Ramazan geldi, hoş geldi!

Ama bu yıl her zamankinden farklı geldi. Aslında geçen sene de durum benzerdi. O zaman da karantina vardı, şimdi de var.
Yalnız bu seferki fark, hastalığa, karantinaya daha fazla alışmış olmamız galiba. Geçen yıl kapıdan burnumuzu çıkarmaz, çıkaramazken bu yıl teravihler evde mi, camide mi olsun tartışmaları yaşadık. Neyse ki, ramazanın hemen öncesinde bayram dahil evlerimizde olunacağı kararı alındı da, yaz için biraz umutlandık.
İnanın kafam çok karışık. Aslında bu hafta güzel İzmirimizin tarımına, gastronomisine dair bir yazı kaleme almıştım. Sizlerle onu paylaşacaktım, ama baksanıza geldiğimiz duruma. Retoranlar, kafeler gıdaya dair ne varsa kapandı. Tüm dükkânlarda sandalyeler yine ters çevrildi. Dükkânlar derin bir sessizliğe büründü. Galiba bundan sonra, nerede masanın üzerine ters çevrilmiş bi sandalye görsek bize şu an yaşadığımız günleri anımsatacak. Yalnız şunu da söylemeden geçemeyeceğim... Evet, pandemi kuralları erken gevşetildi, şunlar, bunlar da yapılabilirdi diyebilirsiniz. Ama kabul edelim ki, bizim de, işletmelerin de kusurları var. Dün akşam bi arkadaşımla konuşurken, evinin tam karşısındaki restoranın durumunu dehşetle anlatıyor bana: “Fedocum, ben de istedim restoranların açılmasını, fakat hemen karşımda yaşanan manzarayı görsen dehşete düşerdin. 20 metrekarelik alanda 20 kişi, üstüne bir de fasıl grubu. Maske, mesafe hak getire...”
Durum bu olunca da maalesef kapanma kaçınılmaz...
Bu kötü örnek, tedbiri elden bırakmayan işletmeler de var tabii. Ama, hastalık o kadar çabuk yayılıyor ki, domino taşı gibi bir bir devriliyor her yer. Tut tutabilirsen...
Olan oldu bugüne kadar. Şimdi önümüzdeki günlere bakma zamanı. Ramazan ayı durgunluğunu iyi değerlendirmeli, salgını tekrar, el ele vererek kontrol altına almalıyız. Bir kez yaptık bunu. Bir kez daha yapabiliriz.
Maskemizi takalım, ellerimizi sıkça yıkayalım, çok önemli bir işimiz yoksa dışarı çıkmayalım, misafirlik, doğum günü, cenaze vb. toplu yerlerde bulunmayalım. Bize düşen görev bu, canla başla mücadele eden sağlıkçı dostlara yapabileceğimiz en büyük yardım bu!
Ayrıca restoranları da unutmayalım. Haftada bir de olsa bir sipariş verelim, gerekirse dükkânlarına gidip birer paket yemek yaptıralım evimize. Bu zor günlerde birbirimize her manada destek olmamız lazım.
Dedim ya, aklım karışık.
Ramazan geldi. Biraz karışık gelse de, hoş geldi sefa geldi.
Hepinize hayırlı, sağlıklı bir ramazan dilerim...

Ramazan geldi, hoş geldiGüzel bir pırasa yemeği

Uzun zamandır yemek tarifi yazmıyorum. Bugün size sevgili şef Ömür Akkor’un geçen hafta izlediğim TV programında yaptığı pırasa musakkanın tarifini vermek istiyorum. Gerçi ben şefin tarifini bire bir yapmadım. O, kuşüzümü, çamfıstığı kullandı; ben kullanmadım, ona rağmen çok güzel bir yemek oldu. Ramazan sofralarına yakışacağını düşündüğüm pırasa musakkayı şöyle yaptım.
- 4 adet pırasa
- 1 çay bardağı zeytinyağı,
- 1 adet orta boy soğan
- 1,5 yemek kaşığı tereyağı
-1 kavanoz hazır domates veya 5-6 adet domates rendesi
- 250 gr dana kıyma
- Tuz ve karabiber

Pırasaları birer parmak uzunluğunda kesin. Bir çay bardağı zeytinyağında 2-3 dakika kızartıp kenara alın. Soğanı tereyağında soteleyin, üzerine kıymayı ilave edip kavurun.
Kavanoz domatesinizi kızartma yağına boşaltın. Kızarttığınız pırasaları, domatesin üzerine dizin. Soğan ile pişirdiğiniz kıymayı pırasanın üzerine dökün. Yemeğiniz kaynamaya başladığında, ateşi en kısığa alın. 15-20 dakika kısık ateşte pişen yemeğinizin altını kapatıp 5 dakika dinlendirdikten sonra servis yapabilirsiniz.
Afiyet olsun...