İzmir’in kalbinde yemek ve sonrası!

Tam da başlıktaki gibi yemek yediğimiz yer. Değil İzmir’in bence bütün dünyanın kalbi! (Bana göre tabi.) Tüm İzmirlinin, çoluğun, çombalağın buluştuğu bi yer. Yüzyıllardır ayakta kalıp bugün hala, “Yıkılmadım ayaktayım” diye bağıran bi yer. Neresi mi, söyleyeyim; Kemeraltı!

Çarşamba akşamı bir gurup arkadaş, daha öncesinde hep muhabbetini yaptığımız ve en son Kemeraltı turunda mola yerimiz olan L’agora Old Town’a geldik.

Uzun zaman önce restore edilen, geniş avlulu, hemen üstünde şahane odaları olan bir otel aynı zamanda burası. Aslı, bir han ve şimdi de bunu devam ettiren konaklama alanı. Tarihin ta kendisi bi mekan. Siz tarihçesini internetten bulup okursunuz. Ben size biraz L’agora’dan, çokça da Kemeraltı’ndan söz edeceğim.

Bi kere şunu hemen söyleyeyim Kemeraltı gezmelerinin bi nefes yeri burası. Çöldeki vaha misali kendinizi mutlu hissedebileceğiniz, dinlenebileceğiniz, bi “Oh be” çekebileceğiniz yer. Koca Kemeraltı’nda kendinizi iyi hissettirecek bi iki yerden biri.

İzmir’in kalbinde yemek ve sonrası

Biz de bu duyguyla “gecesini de yaşamak” için geldik Kemeraltı L’agora Old Town’a. Aslında tam da düşündüğümüz gibi oldu. Şahane naif bir servis, güzel yemekler eşliğinde dinlenen müzik.

Ee daha ne olsun di mi? Haklısınız restoranda her şey güzel ama restoran çıkışı pek o kadar güzel sayılmaz. Saat 23.00 gibi 3 arkadaş ayrıldık restorandan. Hızla Konak iskeleye doğru yürümeye başladık. Kuyumcular Sokağı aydınlıktı. Ancak bu sokağın bitiminden saat kulesine kadar olan bölüm karanlık. Salepçioğlu Çarşısı’nın oralara gelince banka tabelalarının aydınlığı karşılıyor sizi. Çarşıyı denize doğru dikine kesen bu yola bağlanan sokakların kimi zifiri karanlık kimi de yarım yamalak aydınlık. Biz Konak İskele’ye doğru gittiğimizden, Çankaya istikametine doğru olan kısmın durumunu gözlemlemiş değilim.

Anlattığım şey şudur; Kemeraltı kadim bir yerdir, korunmalıdır. Kemeraltı, güzel İzmir’in ve dünyanın en şahane alışveriş, gastronomi ve tarihi mekanıdır, hareketlendirilmelidir.

Kemeraltı’nın gündüzü ayrı, gecesi ayrı güzeldir. Yerli, yabancı turistler, oraya bizim gibi güzel bir akşam yemeği için gidenler güvenlik kaygısı taşımamalıdır. Bu yazdıklarımın dışında daha onlarca şey de yapılmalıdır fakat kimin neyi, nasıl yapacağı kısmı biraz karışık sanıyorum. Kemeraltı ile ilgili kiminle konuşsam hep muallak, havada cevaplar alıyorum.

Ama durumun vehametini yukarıda anlattığım karanlık sokağın sonunda, yeni restore edilen hükümet konağı önünde karşılaştığım bekçi gençler özetledi.

“Bu sokak taa kuyumculara kadar karanlık amirlerinize iletmiyor musunuz?” diye sorduğumda bekçiler; “Abi elektrik idaresi, belediye, buradaki dernekler herkesin haberi var durumdan. Ama bizim duyduğumuz herkes bi başkasının görevi olduğunu söylüyormuş” diyor. Ben cevabımı alıyorum. Bugüne kadar “mış” gibi yaparak idare edilen işlerde bir değişiklik yok. Aynı eğitime devam yani! Demem o ki; Kemeraltı, temiz, aydınlık, güvenli ve şahane bir alışveriş, gastronomi, kültür sanat alanı olsun. Belediye de emniyet de üzerine düşeni yapsın ama şimdi, hemen yapsın!