, filmin şarkısını Pasaport’ta yazmışlar. Nargileleri çekerken bir peçete üzerine yazılıyor sözler sonra besteleniyor. Evrim Ateşler “Paraya levan denir. İyi bir iş çıkması için cebe levan, kalbe iman, kafaya duman lazım“ diyor. Şimdi bir müzikal projesi üzerinde çalışıyor. Bir kadınlar projesi bu. 11 müzisyen var; 10’u kadın, bir de Evrim.
17 yıldır beraber olan bu iki müzisyen kardeş gibiler. Mert’in ablası Evrim’in ablası gibi, Evrim’in annesi sanki Mert’in annesi. Evrim Karşıyakalı, Mert Göztepeli. Göztepe-Karşıyaka dostluğuna en güzel örnek. Bu akşam Atatürk Stadı’nda maçı birlikte izleyecekler. Evrim siyah hastası. 200 siyah tişörtü var. Sanat fotoğrafları çekiyor, fırsat buldukça ata biniyor. Ampulle değil mumla aydınlatır ortamı. Yüzük ve para koleksiyonu var. Dans ediyor, Türk Zeybeği, Yunan Zeibekikosu, Hasapiko Sirtaki, Arjantin Tango ve Flamenko favorileri.
Mert’in hobisi eğtim. Makine mühendisliğini bitirmiş şimdi de matematik okuyor. Her ikisi de nargileci. Mert, müzikten fırsat buldukça balığa çıkıyor. Sinema ortak tutkuları. Her ikisi de gerçek bir izmir aşığı. Onca teklife rağmen sevdikleri kenti terk etmiyorlar. Hatta Mert “İzmir’e laf söyleyeni 30 saniyede oturduğu koltuğa gömüyorum” diyor.

KİMDİR?


Evrim Ateşler: Karşıyaka doğumlu. 9 Eylül Üniversitesi Turizm Bölümü mezunu. Bir süre İzmir Hilton F&B departmanında görev yaptıktan sonra özel tiyatrolarda, dizi ve reklam filmlerinde rol aldı. 2007 yılında Mert İşyar ile birlikte Okeanos’u kurdu. Grup 4 yıldır Swissotel Grand Efes’te çalıyor. “Mey Zamanı” isimli bestesi 65.Cannes Film Festivali’nde yer alan “Kod Adı Venus” filminde kullanıldı. Sahnedeki müzisyenliği yani sıra kendi stüdyosunda film ve sahne müzikleri, soundtracklar üzerine ciddi çalısmalar yapıyor.
Mert İşyar: Bornova doğumlu. 1994 yılında gitarla tanıştı. İlk profesyonel sahne heyecanını 1999 yılında yaşayan İşyar, 2002’de Taner Sevgel’le çalışmaya başladı. Bu ikili, 2004 yılında Sound Sanat ismiyle bir müzik evi açarak enstrüman eğitmenliğine başladılar. Mert İşyar, Okeanos’un buzukistliği, gitaristliği, basistliği ve enstrüman eğitmenliği yanı sıra Yaşar Üniversitesi Matematik Bölümü’ndeki eğitimine başarıyla devam ediyor.

Dostlu­­ğa tuğla koyuyoruz

* Neredeyse tüm komşularımızla kavga içindeyiz. Bu dönemde Yunanlılarla ilişkiler önem kazanıyor.
E.A: Gerçekten öyle. Bizler ve onlar yok zaten, kardeşiz. Sahnemizde de politik ve ideolojik düşüncelerden ayrı durmaya, her iki topluma da eşit davranmaya çalışıyoruz. Önümüzdeki günlerde Yunanistan’da çalıştığımız menejerler vasıtasıyla önemli bir projeye katılacağız. Biz Okeanos olarak yunan müziklerini çalacağız, Yunanlı meslektaşlarımız da Türk müziklerini icra edecekler. 1915-1920 yıllarını anlatan bir proje bu. AB projeleri kapsamında 8 Türk, 8 Yunan yönetmen toplam 16 kısa metrajlı belgesel çektiler. Biri “Köklerden seslere” adını taşıyor ve bizim hayatlarımızı anlatıyor. İyi niyet elçiliği misyonumuzu sürdürüyoruz. Türk-Yunan dostluğuna tuğlalar koyuyoruz.
* Konuklar arasında ciddi sayıda Yunanlı turist dikkati çekiyor.
M.İ: Sakız, Samos ve Atina’dan dinlemeye geliyorlar. Türk zeybeği ve sirtaki şov yapıyoruz. Bugün bir Türk rakı içip, balık yerken Yunanca parçada kalkıp oynayabiliyor. Çünkü zeybeğimiz de, oyun havamız da, kasap havamız da aynı. İşimiz hem zor, hem kolay. Hiç hata kaldırmıyor.
* Besteleriniz de var. Yakında bir CD çıkaracak mısınız?
E.A: CD çalışmasını sürdürüyoruz. Klarnet ve neyin ön planda olduğu bir albüm olacak. Dışarıdan eve geldiğinde, günün bütün yorgunluğunu atacak, ruhu okşayacak bir albüm. Ancak Türkiye’deki ticari ve korsan zihniyeti nedeniyle gecikiyor. M.İ: Müzikte ciddi bir kirlilik de var. Fabrikasyon şarkılar ortalarda dolanıyor. Niye böyle dediğinizde de size verdikleri cevap “zaten 7 tane nota var“ şeklinde. Oysa Mozart’ın da elinde 7 nota vardı. 16 dakikalık ölüm marşını bile kendisi tamamlayamadı. Bizimkilerin yaptığı hamburger müzik.
* Sanatçılarımız?
EA: Türkiye’de şarkı söyleyen herkes sanatçı olarak nitelendiriliyor. Oysa sanatçı üreten kişidir. Şarkı söylemekle sanatçı olunmuyor. Sadece şarkı söyleyen biriysen sanatçı falan değilsin, şarkıcısın arkadaş.
* Sanatçılar iş bulmakta zorlanıyor, şarkıcılar iyi para kazanıyor
EA: Aynen öyle. Gurur duyulacak bir meslek sahibi olduğumuzun farkındayız ama bu saptama bizi gerçekten üzüyor. Sahnede sanatını icra ediyorsun, iki duble rakı içmiş adama karşı. O insana doğru bir şeyler söylemek deveye hendek atlatmaktan daha zor. Müzisyene, sanatçıya bakış açısı daha da kötüleşti. İnanır mısınız Avrupa’da sokakta enstrüman çalan bir müzisyene atılan para bize verilenden çok daha fazla.
M.İ: Atatürk’ün sözünü bir kez daha hatırlatmak isterim. “Herşey olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız.“