Salın kendinizi boşluğa yol sizi nereye götürürse...

Soğukla aram iyidir. Öyle ki, evde en büyük tartışma nedenlerimizden biridir sevgili eşim Ebru ile. Amaa şu son soğuk günler beni bile üşüttü, hatta dondurdu desem yeridir.

Biraz üşüttüm galiba, derken bi de baktım nerdeyse bir haftayı yatakta geçirmişim. Belki Kovid olmuşumdur diye bi 3 gün de ekstra kaldım evde, etti mi size 10 gün. Benim gibi birisine çok zor. O dizi senin, bu film benim derken, yeter artık deyip attım sokağa kendimi.

Değişmez yol arkadaşım, abim Turgay Kılınç’ı aradım hemen... Kendisi çok programlı ve de dakik olduğundan, “Hadi abi bi hava alalım, gezelim biraz” önerime, sükûnetle, programıma bakıp arıyorum seni” dedi. Neyse ki çok yoğun değilmiş de, “Olur çıkabiliriz, ama benim 3 saatim var” diye döndü bana. Aslında bu cevabın manası açık, “Hadi yahu nerde kaldın Fedo, ben de çok sıkıldım evde; çabuk gel, hemen sokağa atalım kendimizi”. Bu çağrıya kulak verip soluğu Turgay Abimin yanında aldım.

İncir çekirdeği

Bizim gezmelerimiz aslında çok planlı başlar. Nereye gideceğiz, ne yiyeceğiz, hangi işimizi halledeceğiz, ne alacağız, hepsi bellidir yani. Ama ne oluyorsa o ilk yapacağımız şeyi yapamazsak oluyor. Bi anda şakülü kayıyor yaptığımız programın.

Ve her nedense bugüne kadar yaptığımız hiçbir programa planladığımız gibi başlayamadık. Ve işte yine öyle oldu. Sözde, biz önce enteresan bir derneği ziyaret edecektik ve aslında ben size burayı anlatacaktım. Ama başkanın şehir dışında olması bizim programı yine altüst etti. Aslında böyle olunca, direkt programın ikinci bölümüne geçsek sorun olmayacak. Lakin biz Turgay Abimle ilk bölümü tartışırken aklımıza gelen her şeyi hemen yapmak istemesek her şey yoluna girecek ama nafile, yapamıyoruz bunu.

Bi bakıyoruz bambaşka bi yerdeyiz, yepyeni insanlarla tanışmışız, İzmir’in hiç görmediğimiz yerlerini görüyoruz.

İşte yine aynı kuyunun içine düştük. Bi anda benim, “Abi, şu Torbalı’daki karavancıya bi uğrasak ya” dememle, kendimizi Gaziemir’de bulduk. Ardından, “Acıktık yahu, buraya kadar gelmişken Menderes’ten geçelim, belki salaş bi dükkân bulur, orada yemek yeriz” dedik. Eh buraya kadar gelmişken, şu güzergâhtan, bu yoldan gidelim kafasıyla Gaziemir, Menderes, Ayrancılar, Oğlananası, Demirci, Karacaağaç, Kırıklar, Buca ve Bornova’da son buldu yolculuğumuz.

Yol boyunca incir çekirdeğini doldurmayan sebeplerden huysuzlandık abimle birbirimize. Acayip dedikodu yaptık, memleket kurtardık. Aslında boş boş konuştuk çokça. Ama hava aldık! Yani tam da konuştuğumuz gibi, “Bi hava alalım” dediğimiz gibi hava aldık.

Demem o ki dostlar, hayatta yaptığınız her şey ille bir sonuca götürmesin sizi, böyle bir beklentiniz olmasın. Yaptığınız her iş, her yolculuk ille ulvi bir sonuçla nihayet bulmasın.

Alın yanınıza en huysuz arkadaşınızı, salın kendinizi boşluğa, yol sizi nereye götürürse... Hep mideniz değil, accık da ruhunuz beslensin. Kalın sağlıcakla...