Fikret Bila

Fikret Bila

fbila@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Tutukluluk süresiyle ilgili tartışma, yargının sorunları tartışmasına dönüştü. Türkiye’de davaların yıllarca sürmesi artık kanıksanmış bir olgu, maalesef. Bu nedenledir ki, vatandaş, “mahkeme kapısına düşmekten” çok çekinir. Mahkemeye gitmektense, ya hakkından vazgeçer ya da hakkını başka yollarla aramaya yönelir.

Tutukluluk hali
Kuşkusuz yargının en önemli sorunlarından birinin tutukluluk hali olduğu son olaylarla bir kez daha ortaya çıktı. Tutukluluk yasada bir “istisna” niteliğinde bir önlem olarak tanımlanıyor. Uygulamada ise tutuklu yargılamanın istisna değil, asıl yargılama biçimi haline geldiği görülüyor. Böyle olunca da tutukluluk hali önlem olmaktan çıkıyor fiilen cezaya dönüşüyor.

Temyiz dahil mi?
Tutukluluk süresinin hesaplanmasına temyizde geçen süre dahil mi? Türkiye’de dahil ediliyor. Temyiz aşaması da yıllarca sürdüğü için sanık ilk derece mahkemesi tarafından mahkûm edilse de tutuklu statüsünde duruyor. Temyizde geçen süre de tutukluluk süresinden sayılıyor.
Deneyimli bir avukat olan CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, AİHM içtihadının aksi yönde olduğunu vurgulayarak şöyle dedi:
“AİHM temyizde geçen süreyi tutukluluk süresi dışında tutuyor. Alt derece mahkemesinin karar vermesine kadar geçen süreyi tutukluluk süresi olarak tanımlıyor ki, Türkiye’de de böyle olması gerekir.”
Mengü, Türk yargısının temel sorunlarını şöyle sıraladı:

Davaların isabet oranı
1- Yargının iş yükünün fazlalığı ve ağırlığının nedenlerinden biri kamu adına açılan davaların isabetsizliğidir. Türkiye’de kamu adına açılan davaların yüzde 52’si beraatle sonuçlanıyor. Bu da savcılık makamının gerekli araştırmayı yapmadan, yeterli delil toplamadan dava açtığını gösterir. Oysa Japonya’da bu tür davaların yüzde 98’i mahkûmiyetle sonuçlanıyor. Her müfettiş raporu, her bilirkişi raporu incelenmeden iddianameye dönüştürülüyor. Kararı yargıç versin, denilerek kolay yol seçiliyor.

Adli kolluk
2- Davaların yıllarca sürmesinin nedenlerinden biri de Türkiye’de adli kolluk olmamasıdır. Türkiye’de bir sanığı veya tanığı bulup mahkemeye getirmek yıllar alabiliyor. Çünkü, savcılık emniyete, emniyet ilçeye, ilçe karakola yazıyor, bir tanığın mahkemeye getirilmesi çok uzuyor. Hele o arada adres değişikliği olmuşsa aynı süreç yeniden yaşanıyor. Oysa doğrudan savcılığa bağlı adli kolluk olsa bu süre çok kısalır.

İstinaf mahkemeleri
3- Elbette istinaf mahkemelerinin olmayışı da süreyi uzatan bir diğer faktör. Bütün davalar Yargıtay’a geliyor. Beraatle sonuçlanan davaların da yüzde 98’i Yargıtay’a geliyor. Bunun önlenmesi gerekir. Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay’ın yükünü azaltmadı, bu nedenle istinaf mahkemelerinin Yargıtay’ın yükünü azaltacak şekilde düzenlenmesi gerekir.

Uygulama birliği
4- Türk yargısında uygulama birliği yok. Her yargıç ayrı bir usul uyguluyor. Oysa uygulama birliği olması gerekir. Yargıç sayısı kadar usul uygulaması var. Uygulama birliği sağlanması da dava sürelerini kısaltır.

Yargıç ve mahkeme sayısı
5- Türkiye’de mahkeme ve yargıç sayısı yetersiz. Mahkemeler, 4-5 ay sonraya duruşma tarihi veriyorlar. Avukatlar bu sorunu sık sık gündeme getirdiler. Türkiye’de mahkeme ve yargıç sayısının artırılması gerekir.