Güzel İzmir’in, güzel insanı...

Şu hastalık ne akıl bıraktı ne zaman hepimizde. Öyle ki, anılarımızda kalan güzel günlerin ne zaman olduğunu bile unutturdu. Hiçbir şey eskisi gibi değil artık. Bundan sonra da pek olacağını sanmıyorum ama ne olursa olsun yaşamaya, gülümsemeye devam edeceğiz. Çünkü biz öyle bi milletiz ki, birimizin gardı düşse, suratı asılsa hiç tanımadığımız biri çıkar karşımıza ve değişir hayatımız.

Bu hafta size böyle bi abiyi, İsmail abiyi anlatacağım.

İsmail abi Buca Yanık Kahveler’de tostçuluk yapıyor. Bu işe başlamadan önce çok iş yapmış hatta bu işleri de bayağı profesyonelce yürütmüş. Yaptığı tüm işlerin ustası olmuş.

Beni tanıyanlar bilir, öyle çok fazla tostla aram yoktur. Bizim evde bu işin uzmanı sevgili eşim Ebru’dur. Geçtiğimiz yıl Buca Belediyesi’nin yaptığı “Buca’yı Keşfet” etkinliğinde tanımıştım İsmail abiyi. Eşime bahsettiğimde, ille gitmek istiyorum, deyince pandemi mandemi dinlemedik, ayak üstü de olsa yemeye karar verdik.

Her ne kadar Buca’nın tarih kokan sokaklarını dolana dolana gitmek istediysek de Buca Tostçusu İsmail abiye, malum hastalıktan ötürü dükkanının önüne kadar aracımızla gittik. Ama bu aralar durum fena değil, siz aracınızı uzağa park edip ara sokakların keyfini çıkararak gidin Yanık Kahveler’e…

Usta’nın dükkanı küçük. Hatta küçücük. Öyle masada oturup yemek yemek pek mümkün değil. Ama usta tostu hazırlarken dışarı çıkmakta zor. Çünkü hem muhabbetin tadı hem de tostun kokusu sizin dükkandan çıkmanıza pek müsaade etmiyor.

İsmail abi tostçuluktan önce mandıracılık yapıyormuş. O işten sıkılıp başlamış tostçuluğa.

Güzel İzmir’in, güzel insanı...

Tek tip tost yapıyor usta. Ödemiş tulumu, kasap sucuğu, tereyağı ve ev yapımı domates salçası kullanıyor. Salçası çok özel. Ser veriyor, sır vermiyor bu konuda.

Bizim tostları hazırlarken genç bir kadın yanaşıyor dükkanın önüne. İsmail abiye selam verip, ardından, “Tanıdın mı beni abi?” diyor. Gülümseyerek adını, okuduğu bölümü söyleyiveriyor İsmail abi. Soruyorum, “Abi nasıl biliyorsun?” diye.

“Böyle esnaf olunuyor Fedai, bu çocuklar 9 Eylül Üniversitesi’ne ilk geldikleri günden itibaren Buca’ya emanetler. Elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz hepsine. Onlar da buradan ayrıldıklarında unutmuyorlar. Bu da yetiyor bize” diyor.

İşte tostumuz hazır. İlk ben tadıyorum. Fakat önemli olan eşim Ebru’nun fikri. Yanında ayranımızla, bol sucuklu, bol peynirli tostumuzu ayaküstü yerken gözüm hep eşim Ebru’da. Ne diyecek acaba?

Ara ara sorsam da, “Ağzım dolu, sonra” diye işaret ediyor bana. Tostun sonuna doğru veriyor cevabını “Çok güzel Fedo, çok!”

Evet ben de beğendim ama dedim ya bizim evin tost uzmanı eşim.

İsmail abi tostun üzerine sadece kendilerine has polenli bir atom meyve suyu da için diyor ama tostun damağımızdan silinmesini istemediğimizden kendisine teşekkür ediyoruz.

Usta’nın tam yanından ayrılırken “Bi dakka” deyip içeri giriyor. Biraz sonra elinde iki kitapla dönüyor. Bu şahane hediyeleri geri çevirecek oluyoruz ama “Yanlış anlamayın, bunlar size özel değil. Ben dükkanıma gelen hemen her yeni müşterime kitap hediye ederim” diyor. Şaşırmakla birlikte bu güzel davranış karşısında bir İzmirli olarak Buca Tostçusu İsmail abiyle gurur duyuyorum.

Buca’da okuyan gençlerin onu yıllar yılı neden unutmadığını anlıyorum.

Unutmuyorlar!

Çünkü o İsmail abi.

Çünkü o “Güzel İzmir’in, güzel insanı...”

DİĞER YENİ YAZILAR