Hiçbir şey yapma tarımı!

Ne varsa gençlerde var!

Bu hafta iki genç öğrenci arkadaşımın; Jülide ve Defne’nin harika düşüncelerini köşeme taşımak istiyorum.

TÜRÇEV (Türkiye Çevre Eğitim Vakfı) tarafından organizasyonu yapılan, “Uluslararası Çevrenin Genç Sözcüleri” programı kapsamında Meraklı Çocuk Bilim Akademisi’nden Jülide Çiçek ve Defne Mey Dilsiz adlı öğrenciler, “Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak yakın gelecekte görülebilecek bir gıda krizine nasıl hazırlıklı olabiliriz? Böylesi bir duruma karşı bireylerin ve toplumun dirençliliğini artırmanın yolu ne olabilir?” sorularına yanıt bulmak için bir proje geliştirdiler. Araştırmaları sırasında buldukları ilk yanıt; Japon filozof çiftçi Fukuoka’nın (1913-2008) metodu oldu.

Fukuoka’ya göre toprağı sürmek ve işlemek, makine kullanmak yok, hazır kimyasal gübreler kullanmak ya da pestisit ve herbisit kullanımı da yoktu. Geleneksel tarım teknikleriyle toprağa zarar vermeden, topraktan sürdürülebilir bir yaşam biçimi sağlama bilincine dayanıyordu. İki genç Fukuoka’dan ilham alarak giriştiler araştırmaya.

Hiçbir şey yapma tarımı

Değerini bilmiyor

Burada sözü hiç uzatmadan Jülide ve Defne’ye bırakıyorum...

“Zengin bir kültürel mirasa sahip olan ülkemizin etnobotanik açıdan oldukça kapsamlı bir bilgi hazinesi mevcut. Ancak göçler ve gelişen teknolojiye paralel olarak, yeni nesil bu hazinenin değerini bilmemekte, bilgiler kullanılmadığı için kaybolma riski taşımaktadır.

BM Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO) rakamlarına göre 854 milyon insan açlık çekmektedir. 7 milyon 800 bin insan da gıda yetersizliği nedeniyle her yıl göç etmektedir. Küresel felaket mi dersiniz? İklimsel değişiklikleri mi? Yoksa sera gazı salınımlarının artması mı? Soruna nasıl yaklaşırsanız yaklaşın, karşımıza çıkan gerçek; artık ürkütücü boyutlara ulaşmıştır.

Bugün tüm dünya gıda krizini ve bunun etkilerini minimize etmeyi konuşmaktadır. Bizim bu çalışmamızda amacımız; olası bir gıda krizine karşı insanlık olarak direncimizi artırmak için çözüm yollarımız neler olmalıdır, sorusuna anlamlı bir yanıt bulmaktı.”

***

Manisa’nın Aşağıkaraisalı köyündeki alan çalışmamızda daha önceki nesillerden aktarılan bilgilerle yenilebilir yabani otlar konusunda uzmanlaşmış Gönül Gökarslan, köy kırsalında kendiliğinden yetişen 41 çeşit yenilebilir yabani bitkiyi tanıtıp, hangi yemeklerin yapımında bu otların kullanılabileceği, hasatının nasıl yapılacağı ve nasıl temizlenmesi gerektiği konusundaki bütün birikimini gençlerle paylaştı.

Halk ihtiyacını, civar dağ ve ormanlardan kendisi toplayarak karşılıyor. Bu gelenek kırsal kesimlerde hala sürüyor. Birçok yabani bitkinin toprak üstü kısmı veya kökleri sebze olarak kullanılıyor. Ülkemizde, zengin bitki örtüsüne paralel olarak ‘ot kültürü’nün de varlığı bilinmekteyse de bu kültürün çok iyi araştırıldığı söylenemez.

Ebegümeci, Isırganotu, Gengelotu, Hardalotu, Kuşotu, Gelincikotu, Arapsaçı, Mayasılotu, Eşekhelvası, Hindiba, Beşdamarotu, Leylek Gagası gibi sebze olarak kullanılan yabani bitkilerin yanında bazılarının koku ve tat verici olarak kullanılışının da oldukça yaygın olduğu görülüyor. Yerel kültürel mirasın yabani yenilebilir otlar konusunda elçisi olan Gönül Gökarslan’ın anlattıklarından anlaşılan o ki, bu otlar, doğa ananın insan oğluna ne kadar cömert davrandığının adeta bir kanıtı. Bu mirasa sahip çıkmak ve gelecek nesillere aktarmak ise artık bizlerin görevi.

Sözün özü gençler diyor ki; doğa ile bir olalım, hiçbir şey yapmasak da biz doğaya iyi bakarsak, doğa da bize bakar.

Yaşayın siz çocuklar...