Orgeneral Büyükanıt'ın iki cümlelik duruşu

Yön "Türk toplumunun bütün katmanlarında askerin düşüncesini bilmeyen yok. Bir şey söylememiz malumu ilamdan öteye gitmez." Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, hem Türk hem de yabancı basında türban konusunda büyüyen "Acaba TSK ne diyecek?" merakını iki cümleyle giderdi: Org. Büyükanıt, onlarca canlı yayın aracının hazır bulunduğu ortamda neden iki cümlelik açıklamayla yetindi? Soru sorulmasını beklemeden neden kısa bir açıklamayla konuyu kapattı?Bu sorulara şu yanıtlar verilebilir:1- Org. Büyükanıt bu kısa açıklamayla TSK'nın türbana karşı görüşünü anımsatmış oldu. Böylece Türk basınında ve yabancı basında günlerdir dile getirilen, "Acaba TSK ne diyecek? TSK herhalde görüşünü belli edecektir" sorusuna ve beklentiye yanıt vermiş oldu. Ayrıca kamuoyunun sivil ve askeri kesimindeki merakı da giderdi.2- Soru ve yanıtlarla detaylı, uzun bir açıklama yapmayarak, tartışmaya girmedi. Böylece, 22 Temmuz seçimleri öncesinde doruğa çıkan "Asker siyasete neden müdahale ediyor?" eleştirilerine fırsat tanımadı. Her fırsatta bu tür açıklamaları TSK'ya yüklenmek için bahane olarak kullanan kesimlere fazla malzeme vermedi.Anayasa Mahkemesi süreci3- Org. Büyükanıt'ın bu özenli, dikkatli duruşunda, yapılması planlanan anayasa ve yasa düzenlemelerinin Anayasa Mahkemesi'ne gidecek olmasının da payı olduğu söylenebilir. 27 Nisan açıklaması ve sonrasındaki süreçte TSK'nın, 367 davasıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'ni baskı altına almak istediği çok yazılıp söylendi.TSK, yargıya müdahale etmekle suçlandı ve töhmet altında bırakıldı. Org. Büyükanıt, bu kısa açıklamasıyla, bu kez, benzeri eleştirilerin de önünü büyük ölçüde kesmiş oldu.4- Genelkurmay'ın siyasi tartışmalara taraf olmamak, Anayasa Mahkemesi sürecini beklemek ve müdahil bir izlenim vermemek düşüncesinde olduğu söylenebilir.5- Bir diğer faktör olarak TSK'nın, siyasi alandaki tartışmalara girmesinin olumsuz etkilerini ve neden olduğu ters tepkileri de dikkate almış olabileceği belirtilebilir.6- Bütün bunlara karşılık, TSK'nın en son 27 Nisan bildirisinde vurguladığı gibi laiklik konusunda taraf olduğunu, YÖK Yasası'nın 2003'teki değiştirilmesi girişimi karşısında, "TSK, Anayasa'nın 42. maddesinde açıkça ifade edildiği gibi, Türkiye'de eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre devletin gözetim ve denetimi altında yapılır, temel ilkesini yürekten benimsemektedir" görüşünü açıkladığını (14.9.2003) unutmamak gerekir. Neden iki cümle? TSK, bir konuda görüşünü belirlerken detaylı araştırmalar, incelemeler yapar. Bilimsel çalışmaları dikkate alır. Üniversitelerde başörtüsü-türban serbestliği sağlamak için yürütülen çalışmalarla ilgili olarak da özellikle hukuki açıdan bu tür bir çalışma yaptığını söyleyebiliriz. Örneğin, TSK son günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Leyla Şahin davasıyla ilgili kararını inceliyor.Söz konusu davada son durak işlevi gören AİHM, Leyla Şahin'in başvurusunu reddetmiş, üniversitelerde türban yasağını sözleşmeye aykırı bulmamış ve türban yasağına kaynaklık eden Anayasa Mahkemesi'nin 1989 tarihli kararını ve gerekçelerini paylaşmış, haklı bulmuştu. "Bu yasağın temelinde yatan fevkalade önemli mülahaza Anayasa Mahkemesi tarafından da izah edildiği üzere laiklik ilkesidir" diyerek, yasakla laiklik arasındaki bağlantıyı vurgulamıştı. Leyla Şahin kararı inceleniyor Üzerinde durulması gereken bir konu de referandumdur. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir karar vermediğini belirtmekle birlikte, bu tür önemli anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulmasına olumlu baktığını hissettiren bir açıklama yapmıştı. Ancak böyle bir konunun referanduma götürülmesinin bir çeşit "din testi"ne, "Müslüman mısın, değil misin ikilemi"ne dönüştürülmesi riski yüksektir. İnsanları din ve mezheplerine göre oy kullanmaya yönlendirecek bu girişimin doğuracağı sakıncaların da iyi hesap edilmesi gerekir. fbila@milliyet.com.tr Referandum hassasiyeti