Vira bismillah!

“Ve yaz bitti, deniz mevsimi kapandı” bunun gibi mesajlarla dolu sosyal medya. Zannedersin dünya yandı, bitti, kül oldu. Durun yahu, yaz bitti ama, sonbahar geldi. Serinlik geldi ya da gelecek. Yağmur gelecek, bereket gelecek. Bakın mesela 1 Eylül’de balık yasağı sona erdi. Uzun zamandır beklediğimiz bereket sofralarımızı şenlendirecek kısmetse.

1 Eylül günü kadim dostum Fatih Dörtkardeşler ile çok uzun zamandır gidemediğim Tuzla’ya, Homa Dalyanı’na gittik. Dalyan’ın balığının geldiği dükkânda ne var ne yok diye heyecanla daldık Onurhan kardeşimin yanına. Tam içeri girerken biri, elindeki kovayla çıktı dışarıya. Onurhan’a, “Kimdi çıkan?” diye sordum. “Balıkçı Ahmet abi” deyince fırladım dışarıya. “Ahmet!” diye seslendim. Döndü geldi, maskemi çıkardım, öylece baktı bana sonra,”Ooo Fedai nerelerdesin arkadaş sen yahu?” diye girdi söze. Ayak üstü eskilerden konuştuk hızlıca.

Kara tavada gamit

Neredeyse 14 yıldır tanırım balıkçı Ahmet’i. Oğlum Efe ile bi dönem neredeyse her cumartesi Homa Dalyanı’na giderdik. Deniz kabukları toplar, dalyandaki balıkçılarla sohbet ederdik. Daha doğrusu ben sohbet ederdim. Çünkü Efe o zamanlar henüz konuşmaya başlamamıştı. Hemen her hafta da öğle yemeği olarak kızarmış tavuk alırdık dalyana giderken. Balıkçı dostlarla kurulan Halil İbrahim sofrasında tavuk, balıkçılara şenlik, balık da Efe’yle ikimize ziyafet olurdu. Hele o kara tavada pişen gamitin (kefalin küçüğü) lezzetine doyum olmazdı. Dalyanın kefaliyle de o zaman tanışmıştım, ahtapotuyla da. Hatta körfezde denizatlarının varlığından Homa Dalyanı’ndaki balıkçı dostlardan öğrenmiştim. İşte balıkçı Ahmet’i görünce tüm bunlar geldi geçti gözümün önünden.
Sohbet bitince döndüm tekrar dükkâna... Fatih, balıklara bakarken balıkçılar da bir bir gelmeye başladılar ellerinde tuttukları balıklarıyla. Her ne kadar bekledikleri gibi olmasa da balıkların bolluğu yine de yüzlerini güldürüyordu balıkçıların.
Dükkândan nasibimizi alıp çıktık Fatih’le. Arkadaşımın kısmetine bir balık benim kısmetime de şu aralar tam mevsimi olan iki kefal yumurtası düştü.
İnşallah bol olacak bu sene balık.

“Ben yemedim sen ye...”

Bu arada şunu söylemeden de geçemeyeceğim. Dünya denizlerine göre bizim denizlerimiz hala en temiz, en bereketli, en lezzetli balıklara ev sahipliği yapıyor. Elbette tüm dünyada olduğu gibi bizim denizlerimizde de kültür balıkçılığı yapılıyor. Ve şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, ülkemiz bu alanda dünyanın en iyisi. Üretilen balıkların yüzde 70’e yakını Avrupa ve diğer ülkelere ihraç ediliyor. Elbette Avrupalı da balık üretiyor ama ürettiklerini ihraç edip, Türkiye’den aldıkları balıkları tüketiyor kendileri. Bana göre bu yüzdenin anlamı “Ben yemedim sen ye”. O nedenle balık yiyin sevgili dostlar. İster deniz ister kültür ne bulursanız, hangisine ulaşabiliyor, hangisini seviyorsanız yiyin.
Bu vesile ile yeni balık av sezonunun tüm balıkçılarımıza bereketli olmasını dilerim tüm balıkçıların ağaları balıkla dolup taşsın da bizlerde ucuz ucuz balık yiyelim.

Rasgelsin...