Köfte beni nerde olsa bulur!

Çok heyecanlıyım bu ara. Daha önce söz ettim mi hatırlamıyorum, Bayındır taraflarında bir köyde minik bi yerimiz var. Üzerinde hiç ağaç yok. Biz dikeceğiz ağaçlarını. Ta Eylül ayından beri hangi ağaçları, nereye diksek diye konuşup duruyoruz. Bilgisizlik zor zanaat. Herhalde bugüne kadar 40 kişiye ne yapsak, ne diksek diye sordum durdum. Sonunda doğru yolu buldum. Hürriyet Ege’nin eski yazı işleri müdürlerinden, Ödemişli abim İbrahim Irmak’ı aradım. Sorumu sordum, anında cevabı yapıştırdı: S.S. Bademli Fidancılık Kooperatifi. Hem ne aldığını biliyorsun hem de fidanın en sağlıklısını veriyorlar size. Neyse düştük yola, öğle saatlerinde vardık kooperatife. Şimdi fidan dikim zamanı olduğundan, azımsanmayacak bir yoğunluk vardı kooperatifte. Başladık beklemeye. Bu arada karnımız da guruldamaya başladı.

Bir araba yanaştı...

Fidanların arasında dolanırken ağır ağır bir araba yanaştı ofisin önüne, araçtan inmeden kendisini karşılayan birine elindeki paketleri bi amca verdi. Tam hareket edecekken amcaya “Pardon, ne var o paketlerde?” diye sordum. “Ödemiş köfte” dedi. Dedim ki, “İyi olacak hastanın ayağına doktor gelirmiş. Valla usta Allah gönderdi seni, biz de nerde karnımızı doyursak diye düşünüyorduk.” Tebessümle, bir kartını tutuşturdu elime, “Bekliyorum dükkâna, ama sadece paket yapabiliyoruz” dedi ve gitti. İçimden dedim ki, buldun gene köfteyi Fedo...

Yol arkadaşım abimle hemen toparlanıp dooğru Bademli merkezde aldık soluğu. Tarihi Hayrettin Efendi Camii’nin hemen alt kısmında, ahşap bir eve dayalı dükkânına geldik ustanın. Maskeleri yüzlerinde, ama gülen gözlerle “Hoş geldiniz, birer buçuk yeter mi size, çok acıkmış gibi görünüyorsunuz” dedi.

Köfteleri ızgaraya atarken başladık hemen sohbete.

Adı Ali Gülcü ustanın. Yalnız bir usta daha var dükkânda, o da eşi Gülşen Gülcü. İkisi el ele sürdürüyorlar işlerini.

Dükkânın adı da Gülcü Kebap.

Ali Usta, 1977’de Ödemiş’te çıraklığa başlamış. 1986 yılında da ilk dükkânını açmış. Uzun yıllar sürdürmüş işini, ama sonra bir hastalık girmiş araya, kapatmış dükkânını. Yıllar sonra, sağlığına kavuştuktan sonra, eş dost çok istemiş bir yer açmasını, 2010’da Bademli merkezde yeniden dönmüş mesleğe.

Kasabın önüne gelir

Gerçi meslekten uzak kaldığı da söylenemez ustanın, çünkü kendisi aynı zamanda düğün yemekleri yapan, aranan da bir ustaymış. Köfte cızırtıları arasında sohbetimiz sürerken usta, “Ben size sıcak ekmek alayım” deyip karşıdaki fırına gidiyor. Dönüşünde de “Ekmeğimiz karşıdaki fırından, etimiz yanındaki kasaptan” diyerek giriyor içeriye ve ekliyor: “Bizim buralarda ne yediğimizi biliriz. Mesela mezbahaya gidecek hayvan, gitmeden kasabın önüne gelir, müşteriye denir ki, bakın bu hayvan kesilecek, görün ne aldığınızı, ne yediğinizi bilin. Gelenektir bu.”

Ali usta bi yandan anlatıyor, bi yandan da müthiş bir ahenkle eşi Gülşen ustayı yönlendiriyor paket için. Bıcır bıcır bi muhabbet var aralarında. Maskelerinin altında mimiklerini göremiyoruz, ama gözlerinin gülüşü kalbinize dokunuyor.

İşte paketlerimiz hazır, karşılandığımız gibi uğurlanıyoruz. İkisi birlikte, “İnşallah beğenirsiniz” diyorlar.

Beğenmez miyiz hiç, gülen gözlerden köfte her daim lezzetlidir...

Son söz, Bademli’ye hiç gitmemişim ben, iyi yapmamışım. Hızlıca gördüğüm evleri ve merkezdeki tarihi camiyi tekrar görmeye gideceğim. Siz de bi gidin derim, şahane yerler. Hem belki bi fidan alırsınız, belli mi olur...

Köfte beni nerde olsa bulur

Müzik ruhun gıdasıdır!

Ne hoş bi söz, ne manidar. Bugün pazartesi. İZOT İzmir Otizm Orkestrası ve Korosu’nun çalışma günü. Oğlum Efe de bu şahane koronun bir üyesi. İdealist, güzel yürekli bir adamın eseri İZOT. Dr. Öğr. Üyesi Orçun Berrakçay... Kuruluş zamanını yazmayacağım koronun, uzun zaman oldu, otizmli çocukların bir araya gelişi. Benim asıl söylemek istediğim, Efe’nin söylemiyle ‘Orçun Öğretmen’in otizmli çocukların her koşulda yanında olması.

Malum, neredeyse bir yıldır bütün dünya koronayla uğraşıyor. Yani, tüm dünyanın derdi korona. Hepinizin, hepimizin evde kalmakla ilgili sıkıntıları var, ama galiba otizmli çocuğu olanların derdi sanki bi tık daha fazla. Dakikası dakikasına uymayan, otizmli bir çocuğun vaktini doldurmak inanın çok zor. Hele hele dört duvar arasında her an yeni şeyler bulmak bunaltıcı. İşte Orçun Öğretmen, bu sıkıntılı zamanlarında da öğrencilerinin yanında olmayı başardı. Her Pazartesi akşamı, tıpkı bizim evde olduğu gibi, İZOT’lu tüm çocukların evinde tatlı bir telaş var. Çünkü Orçun Öğretmen, Zoom üzerinden öğrencileriyle koro çalışması yapacak. Yaklaşık 30-40 öğrencisiyle ekrandan da olsa birlikte olacak. Bağlantının yapıldığı ilk 5 dakikayı görmeniz lazım. Çocukların birbirlerine olan özlemini, hal hatır sormalarını, hatta birbirlerine takılmalarını görmelisiniz. Sonra, müthiş bir disiplinle mikrofonlarını kapatıp Orçun Öğretmenlerine eşlik etmelerini anlatamam. Yaklaşık 2 saat boyunca süren çalışmada, tüm çocukların Orçun Öğretmenlerinin söz vermesini bekleyişini, söz kendilerine geldiğinde onunla olan konuşmalarını, şarkı söylemelerini izlemelisiniz.

Ve çalışmadan sonra kafası, bedeni rahatlamış bir çocuk görmek çok güzel bir duygu.

Müziğin güzel bir kalpten çıktığında ruha ne iyi geldiğine şahit olmaksa paha biçilmez.

Gerçekten doğruymuş, müzik ruhun gıdası.

Sağ ol, var ol Orçun Hocam...

Köfte beni nerde olsa bulur