Evlere bakın uzun uzun sokaklarında kaybolun…

Aslında bu haftaki yazı konum Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök’ün 23 Ekim 2020 tarihli “Bodrum mu, Urla mı?” başlıklı yazısıydı.
Katıldığım yönleri olduğu kadar, katılmadığım tarafları da çok Özkök’ün yazısının.
İlk paragrafı şöyle yazının “Varlıklı Beyaz Türk” çevrelerinin son günlerdeki en moda güzergâhı hiç şüphesiz Urla...
Gün geçmiyor ki, Instagram’da, arkadaş sohbetlerinde Urla’ya gidip oradan paylaşım yapan bir grup tanıdık insan görmeyeyim...
Dikkat ediyorum yeni ziyaret güzergâhında olmazsa olmaz üç-beş yer var.

Evlere bakın uzun uzun sokaklarında kaybolun…

Yeter ki anlatılsın

Çok doğru, varlıklı insanların son dönemde en popüler yerlerinden biri Urla. Aslında sadece varlıklı olanların değil herkesin gündeminde Urla.
Çeşme de, Foça da, Karaburun da gündeminde. Kısaca denize kıyısı olan tüm ilçeler Türkiye’nin gündeminde.
Peki İzmir sadece bu kadar mı? İzmir’in gastronomisi, tarihi kıyılarıyla mı sınırlı? Elbette hayır!
Güzel İzmir’in her noktası ayrı güzelliklerle süslü, ayrı lezzetler saklı sokaklarında. Yeter ki anlatılsın. Tanıtılsın. Konak eski Belediye Başkanı Sema Pekdaş hanımefendinin uzun zaman önce yaptığımız bir sohbette İzmir Toros semti için söyledikleri dün gibi aklımda. Kendisine, deniz kıyısında bir yere değil de, misafirlerini neden Toros’a bir kuru fasulyeciye getirdiğini sorduğumda “Fedai burası da tıpkı Kordon, Alsancak, Urla, Karşıyaka kadar İzmir” demişti.
Sema Hanım’ın bu tutumu ile hayatında hiç yolu Toros’a düşmemiş yüzlerce insan bu mahalleye gider oldu. Ertuğrul Bey’in dediği gibi, dost sohbetlerinde muhabbeti geçtiği gibi o kadar çok insan sosyal medyasında paylaşıyor ki burayı, kuru fasulyecinin, semtin ünü daha şimdiden İzmir sınırlarını aştı.

Buca’yı keşfet

Sosyal dünya işte böyle güçlü bi yer. Kullanmasını bilene tahmininin üzerinde getiri sağlayabilecek bir silah.
Bunun son örneği de Buca.
Belediye Başkanı Erhan Kılıç ve danışmanı Buğra Gürsel bu işe kafa yormuşlar. Ellerini taşın altına koyup Buca’nın tarihini, lezzet duraklarını, kültürünü sosyal medya üzerinden anlatacak bir proje yapmışlar. Projeye de “Buca’yı Keşfet” adını vermişler. Geçen hafta bu organizasyonu köşemde yazmıştım. Sağolsunlar, fenomenlerin arasına beni de dahil etmişler. Gençlere ayak uydurmak zor olsa da ben de onlarla birlikte üç gün boyunca Buca’nın altını üstüne getirdim. 42 yıllık bir İzmirli olarak Buca’nın bu kadar tarihi zenginliği, lezzet noktası olduğunu ben bile bilmiyordum. Program başlarken üç günlük turun uzun olduğunu düşünürken, üç günün sonunda gidemediğimiz o kadar çok yer kalmıştı ki, bi üç gün daha gezsek yetmezmiş. Belki Michelin yıldızlı restoranı ya da restoran adayı yok Buca’nın ama tarihinin içinde kaybolacağınız, yemeğinizi yerken aynı anda gözünüzü şenlendirecek güzellikte Levanten köşkleri var. Hep söylediğim gibi, gelen herkes lezzetini bırakmış İzmir’e. Elbette Buca’da nasibini almış. Kebapçısı da var Buca’nın midyecisi de, tarihi 100 küsur seneyi aşan fırında atom kokoreçi de var, künefecisi de.
Ertuğrul Bey’in sözünü ettiği Beyaz Türkler’in İstanbul’dan rezervasyon yaptırıp, uçakla günübirlik geleni de var Şirinyer’deki küçücük lezzet mekanına, sabah kasaplar meydanına çorba içmeye gideni de…

Evlere bakın uzun uzun sokaklarında kaybolun…

Peki bu yeter mi? Yetmez! Bilen gelsin, bilmeyen öğrensin kafası artık doğru kafa değil. Şehirlerin, beldelerin gelişmesi için yerel yönetimlere çok iş düşüyor. Eski usül tanıtım kafasıyla olmuyor bu işler. Çağa uygun, insanlara hemen ulaşan sosyal dünyayı kullanmak gerekiyor. İşte İzmir’de bunu ilk yapan Buca Belediyesi oldu. Aslında size tek tek, üç gün boyunca gezdiğimiz yerleri anlatmak istiyorum ama inanın bu köşe yetmez. Eğer dilerseniz #bucayikesfet hashtagi ile gezdiğimiz her yeri adım adım görebilirsiniz. Şunu yazmadan geçemeyeceğim. İnstagram’dan hikayeleri izleyin, dilediğiniz yere gidin eyvallah. Ama ne olur bi sabah erken kalkın, gidin bi çorbacıya, için bi kelle paça, sonra Yaylacık, Dumlupınar mahallelerinin sokaklarında kaybolun. Eski evlere bakın uzun uzun, mahalle arasındaki şarap evinden şarap alın, belki şu ara giderseniz köşe başında Buca üzümü satan bi amcaya rastlarsınız, üzüm alın ondan. Dutlu sokağın sessizliğinde ayak sesinizi dinleyin, dökülen dut yaprakları yolunuza serilsin. Tarkan’ın “Gül döktüm yollarına” şarkısını açın o anda, kahkahalar atın, kimse neye güldüğünüzü bilmesin.

Demem o ki, güzel İzmir’in, Buca’nın keyfini çıkarın.

Son olarak #bucayikesfet projesinin mimarları, Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç ve danışmanı Buğra Gürsel başta olmak üzere bu işe kafa yoran herkesi kutluyorum.