İzmir’i keşfedin ağzınız tatlansın…

Aslında tam da alt etmek üzereydik şu korona illetini. Araya bi bayram, bi tatil, bi de düğünler girince yeniden hortladı hastalık. Aylardır doğru dürüst iş yapamayan restoranlar tam da bi iki tıngırdamaya başlamışken hastalığın yeniden hortlaması yeniden hepimizi tedirgin etti.

Mesela ben aylardır doğru dürüst gezdiğimi, yeni yerlere gittiğimi söyleyemem. Kemeraltı burnumda tütüyor ama cesaret edip gidemiyorum. Hele bu aralar hasta sayısının artışı beni yeniden evcimen yaptı.

Bi yerlere gidersem de mesafeli, kurala kaideye uyan mekanlara gitmeye çalışıyorum ki son zamanlarda restoranların büyük çoğunluğunun özenli olduğunu söyleyebilirim.

Tamam, evcimen oldum olmasına ama ayaklarım dursa aklım gidiyor bi yerlere.

Zor olmadı

Geçen hafta eşim ve oğlum kayınvalideme gittiler. Her yıl olduğu gibi aşure yapacaklardı. Ben de fırsat bu fırsat uzun zamandır bir arkadaşımın ısrarla “Abi ille gitmelisin, çok güzel mekan” dediği bir yere doğru yola çıktım.

Yoldan ısrarcı arkadaşımı da aradım “Ben Silvatown’a gidiyorum, uygunsan hadi sen de gel” dedim. Sivatown, İzmir Sarnıç Piknik alanı içinde yer alıyor. Benim gibi adres bulma sorunu olan biri için bile gözü kapalı bulunabilecek bir yerde. Restorana geldiğimde arkadaşımın benden önce geldiğini gördüm. Arabasını karanlık bir gölgeye park etmiş. Ben de her zamanki gibi geç kalmanın mahcubiyetiyle restorana doğru telaşla yürümeye başladım.

Aslında buraya başka birinin işlettiği bir dönemde gelmiştim. Fakat şu an gördüğüm yerin daha önce geldiğim yerle uzaktan yakından ilgisi yok. Girişinden itibaren çok güzel bir yer olmuş.

Öğleden sonra gittiğimden sakindi restoran. Kapıdan içeri girer girmez bol bol hoşgeldiniz ile karşılandım. Valla hoşuma da gitti hani. Arkadaşım bahçede bir masaya oturmuş, onun yanına gitmeden girişte bulunan et ve meze dolabına göz atmak istedim. Et dolabını beğendim. Ben dolaba bakarken bi hoşgeldiniz de restoranın şefi Ergün Mutlu’dan geldi. Biraz makul, biraz tacizkar sorularla Ergün Şef’in sabrını zorlamadım desem yalan olur. Fakat ben ne kadar çekilmez, sinir sorular sorduysam da Ergün Şef hiç kıvırmadan, dürüstçe ve nezaketle yanıtlar verdi.


İzmir’i keşfedin ağzınız tatlansın…

Kırnaçe bulmak mümkün

Masaya, arkadaşımın yanına geldiğimde bu kez de garsonları biraz taciz ettim. Ama onlar hiç nezaketlerini ve mesafelerini bozmadan bizi memnun etmesini bildiler.

Tüm bunlardan sonra arkadaşım beni Ergün şefle tanıştırdı. Şef şaşkınlıkla “Keşke haber verseydiniz” dedi ama sonra “Yok yok böyle habersiz gelmeniz daha iyi” diye ekledi.

Bu arada biz kuzu bonfile, birer köfte ve biraz da kuzu pirzola söyledik. Fakat restoranın mönüsü zengin. Klasik mezeleri olduğu gibi şefin ve restoranın sahibi Abdurrahim Nursoy’un Bulgaristan göçmeni olmalarından ötürü farklı lezzetler de bulmak mümkün. Örneğin kırnaçe... Taze kuzu bağırsağı içine basılmış bir çeşit köfte demek mümkün. Benzeri marguez köfte mesela. Marguez kısa, kırnaçe daha uzun bir bağırsağa dolduruluyor.

Yemeklerimizi beklerken garsonların müşteriye olan mesafesi ve müşteri isteklerini belli standartta yanıtlamaları dikkatimi çekiyor.

Ergün şef bu konuda çok titiz olduklarını ve gelen misafirlerinin restorandan mutlu ayrılmalarının en önemli hedefleri olduğunu anlatıyor.

Tam bu sohbetin ortasında siparişlerimiz geliyor.

Soğanlı köfte şahane!

Biliyorsunuz köfteye aşığım. Önce köftemi tadıyorum. Güzel köfte ama nedense Balkan esintileri olan bi yerde biraz Balkanları hissetmek istememden sanıyorum “Güzel” demekle yetiniyorum.

Ardından yediğimiz kuzu ise birer kadeh kırmızı şarapla pek güzel eşleşiyor.

Kuzuya özel bir şey yaptınız mı, diye soruyorum Ergün şefe. “Elbette bazı teknikler kullanıyoruz etlerin lezzeti için ama eti bizzat kendim seçerim, kuzuları görmeden asla almam, etin lezzeti doğru seçimle başlar” diyor.

Bu arada beni restorana davet eden arkadaşım şefe “Ergün Usta şu bizim memleket işi soğanlı köfteden de yapar mısın bize?” diyor. Usta hemen mutfağına gidip bize iki köfte hazırlıyor. Arkadaşlar bir köfte geliyor kii, ne siz sorun ne ben söyleyeyim. El kadar, sulu mu sulu, lezzetli mi lezzetli şahane bişey. Ergün şef “Galiba memlekete gittiniz Fedai Bey” diyor. Gözlerimle onaylıyorum dediklerini.

“Şefim ben et dolabında görmedim bu köfteyi’ deyince “Mönümüzde var bu Balkan lezzeti köftemiz ancak alaminüt (hemen o anda) hazırlıyoruz onun için dolabımızda yok” yanıtını veriyor.

Evet, belki kuzuyla kıyaslanmaz köfte ama gerçekten efsane bi lezzet olmuş. Bu sırada Abdurrahim Nursoy’da katılıyor bu keyifli sohbete. Bol bol Balkan muhabbeti ediyoruz. Anıları tazeliyoruz. Restorandan ayrılırken, güzel, elit, şık, leziz yerlerin ille şehrin merkezinde değil “Güzel İzmir” in her noktasında var olabileceğini düşünüyorum.

Sarnıç’taki Silvatown bunlardan biri olmuş bence.

Uzun zaman önce eski Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş’la bir sohbetimizde “Sema Hanım yabancı misafirlerinizi Toros’ta bir kuru fasulyeciye yemeğe götürmeniz ne hoş” demiştim kendisine. O da bana “Toros da Kordon kadar İzmirli, ne daha az ne daha fazla” demişti.

Yani demem o ki, Güzel İzmir’in her yerinde İzmir kadar güzel mekanlar var artık.

Mesafeli de olsa çıkın dışarı, kenti keşfedin, ağzınız tatlansın…