Tek kara bulut, o eşsiz bulut olsun!

Hayat ne tuhaf. Son bir aydır gözlerim hep gökyüzünde. Yüzümde tuhaf bi gülümseme sığırcık kuşlarını seyrediyorum. Ve nasıl mutluyum, anlatamam! Yoktular son 5 altı senedir. Artık salgın dönemi huzur mu buldular, küsmüşlerdi de bizleri af mı ettiler bilmem. Döndüler işte. Neyse ne! Yıllar önce, ortaokul öğrencisiyken okul çıkışı İzmir Fuarı’ndaki ağaçlarda geceleyen sığırcık kuşlarını avlardık. Korumasız, masum sığırcık kuşlarını! Ah ki ne ah! Sonra koca adam oldum askere gittim. Memleketin bi ucu Hakkari’de yine akşamları konakladıkları yerde avladım bu eşsiz kuşları. Şimdi milyon kere pişmanım ama ne fayda... Televizyon izliyorum bu yazıyı yazarken. Bir “Babam” türküsü dinliyorum. Göz ucuyla da izliyorum. Nedense kuşlar, sığırcık kuşları geldi aklıma. Gökyüzünü siyah beyaz bir tabloya çeviren o eşsiz uçuları geçti gözümün önünden. Aslında yeni yıl yazısı olacaktı bu yazı. Dostluk, barış, iyilik, güzellik olacaktı içinde. Maalesef olmadı. Çokça hüzün, biraz da itiraf yazısı oldu... Demem o ki; yeni yılda ve tüm hayatınız boyunca hiçbir cana kıymayın! Öyle bi yaşayın ki, pişmanlıklarınız olmasın hiç! Yeni yıl tüm dünyaya, ülkemize güzellikler getirsin. Güzel memleketimin üzerindeki tek kara bulut sığırcık kuşlarının özgürce, ahenkle oluşturdukları o eşsiz bulut olsun. 2022 hoş gelsin, hayırla gelsin...

Tek kara bulut, o eşsiz bulut olsunEn sevdiğim kelime “umut”. Geçen haftayı çok yoğun geçirdik aile olarak. İZOT İzmir Otizm Orkestrası ve Korosu ile Kayseri’ye konsere gittik. Uzun zaman sonra otizmli çocuklarımız bir araya geldiler. Kayseri dönüşü de İzmir Atatürk Lisesi’nin Best Buddies (Liseli çocukların bir engelli çocuk ile arkadaş olması) eşleştirme töreninde sahne aldılar. Epey yorulduk anlayacağınız. Ama güzel yorgunluklar bunlar. Sonunda bir güzellik, iyilik umudu var hep. Bu hoş yorgunlukların üzerine salı günü de Kordon’da yorgunluk attık. İzmir’e geçen yaz başında gelen ve şehrin en güzel otellerinden biri olmaya aday Marriott Otel İzmir’in yeni yıl mönüsü için düzenlediği yemekteydik. Biz İzmirliler nedense biraz çekingen gireriz otellere. Biraz başka bi hale bürünürüz. Ben de klasik bir İzmirli gibi gittim davete. Ama otelden içeri adım atar atmaz sıcak bir karşılama üzerimdeki tüm çekingenliği aldı. “Acaba bize özel bi karşılama mı bu?” diye düşünürken yemek boyunca otel yöneticileriyle yaptığımız sohbette bu sıcaklığın bize değil tüm misafirlere olduğunu gördük. Yemeklerin hepsi de çok güzeldi. Otel açık mutfak çalışıyor. Lobiden iki adım ilerlerseniz sizin için hazırlanan yemeklere tanıklık edebilirsiniz. Yılbaşı mönüsünü size detay detay anlatmak isterdim ama biliyorsunuz ben bir gurme değilim sadece lezzetin muhabbetine aşık biriyim. Ancak şunu söyleyebilirim, yapılan her yemek servisi sonrası otelin şefi Umut Tabak tek tek yaptığı yemeği ve özelliklerini anlattı. Sevgili şefin samimiyetinden pek keyif aldığımı söylemek isterim. Yemeklerden söz etmeyeceğim dedim ama lef bir pancarlı somon gravlaks yapmış ki, efsane. Yemek sonrası her İzmirli gibi önce şehri sonra memleketi kurtardık elbet. Yazımın başında da dediğim gibi, en sevdiğim kelimeydi dilimizdeki, yaşadığımız zorlu günlerde en çok ihtiyacımız olan kelime; umut...
Şehrime, güzel İzmir’e hoş geldin Marriott Hotel...