Fıttırmaya az kaldı!

Amiyane tabirle balatayı sıyırdık! Şu son üç, dört aydır ne gezmelerimiz gezme ne yemelerimiz, içmelerimiz yeme içme! Hani şu ısrarla sosyal medyada paylaştığımız güzellikler var ya, işte onlar umut aslında. Güzel yarınlara özlem...
3 Şubat benim doğum günüm. Sevgili eşim Ebru ve sevgili oğlumla birlikte şöyle dışarda bi yemek yemeye karar verdik. Malum doğum günü çocuğuyum ya, ne yiyeceğimizi ben seçtim. Uzun zamandır Bornova sanayideki Emektar Kebap’a gidemiyorduk, hadi birer lahmacun, kebap yiyelim deyip çıktık yola.
Sakın aklınıza, “Emektar Kebap, açık mı, servis var mı?” sorusu gelmesin. Açık ama her işletme gibi o da paket servis yapıyor. Son zamanlarda yaşadıklarımız o kadar olağan hale geldi ki, ben de artık yasaklı bi dönemde restoranda, sanki normal masaya servis yapılıyormuş gibi anlatmaya başladım. Değil, masaya servis yapılmıyor. Sadece biz dışarıda yemek konusunda biraz fark yaratıyoruz. Nasıl mı? Hemen anlatayım.

Fıttırmaya az kaldı

Tıpkı eskiden olduğu gibi nereye gideceğimize karar veriyoruz önce. Sonra hazırlanıyoruz ve yola çıkıyoruz. Kimselere yaklaşmadan, uzak uzak duruyoruz insanlardan. Arabamızı olabildiğince ara sokaklardan sürüyoruz ki, yol uzasın, gezmek olsun. Çünkü sokaklarda yürümeyi, selamlaşmayı, dostlara yakın olmayı, şu lanet maskesiz dolaşmayı çok özledik. Arabanın içinde, camlarımız kapalı bir özgürlük yaşıyoruz kendimizce. İşte bu kafayla çıktık yola, sürdük arabamızı kebapçıya. Heyecanlıyız tabi, doğum günü yemeği yiyeceğiz ailecek. Eskiden olsa kebapçının önüne geldiğimizde içeriye girerken, “Şuraya mı, buraya mı otursak?” diye konuşurduk. Şimdi bu konuşmalar yok. Önce arabayı restorana yakın en kuytu yere çekmenin telaşındayız. Malum yemeği dışarda yiyeceğimizden restorandan çok uzaklaşmamak lazım.
Dedim ya, restoran kapısında “Nereye oturalım?” diye düşünürdük eskiden, şimdiyse aramızdan bir kişi internetten mönüye bakıp siparişleri alıyor ve dükkandan içeri girmeden söylüyor isteklerimizi. “Kardeşim eve sipariş et o zaman, beklemezsin” dediğinizi duyar gibiyim. Tamam haklısınız da, dışarıda olma hissini vermiyor ki eve yemek söylemek. Böyle arabayla restorana yakın bi yerde olunca lahmacunu, lahmacun, kebabı, kebap gibi yeme şansınız oluyor. İşte tam bu sebeple Emekter Kebap’ın hemen yakınına bıraktık arabamızı. Verdik siparişimizi. Hazırlanır hazırlanmaz da kurduk soframızı kaputun üzerine. Vallahi uzun zamandır yemekleri eve söylediğimizden çıtır, çıtır lahmacunun nasıl bi şey olduğunu unutmuşuz. Sıcak, dumanı üzerinde kebap yemeyeli çok olmuş. Hoş plastik çatal, bıçakla yemek yemek pek manalı değil ama yapılacak bi şey yok. Buna da şükür. Eskiden olsa şehrin içinde böyle şeyler yapmaya çekinirdik, şimdi umurumuzda değil. Öyle ki, ellerimiz, parmaklarımız yağ içinde, hararetli bi muhabbete bile daldık Ebru ile…
Bi ara “Ne yazacağımı bilemiyorum Ebru, baksana her yer kapalı” deyince, “Fedocum bak bu durumumuzu yaz, depremi yaz, fırtınayı, seli yaz, güzel İzmir’in üzerindeki kara bulutları yaz...” dedi.
Valla haklı galiba Ebru, 2020’yi anmak bile gelmiyorken içimizden, 2021’de pek hoş gelmedi İzmir’e.
Burnumuzu dışarı çıkarsak, sel, fırtına, içeri soksak deprem. Ne yapacağımızı şaşırdık.
Maskeyi, mesafeyi, dezenfektanı, kapalı ortamda kalmamayı, dostlarla, ailelerimizle görüşememeyi, çocukların okulunu saymıyorum bile!
Ama ne olursa olsun hayat güzel, biraz daha sıkacağız dişimizi, önümüz aydınlık.
İşte yemeğin sonuna geldik. Her Türk gibi ıslak mendillerimizle ağzımızı, elimizi sildikten sonra bize masa olan arabamızın kaputunu da temizledik. Çöplerimizi bir torbaya doldurup en yakın kutuya attık.
Bu yılki doğum günü yemeğimiz de böyle oldu. Dedim ya, sıyıracağız balatayı, fıttırmaya az kaldı...