Bol bol balık çorbası için...

Balıkçı Hüseyin Usta’yı bilirsiniz. Bornova’da, Tatmahal’de dükkânı. İzmir’e, balığın sadece deniz kıyısında yenmeyeceğini, denizden uzakta da güzel şeylerin yapılabileceğini gösteren adam Hüseyin Abi... Bu aralar her yere gitmeyi, oturup iki lafın belini kırmayı özlediğim gibi, ustayı da pek özledim. Hüseyin Usta’nın dil şişi meşhurdur, salatası efsanedir. Gözünüzün önünde yapar salatayı, aynı anda siz de yaparsınız ama nedendir bilinmez, her defasında onun salatası çok daha lezzetli olur. Galiba el melekesi denen şey bu olsa gerek... Bi de balık çorbası pek güzel olur ustanın. Salgından önce ara ara gider, içerdik. Malum bu aralar dükkân kapalı, hasretiz ustanın yemeklerine. Bi keresinde “Usta, ne var Allah aşkına bu çorbada?” diye sorduğumda tarif etmişti. Ben de geçen gün aklımda kaldığı kadarı ile yaptım. Ev ahalisi pek beğendi. Eşim Ebru, sırrını istedi ama ben vermedim.
Şimdi ona vermediğim sırrı size söyleyeceğim. Siz de yapın balık çorbasını, vitaminsiz kalmayın...
Aslında iskorpit, adabeyi balığından pek güzel olur çorba, ama ben levrek kullanıyorum.
Orta boy bir levreği bütün olarak büyük bi tencereye koyuyorum, üzerine de 1,5-2 litre su, bi miktar maydanoz sapı, havuç, patates, bir baş bütün soğan, bikaç dal kereviz yaprağı koyup yakıyorum ateşi. Kaynamaya başladığında, tencerenin üzerinde oluşan köpüğü mutlaka bir kaşıkla alıyorum. Balık narin bi ürün, 15 dakikada pelte gibi oluyor. Piştiğinde balığı alıyorum, hızlıca orta kılçığını ve kafasını alıp tekrar tencereye koyuyorum. 15-20 dakika daha kaynatıp suyunu bir kaba süzüyorum. Bu sırada balığımı da içinde hiç kılçık kalmamak kaydıyla ayıklıyorum.
Su ve balık hazırsa çorba oldu demektir aslında. Şimdi geldik püf noktasına... Başka bi tencereye aldığım balık suyunu yavaş yavaş kaynatırken, bi kaşık un, bi kaşık zerdeçal ekleyip biraz kaynadıktan sonra balıklarımızı ekliyoruz.
Kısık ateşte 15 dakika daha kaynatıyoruz. Bu arada ben dolu bi kaşık da tereyağı koyuyorum çorbaya, pek lezzetli oluyor. Dilerseniz, balıkla haşladığınız sebzelerden de çorbanıza ekleyebilirsiniz. Son olarak üzerine bi parça dere otu doğrayıp servis ediyorum.
İşte size bağışıklık siziteminize büyük katkı sağlayacak, basit ama bi o kadar da şahane bi çorba.
Valla, sevgili Hüseyin Usta’nın anlattıklarından aklımda kaldığı kadarı ile ben böyle yapıyorum balık çorbasını. Ustanın tabii ki başka teknikleri, sırları vardır ve de illa ki el melekesi çorbasına da geçiyordur. Ama şu ara eldeki bu. İnşallah güzel günler yakın, tekrar Hüseyin Usta’nın lezzetli çorbasını içip sevgili eşinin şahane turşusunu tadacağız.
Ne diyorsun ustam, tarif doğru olmuş mu?

Bol bol balık çorbası için...

Özledik di mi?

O kadar çok hayal kurdum ki geçen sene, nerden, hangisinden başlasam diye düşünüp duruyordum. Aslında hiç gerek yokmuş bu kadar düşünmeye. Bi fırtına batırırmış gemileri. Gördük bunu. Sen hayaller kurarmışsın, kader bi köşeden gülermiş. Yaparmış yapacağını anlayacağınız. Gözümüzle göremediğimiz, başta çok önemsemediğimiz bi küçük canlı, yedi düveli esir aldı. Hapsetti tüm dünyayı evlerine.
Halbuki, Bursa’ya gidecektik, sanayide köfteci Serkan’la başlayacaktık geziye. Uludağ’da kamp yapacak, tahanlı pide yiyecektik. Fasülyeli’de 40 çeşit fasulye tadacaktık.
Kamp yılı olacaktı 2020. Girdev’e, Fethiye’ye, Denizli’ye ve hatta Hakkâri’ye gidecek, Zap Suyu kenarında kamp atacaktık. Sonra arkadaşım İsmail, Tunceli’ye götürecekti bizi, Munzur Çayı’nın soğuk sularına girecektik. Tunceli’ye has, doğal sarımsağının izini sürecektik. Süremedik...
Yaz aylarında biraz umutlandık. Başladık gene hayallere. Aralık ayında Çeşme Ilıca Yıldız Burnu’nda, denizin içinden çıkan sıcak suya girecektik. Giremedik...
Bahar aylarına canlı yayınlarda kurduğumuz sofraları hiç olmazsa doğada, birbirimizden uzakta olsa kurarız dedik. Kuramadık...
Burnumuzun dibindeki markete gitmeye korkar olduk. Biçok sektör darmadağın oldu, ayakta kalma mücadelesi veriyor biçoğu. Özellikle de yeme içme sektörü büyük darbe yedi. Lahmacunu, pideyi, kebabı eve söylerdik, alışkındık buna da, balık restoranların, esnaf lokantalarının evlere servisle ayakta kalma mücadelelerine şahit olduk. Bu dönemde, esnafa bi sipariş vermenin ne kadar kıymetli olduğunu gördük.
Şunu da gördük, yaz boyunca virüs mücadelesinde, kurala, kaideye riayet etseydik, bu kadar üzülmezdik, kasılmazdık. Ama oldu bi kere, yapamadık işte. Tam “Ne olacak bu durum?” derken bilim insanları “Aşı bulduk” dediler. Yeniden umutlandık... Biliyorum, çok özledik sarılmaları, maskesiz muhabbetleri, halay çekmeyi, baş başa yemekleri, aile ziyaretlerini çok özledik...
Şimdi umudu koruma zamanı. Ancak bunu yaparken, geçen yaz olduğu gibi, aşı bulundu, her şey bitti moduna girmeyip disiplini korumalıyız. Yoksa kurduğumuz hayalleri çook ileri tarihlere ertelemek zorunda kalabiliriz.
Özlediğimiz kalabalık sofralarda buluşmak dileği ile.
Kalın sağlıcakla...