Fikret Bila

Fikret Bila

fbila@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Libya’da Kaddafi rejimi fiilen bitti. Muhalifler Trablus’u da kontrol altına aldılar. Bayraklarını başkente diktiler. Kaddafi kayıp, iki oğlu ise yakalandı.
Muammer Kaddafi 40 yıldır ailesiyle birlikte saltanat sürdü. Saltanatını sürdürmek için girmediği kılık, kullanmadığı kutsal değer kalmadı. Kendine bazen yarı-tanrı, bazen yarı-peygamber, bazen yarı-deli görüntüsü verdi. Ancak devrilmekten kurtulamadı.

Zamanın ruhu
Günümüzde diktatörlükler “zamanın ruhu”yla bağdaşmıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra gelişen süreç, otoriter rejimleri, diktatörleri tek tek siyaset ve tarih sahnesinden silmeye başladı.
Tunus’ta Bin Ali, Mısır’da Mübarek, Yemen’de Salih, Libya’da Kaddafi’nin akıbeti aynı oldu.
Bu diktatörlerin ortak yönü on yıllardır ülkelerini ve halklarını aileleriyle birlikte, “babalarının malı” gibi görüp, öyle yönetmiş olmalarıdır. Yönetime geldiklerinde veya el koyduklarında bırakmayı hiç düşünmedikleri anlaşılıyor. Bu liderlerden hiçbiri halkını demokrasiye, insan haklarına, evrensel değerlere, çağdaş yaşama, bilime, teknolojiye, sanata doğru yöneltmedi. Koltuğunu bu değerler için feda etmedi.
Halklarına cahilliği, işsizliği, yoksulluğu, açlığı reva gördüler. Onlara vatandaş değil tebaa muamelesi yaptılar. Bunu yaparken de kişisel servetlerine servet katmayı ihmal etmediler. Batı dünyası kendi çıkarlarına geldiği sürece bu diktatörleri destekledi. Diktatörlerin ömürlerinin uzamasında Batı’nın ikiyüzlü politikasının da payı büyüktür.
Zamanın ruhu artık bu sistemi taşıyamıyor. Bilim ve teknolojideki gelişme artık kapalı rejim bırakmadı. En cahil halk bile dünyayı görüyor, izliyor, ülkesiyle kıyaslayabiliyor. İnsan hakkı, vatandaş hakları, hukuk, eşitlik, adalet, demokrasi fikri yaygınlaşıyor ve halk hareketine dönüşüyor. Bu süreçte yeni çıkar arayan ve yeni duruma göre pozisyonunu yenileyen ülkeler yok mu? Elbette var. Diktatörlere karşı ayaklanan halklar, çıkarlarını sürdürebilmek için “demokrasi getireceğiz” diye yine söz sahibi olmaya yönelen ülkelere de mesafeli duruyor.

Demokrasiye ulaşmak
Demokrasiye, özgürlüklere ulaşmak kolay bir süreç değil. Bu bakımdan “daha kötü olur” diyerek otoriter rejimleri, diktatörleri desteklemek kabul edilemez bir yaklaşımdır.
Demokrasiye geçiş süreci elbette sancılı olacak; bu süreçte daha tehlikeli dönemlerle karşılaşılacaktır. Ancak, bu yolun zorlu olması, gerçek demokrasiye, insan haklarına ulaşma mücadelesini rafa kaldırmamalıdır. Zaman zaman daha kötü durumlara düşülse de toplumsal süreç sonunda çağdaş demokrasiyi bulacaktır.
Türkiye 80 yıldır bu yolda mücadele veriyor. Birkaç kez kesintiye uğramasına karşın 60 yıldır ağır-aksak demeden demokrasisini ayakta tutmaya çalışıyor. Türkiye’yi yüksek maliyetler ödemek pahasına demokrasi yolunda tutan, Atatürk’ün ileri görüşlülüğüyle ortaya koyduğu hedeftir. Bu hedefe doğru ilerlerken Türkiye de zaman zaman geriye, kötü durumlara düşmüştür ama her defasında demokrasiyi bir yerinden yakalayarak ayakta tutmayı başarmıştır.
Diktatörlerinden kurtulmayı başaran bölge halklarının ülkelerini yeniden kurarken Atatürk’ü iyi anlamaları ve Türkiye’nin birikimlerinden yararlanmaları çok faydalı olur.