Gözlerden uzak Karaburun

7 Ağustos 2022

Maviden kızıla dönen gökyüzünün verdiği huzuru, yanı başımızda dalgaların ezgisini dinlerken, iyot kokulu havayı derin derin çekiyoruz içimize: Badembükü’nde, Balıkçı Hüseyin’in kulübesinin yanındayız.

Şanssızlıklar peşimizi bırakmadı bu ara. Ama olsun her şeye rağmen hayat güzel. Karavan da öyle! Karaburun’dayız bu hafta. Yol bizi nereye götürürse diye çıktık yine yola. Aslında Çeşme’ye gitmeyi istiyorduk fakat biliyorsunuz Çeşme’de kamp, karavan yasak! Neden yasak diye sorduğunuzda, cevap net: Yasak! Konuya dair bir düzenleme yok, çözüm yok ama yasak!

Neyse İzmir-Karaburun arası kısa bir mesafe. Beş yıl öncesine kadar İzmirlilerin bile çok gitmediği bir yerdi burası. Yolu çok dar olduğundan tercih edilmezdi. Ama şimdi sorun kalmadı. 1 saatlik şahane bir yolculuktan sonra vardık şehir merkezine. Şansımıza rüzgârlı hava. Aslında, Karaburun’un bizce en güzel koyu olan Dolungaz’da kalmayı düşündük ama karavanla inemedik. O koy, bu koy derken kendimizi Yeni Liman köyünde bulduk. Aslında burada da kalabilirdik, fakat daha önce buraları gezerken birkaç koy dikkatimizi çekmişti. Sürdük karavanımızı dağlara doğru.

Ildır-Karaburun arasında, Sarpıncık köyü ve fenerini geçince sağa doğru kıvrıla kıvrıla inen asfalt yoldan Badembükü’ne ulaştık. Küçük bir köy burası. Sahilde bir kafesi, bir bakkalı bulunan mütevazı bir yer. Sahile nasıl ineriz diye durduğumuz köy kahvesinde bir arkadaş bilgilendirdi bizi. Eşim Ebru ve oğlum Efe kuru bir dere yatağından indiler sahile. Ben de kahvedeki arkadaşın tarifiyle araç yolundan bulundukları yere doğru sürdüm karavanı. Ama o da ne! Tam sahile inecekken bir genç “geçemezsiniz” dedi. Sözde geçeceğim yol onların arsasıymış, ya onun gösterdiği yerde 300 lira verip aracımı park edebilirmişim ya da geçemezmişim. Bu arada bulunduğumuz yerde hiçbir yasağın olmadığını, yolun devamında belediye hizmetlerinin sürdüğünü, en önemlisi de sahillerin halkın olduğunu hatırlatmak isterim. Hararetli bir tartışmadan sonra karşıya geçtiğimde sahilin en sonunda bir balıkçı kulübesi görüyorum. İnip sesleniyorum içeriye. Denizin sert rüzgârlarını yemiş, biraz yaş almış, sert mizaçlı biri çıkıyor. Durumu anlatıyorum hızlıca. “Siz gelin bakayım buraya, çekin karavanınızı deniz kıyısına, buralar hepimizin, bulduğunuz gibi bırakın yeter” diyor. O dakikadan itibaren keyfimiz yerine geliyor. Balıkçı abimizin adı Hüseyin, yedi göbek Badembükülü. Akşam, soframıza konuk oluyor. Eskiden Badembükü’nün nasıl olduğunu, balık bolluğundan, insanlarının misafirperverliklerinden söz ediyor.

ASLA ATEŞ YAKMAYIN, ENDEMİK BİTKİLERİ KORUYUN

Bu arada birkaç hatırlatmada bulunmak isterim: Kamp, karavan hayatı her zaman dikkat gerektirir. Birincisi bulunduğunuz yeri daima temiz tutun, temizleyin. Asla ateş yakmayın, endemik bitkileri koruyun. Mesela Badembükü’nde kum lalesi var. Aman ha, ne üzerine basın ne de koparın! Son olarak taşlık, suyun olduğu bölgelerde akreplere dikkat edin! Özellikle de gece çok dikkatli olun. Çünkü akrep ışığa gelir.

Badembükü’nde gezilecek pek yer yok ama buraya gelirken Bozköy, Tepeboz, Yeni Liman, Hasseki, Sarpıncık, Sarpıncık Feneri ve terk edilmiş bir Rum köyü olan Sazak’ı gezebilirsiniz. Dilerseniz yoldan hiç sapmadan Ildır, oradan da Çeşme’ye kadar ulaşabilirsiniz. Üç gece kaldık burada ama üç aylık enerji depoladık. Ayrılırken Balıkçı Hüseyin abi uğurladı bizi. Eylülde yine gideceğiz, çünkü yumurtalı kefal sezonu başlayacak. Hüseyin abinin bir dalyanı var. İnşallah onun yakaladığı meşhur Karaburun kefali yiyeceğiz. O kara tavada pişirecek kefali ben de Kakavia (daha çok kefal balığı ile yapılan sulu bir yemek) yapacağım.

Yazının devamı...

Hayat duracak kadar uzun değil

31 Temmuz 2022

Hafta bizim için keyifsiz geçse de planımıza uyuyor ve Karacasöğüt’e gidiyoruz. Burası inanılmaz bir yer. Ormanın denizle birleştiği yetmezmiş gibi koyun hemen sağ tarafında, kısa ama keyifli bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz bir sığla ağacı ormanı var

Bu hafta pek öyle keyifli geçmedi bizde. Babamın aşı sonrası yaşadığı rahatsızlıkla uğraşırken birden ben arıza yaptım. İki-üç yıl önce de yaşadığım bir böbrek sancısı feleğimi şaşırttı. Hâlbuki bir hafta öncesinde, daha önce de gelip müthiş zaman geçirdiğimiz Marmaris Karacasöğüt yolculuğu planlamıştık. Oğlum Efe, “Ekmek işleri, çöp işleri benden sorulur” diye on gündür bugünü bekliyordu. Ama hayat bu! Nerede, ne göstereceği belli olmuyor. Çok şiddetli sancılarla gece saat 10.00’a kadar acil servisteydik. Ve şimdi Karacasöğüt için hazırlıkları tamam olan karavanımızda alıyoruz soluğu. Hayatın ne getireceği belli değil belki, ama bizim ona nasıl karşılık verdiğimiz de önemli. Gece saat 11.00, aracımızın tüm kontrollerini tamamlıyoruz. Yolculuk için her şey hazır. Bu arada önceki hafta Karaburun’a gittik, motor kısmında yerinden çıkan minik bir hortumun ne kadar önemli olduğunu öğrendik. Şükür ki bu arıza dik tepelerin inişinde oldu. 30 santimetrelik hortum aracın fren sisteminin havasını sağlıyormuş. İlk bastığınızda tutan fren, ikinci basışınızda resmen bir tahtaya dönebiliyor. Yine de duruyorsunuz ama fren mesafesi uzadığından çok tehlikeli bir durum. Size tavsiyem, aracın yağına, suyuna bakarken, motor etrafında gözle görülen hortum düzeneğini, kabloları da mutlaka gözden geçirin. 

Harika bir koy 

Gece seyahat etmem pek, ama bu sıra dışı bir durum. Öyle ya, dünyada kaç kişi acil servisten çıkıp Marmaris Karacasöğüt’e gider ki? Yollar tenha, çok geçmeden Çine’ye varıyoruz. Malum, yol acıktırıyor insanı. Karavanda, acaba Çine köftesi mi yesek, diye konuşurken ben “Hadi şansımızı deneyelim, yol üzerinde Balıkçı Abdurrahman ve Oğlu’nun yerine gidelim” diyorum. Hızlıca bir yemekten sonra hiç vakit kaybetmeden düşüyoruz yine yola. Gece yarısını geçe Karacasöğüt’teyiz. Burası Marmaris’e 24 kilometre mesafede, çok kişinin bilmediği harika bir koy. Koyda küçük bir marina, iki restoran ve alışveriş edebileceğiniz bir market mevcut. Koy yakınlarında da yemek yiyebileceğiniz ve alışveriş yapabileceğiniz yerler de var, ancak bir gece hayatı yok. Karavanınızı denize sıfır bulunan otoparka sorunsuz park edebilirsiniz. Sakin, dingin, bol oksijenli, bol iyotlu ve yemyeşil bir yer Karacasöğüt. Marina’nın hemen arkası balıkçı barınağı. Şansınız varsa güzel balıklar alabilirsiniz balıkçılardan. Şu aralar balık yasağı olduğundan çok çeşitli balık yok. Daha çok, yörede sokkan denilen, sırtında zehirli iğnesi bulunan bir balık türü var. Bu arada isterseniz yarım saatte Marmaris’e gidip gezme şansınız da var. 

Hayaller ve gerçekler 

Eğer bir kamptaysanız ya da bizim gibi karavandaysanız en güzel yemeklerden biri de komşularla birlikte hazırlanan, birlikte yenilen yemeklerdir. Buraya gelirken yolda o kadar çok şey yapmayı planladık, ama sonuç elimizdekilerle yetinmek oldu. Hayalimiz şahane bir güveç yapmaktı, olmadı. Hemen elimizdeki malzemeleri gözden geçirdik. Sonuç; bu akşamın yemeği karışık kızartma. Sevgili abim Seçkin’in ellerinden hem de! Yanına bol ekmek, ayran. Tabii bir de eşsiz bir manzara. Bundan güzel yemek mi olur, değil mi ama?  

Karacasöğüt’e gelin; burası biz karavancılar için müthiş bir yer. Ancak lütfen karavanınızı ille denize sıfır park edeceğim demeyin, o zaman sorun yaşayabilirsiniz. Ve lütfen çevrenizi temiz tutun. İşte bir yolculuğun sonu daha. Bakalım sonraki durağımız neresi olacak? Hayat duracak kadar uzun değil, diyor bir dostum. O zaman, durmak yok, yola devam. Kalın sağlıcakla... 

Yazının devamı...

Çünkü İzmir en iyisine layık…

29 Temmuz 2022

Yıllardır yazıyorum, her ortamda dillendiriyorum. İzmir’in, İzmirlinin daha fazla tanınmaya, kendini daha fazla tanıtmaya ihtiyacı var diye. Uluslararası İzmir Fuarı’nın dışında özellikle gastronomisini anlatması gerektiğini anlatıyorum. Güzel İzmir’in sadece Kordon, sadece deniz, sadece tatil anlamına gelmediğini, bambaşka kıymetlerinin olduğunu ama bunun usulünce, insanlara dokunarak anlatılması gerektiğini haykırıyorum. Ve bu konularda elimden geldiğince bir şeyler yapma gayretim de var. Peki tek tek kişilerin isteği, gayreti yeterli mi? Kesinlikle hayır!
Daha önceki yazılarımda da dediğim gibi, İzmir’in bu konuda bir babalığa ihtiyacı var. Yani şunu diyorum, belediye başkanı, vali gibi etkin bir makamın insanları bir masanın etrafında toplaması gerekir. Onlara önderlik etmesi, desteklemesi gerekir.
Bunca lakırdıyı neden ediyor bu adam, diyorsunuz değil mi? Hemen anlatıyorum… Geçen hafta, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2-11 Eylül 2022 günleri arasında yapacağı Terra Madre Anadolu İzmir (İyi, temiz ve adil gıda) organizasyonunun tanıtım davetine katıldım. Bu organizasyon, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in seçim vaadiydi. Bir kere bunun gerçekleşiyor olması çok hoş, İzmir için güzel bir şey. Başkan’ın göreve geldiği tarihten beri dillendirdiği “Başka bir tarım mümkün” sloganı Terra Madre’nin en özet hali. Son yılların en revaçta akımı olan Slow Food temelde, iyi, temiz ve adil gıdayı savunur. Yerel üreticilere ve yerel lezzetlere sahip çıkmayı, daha da ötesi kendi yiyeceğini yetiştirebilmeyi, doğayı korumayı, zarar vermemeyi, sağlıklı beslenmeyi hedefler. Dünyanın en büyük gıda hareketlerinden biri olan Slow Food önderliğinde, her iki yılda bir İtalya’nın Torino kentinde düzenlenen Terra Madre Gastronomi Fuarı sayesinde tüketiciler ürünlerin arkasındaki çiftçiyi, balıkçıyı ve üreticiyi keşfetme imkânı bulmaktadır.

Terra Madre Anadolu İzmir, bu nedenle İzmir ve Türkiye’deki üreticilerin emeğinin karşılığını alması ve görünebilirliğinin artması için alternatif bir platform olacaktır. Organizasyon, bu anlamda İzmir’in yürüttüğü, İzmir tarımının geldiği yeri, İzmir lezzetlerinin dünyaya tanıtımı kapsamında çok etkili olacaktır.
Terra Madre’nin tanıtım organizasyonu, İzmir’in ilk kurulduğu alan olan Yeşilova Höyüğü müze alanında yapıldı. Katılımın yüksek olduğu toplantıda Başkan Tunç Soyer, Terra Madre’yi, hedefleri, gelinen noktayı paylaştı konuklarla. Bu arada, meslek hastalığı olsa gerek, Başkan konuşurken konuklara ikram edilen İzmir lezzetleriydi benim ilgi alanım. Midyeyi, söğüşü, kokoreci ve daha birçok lezzetin ikramını gördükten sonra Terra Madre Anadolu İzmir organizasyonuna inandım.
Tüm İzmir olarak hep birlikte alnımızın akıyla, kazançla, farkındalıkla bu işin altından kalkacağımıza kuşkum yok. Çünkü “Güzel İzmir” herşeyin en iyisine, en güzeline layık...

Yazının devamı...

Burası cennetten bir köşe olmalı

24 Temmuz 2022

Üç gün boyunca, park alanımıza çok kısa mesafede olan mavi bayraklı plajdan denize girdik; Akyaka evlerini, çarşıyı, dereyi şehrin ruhuna uygun bir şekilde, hiç acele etmeden dolandık.

Planlı bir hayatım olmadı hiç. Küçük küçük hedeflerim oldu hep. Yolda olmayı, yolun götürdüğü yere gitmeyi hep çok sevdim. Bu kafayla ayrıldık Fethiye’den. Keyifli, bol müzikli ve bol manzaralı bir yolun ardından vardık Dalyan’a. Cennet ülkemizin en güzide yerlerinden biri Dalyan. Dünyanın gözbebeği Caretta Caretta’ların yumurtalarını bıraktığı korunaklı yuvalar burada. Dalyan’dan doğruca İztuzu’na doğru yola çıktık. Kısa bir yolculuğun ardından işte İztuzu’ndayız. Alabildiğince uzanan kumsalda kaplumbağa yuvaları işaretlenmiş. Denize girip güneşlenirken yuvalara zarar vermemeye özen göstermelisiniz. Temiz, düzenli bir park alanı mevcut. Aynı zamanda duşlar ve soyunma kabinleri de gayet güzel İztuzu’nda. Eskiden konaklama mümkünmüş karavanla ama şimdi akşam saat 19.00’da plaj boşaltılıyor. Biz de hava kararmadan ayrılıyoruz.

Dalyan’a doğru giderken yolumuzun üzerinde Sülüngür Gölü kıyısı boyunca gözümüz hep konaklayabileceğimiz bir yer arıyor. Birkaç uygun alan buluyoruz aslında ama gece güvenli olmayacağını düşünüp Dalyan’a devam ediyoruz. Hâlâ nerede konaklayacağımız belli değil! Dalyan’a girdiğimizde kısa bir keşif turunun ardından akşamı burada da geçiremeyeceğimize karar verip Akyaka’daki dostlarımız Seçkin ve Nevzat abinin bulunduğu alana doğru yola çıkıyoruz. 40 dakika süren bir yolculuktan sonra işte yine şahane bir yerdeyiz. Akyaka’da çok fazla konaklama alanı aramanıza gerek yok. Şehrin ortasında, nehre, çarşıya, plaja çok yakın bir alanda otopark var. Park ücreti karşılığı burada geceleyebilirsiniz. Şansınız yaver giderse nehrin denizle buluştuğu bir noktada bile yer bulabilirsiniz.

Seçkin ve Nevzat abi, Akdeniz Koruma Derneği’nin kum köpekbalıkları için kuracağı bir gözlem noktasının kamera, güneş enerjisi işi için iki haftadır oradalar. O nedenle karavanlarının yanını bizim için ayırtmışlar. Yani yerimiz biraz torpilli, Azmak Deresi’nin hemen yanı. Gökova-Akyaka Azmak Nehri’nin asıl adı Kadın Azmağı’dır. Hikâyesi, eskiden köylerde su olmadığından köylü kadınlar bu nehirde yıkarmış çamaşırlarını. Eşim Ebru da hikâyeyi öğrenince masa örtümüzü adet yerini bulsun diye şöyle bir suya sokup çıkardı. Elbette hiçbir deterjan vb. olmadan yaptı bu ritüeli.

Mavi yengeç

Bütün gün yol yapmak, denize girmek ve en önemlisi de acemi karavancılık yordu hepimizi. Akşam yemeği için hızlıca işe girişildi. Bu akşam oğlum Efe’nin çok sevdiği domates soslu makarna var yemekte. Makarnayı eşim haşlarken, ben de geçen yıl yaptığım kavanoz domatesimi, biraz sarımsak, şeker ve sirkeyle şenlendirdim. Tadını ne siz sorun ne ben anlatayım. Biz makarna yaptık ama siz hemen otopark yakınındaki balıkçı kooperatifinden balığınızı alıp yapabilir ya da orada pişirtebilirsiniz. Hatta şansınız varsa balıkçılardan taze mavi yengeç bile alabilirsiniz.

Bu arada karavanınızda olabildiğince ergonomik eşya bulundurmanızı öneririm. Bizim tabaklarımız çelik. Yıkaması, yemek kalırsa buzdolabında saklaması, sağlıklı ve kolay.

Yazının devamı...

Şöyle bi Sakız yaptık geldik

22 Temmuz 2022

İnsanın genç arkadaşları olması güzel bi şey be!
Arife gününden bir gün önceydi. Genç arkadaşım Kutlu Özemrak aradı, “Abi Sakız’a gidiyorum, bi giriş çıkış yapacağım, hadi sen de gel” dedi. Düşünmeden “Olur” deyiverdim. Sakız’daki acente sahibi dostum Deniz Uyanmaz dostumu aradım hemen biletimi aldım. Sonra birden Euro’nun 17 lira olduğu geldi aklıma, biraz içim burkuldu ama olsun yine de heyecanımı kaybetmedim. Özledim çünkü oradaki dostları, Sakız’ın havasını, sakin sokaklarında gezmeyi. 
Sabah saat 9.30’da kalkıyor teknemiz. En az bir saat önce orada olunması gerekiyor normalde ama ben her zamanki gibi geç kaldım. Son dakikada yetiştim tekneye. Sağolsun Kutlu da benim gibi gevşek ruhlu olduğundan çok dert etmeden attık kendimizi tekneye.
Hemen söyleyeyim, bu yıl Yunan Adaları’nda kapı vizesi yok. Duyduğuma göre vize sürelerini de biraz kısa tutuyorlarmış. Gerçi kapı vizesi olsa da bence siz normal vize alın çünkü aynı parayı ödüyorsunuz.
Keyifli ve bol rüzgarlı, yarım saatlik bir yolculuktan sonra işte Sakız’dayız. Üç yılın ardından gözümüz bir değişiklik arıyor ama pek öyle yeni bir şey çarpmıyor gözümüze. Sadece son gidişimizde limanda Suriyeli kaçak göçmenler için kurulan kamp alanı kalkmış o kadar.

Süpermarket seviyoruz 

Hava çok sıcak! Kutlu’yla önce sahilde bir kafeye oturuyoruz. Oturur oturmaz buz gibi suyumuz geliyor masaya. Şöyle bi soluklandıktan sonra birer soğuk frape söyleyip gözlerimiz denizde, aklımız yemede, içmede, gezmede yudumluyoruz kahvelerimizi. Zamanımız kısıtlı olduğundan hızlandırılmış bir ada turu yapacağız. Daha çok şehir merkezi ve yakınlarında bir yerlere gideceğiz.

Yazının devamı...

Evimiz sırtımızda gidiyoruz güzelliklere

10 Temmuz 2022

Yolda olmayı sevenler, kafasına göre tatil hayali kuranlar “Karavanda Yaz”da buluşacak. Fedo’nun karavanında size de yer var.

Bugün Türkiye’de 100 binin üzerinde karavan var. Ve bu sayı her gün artıyor. Ben aileye yeni katıldım. Fedai ben, Fedo. Bazen Fedon da oluyorum. Oğlum Efe, eşim Ebru öyle söylüyor. Karavan hep hayalimdi. Mali açıdan hazır olmak gerekiyor bu hayal için. Ancak eğer evliyseniz eşinizin de onay vermesi şart! Hani bir film var ya “Kadın İsterse” diye, hah işte bir de onun “Kadın istemezse” versiyonu var: Demem o ki, karavan, kamp işi gönlünüzden geçiyorsa ucundan kıyısından onu bu işe mutlaka ortak edin. İçinde kamp, karavan geçen her şey olacak burada. Yaşadıklarımı yazacağım. Öyle çok bildiğimden değil tabii! Gittiğim yerleri, nerede ne yenir ne yapılır onları anlatacağım. Karavan komşuluklarını, teknik bazı bilgiyi, kamp alanlarını, yol hallerini aktaracağım. Bazen de karavan sofralarına getireceğiz muhabbetimizi. Karavancıların sıkıntıları da dile gelecek.   

Bindik bi alamete... 

Kamp hayatına yabancı değilim ama karavan tecrübem hiç yoktu! Bundan 5-6 yıl önce bir Salda Gölü kampında yaşlı bir çift de bizimleydi. Bir transporteri ergonomik bir şekle sokmuşlar. Kolay dağılıyor, kolay toplanıyor. Sonrasında ben de bir transporter aldım ama ilk kuralı atlamışım. Eşini ikna et! Bir süreliğine vazgeçtim bu sevdadan ve ikna sürecini devam ettirdim. Sonunda başardım! Vee şu anda ilk karavan yolculuğumuz başladı. İstikamet Kaş. (Ben İzmirliyim, haliyle tüm yolculuklar İzmir’den başlayacak.) Aracımız Fiat Ducato 2010 model. Tüm bakımları yapıldı ki özellikle frenler bir karavan için en önemli bölüm. İki gün sürdü yerleşmemiz. 23 Haziran’da çıktık yola.  

Aydın Çine’ye yaklaşıyoruz. Muğla, Marmaris tarafına giderken her zaman mola verdiğimiz Çine Arıcıoğlu Börek Evi’nin börekleri burnumuzda tütüyor. 40 yıllık “302” şoförleri gibi ağır ağır yanaştırıyorum karavanı dükkânın önüne. Kollarım ahtapot gibi kaskatı olmuş stresten. Neyse ki çıtır çıtır börek ve yanında çay iyi geliyor gerginliğime. Oyalanmadan yola çıkıyoruz. Önümüzde Muğla var. Daha da önemlisi Sakar Geçidi! Önemli, çünkü hem çok viraj var hem de eğim son derece dik.  

Gerginliğimin eşim Ebru farkında ve beni rahatlatmaya çalışıyor. En büyük neşe kaynağımızsa oğlumuz Efe. Çok mutlu bu yolculuktan. 

Yazının devamı...

Arnavut işi acılı midye!

8 Temmuz 2022

Vardır sizin semtinizde de bi seyyar satıcı. İlle bi turşucu, dondurmacı, lahmacuncu vardır. Öyle ki, yaşadığı semt başka da olsa oranın insanıdır. Bi gün görmeseniz “Ne oldu acaba, yok bugün?” diye endişelenirsiniz bile. İşte böyle bi adamdan söz edeceğim size. Bozyaka’da Midyeci Bülent.
Sokağa çıkamadığımız günlerdi. Evden paylaşım yaptıkça mesaj atıyordu bana “Abi sizi tezgahıma bekliyorum, midyelerimiz şahane..” diye. Gün yüzü gördüğümüz, koronanın hafiflediği günler geldiğinde oğlum Efe ile çat kapı gittik Bülent’e. Çok şaşırdı. “Gelmez diyordum abi, çok mutlu ettiniz bizi” diye karşıladı, heyecanla sohbet ettik o gün. Sonra daimi müşterisi olduk Bülent’in. Badireli, inişli, çıkışlı bir yaşamı olmuş ama her şeye rağmen tutunmuş hayata...

Evet o da Mardinli, midye midyeciliğe çocukluktan başlayanlardan, ailesi midyeci olanlardan değil ama. Badireli hayatın sonunda çok sevdiği eşi Meltem Hazar ile karar verip başlamışlar midyeciliğe. Yapa yanıla, sora sora öğrenmişler işi. Ama başarmışlar. Bu arada şunu söylemeden geçemeyeceğim, Bülent’in eşi Meltem bir Arnavut kızı. Midye içini o hazırlıyor. Ve bunu, işine kendi kültürünü de katarak yapıyor. Meltem acılı midyeyi pul biberle yapmıyor mesela. Pilavını usulünce acı biber turşusuyla pişirip midye içini öyle hazırlıyor. Özelikle acılı midye için Bozyaka’daki tezgahına gittiğim oluyor. Bülent’in eşi pek tezgahta durmuyor. O eşinin arkasında, Bülent’in görünmeyen kahramanı, yoldaşı, arkadaşı. Tezgahta durma, konuşma işi ise Bülent’in.  
Arnavut kızı ise elinin lezzetini konuşturuyor hazırladığı midyeleriyle. İzmir Bozyaka 3055 sokağın köşesinde saat 16.00’dan sonra görebilirsiniz Bülent’i. Eşi Meltem’in Arnavut işi acılı pilavıyla yaptığı midyeleri mutlaka tadın. Umarım gittiğiniz gün güzel etli bir midyeye de rast gelirsiniz de keyfiniz 10’a katlanır. 
Yazımın başında dediğim gibi, o gün göremediğinizde gözünüzün aradığı insanlar vardır. İşte Bozyaka’da Midyeci Bülent onlardan biri. Göz onu hep 3055 sokak köşesinde görmek istiyor. 

Kalın sağlıcakla.

Hepinize mutlu, huzurlu, sağlıklı nice bayramlar dilerim...

Yazının devamı...