21.yy’ın Gerçeküstü Çağına Distopyalarınız Kadar Hazırsınız…

“Zor zamanlar güçlü insanları;

Güçlü insanlar iyi zamanları;

İyi zamanlar zayıf insanları;

Zayıf insanlar da zor zamanları yaratır!”

Sevdiğim bir sözle “Ütopya ve Distopya” konumuza başlamak istedim. Ütopya denince iyilik, güzellik evet ve distopya denince karamsarlık gibi düşünülse de aslında distopya çok fazlası…

Yaşam bir dengeler bütünü olduğu kadar, o dengeyi bulana değin de çalkantılar silsilesidir. Sürekli bir devinim vardır ve o devinimle ilk karşılaşıldığında önce kaos, ardından çözüm ve uyumla kendi düzenini yaratır tekrardan. Ülkeler, kurumlar, insanlar hatta doğadaki canlılar hayatta kalabilmek için hazır bulunuşluklarını alternatif yollarla, deneme yanılmalarla hep geliştirirler. Kurumlar, ülkeler bunlara kriz yönetimi der mesela… Olası başa gelebilecek en riskli, tehlikeli senaryolara göre hazırlıklarını yaparlar.

Distopya işte o gelecekte başımıza gelebilecek korku duyduğumuz konular için hazır bulunuşluluğumuza ön görü kazandırır. Alternatif yolları sunar, hem de genelde insanların en görmek istemediği, o hep kaçtığı yolları… Ama başlarına da gelince telaşla ve hazırlıksızlıkla birçok yanlışların yapılabileceği yolları.

Mesela kimi distopik eserlerde robotların işlerimizi elimizden aldığı günlerden yapay zekaların bizi yönettiği dünyalara, siyasi sistemlerin özgürlüklerimizi elimizden alıp bizi köleleştirmesine, kimisinde de bir gök taşı veya iklim kriziyle dünyanın yaşanmaz bir afete sürüklenişine yer verilir.

Bir çoğunuzun da bildiği üzere gerçek bir bilim kurgu ve distopya severim. Ve gerçekten heyecanlıyım çünkü ülkemizde bir ilk gerçekleşiyor: “Uluslararası Distopya Film Festivali” ilk defa bu sene aralık ayında gerçekleşiyor. Fikir sahipliğini ve direktörlüğünü yapan yönetmen Hatice Aşkın bizlerle bu hafta. Genç ve kadın, örnek bir yönetmen, girişimci, cıvıl cıvıl, hayallerinin peşinde…

21.yy’ın Gerçeküstü Çağına Distopyalarınız Kadar Hazırsınız…

Seni tanımakla başlayalım.

İzmir’de doğdum, okudum ve yetiştim. Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Film Tasarımı bölümünden mezun oldum. Aslında küçüklüğümden beri kitaplarla aram her zaman çok iyiydi. Tüm harçlıklarımla set set kitap alırdım. İlk ödülümü 11 yaşındayken yazdığım ve birinci olduğum öyküyle kazandım. Lise yıllarımda hep yazar olmak isterdim. Şimdi ise kurduğum hayallere paralel olarak kendi senaryolarını yazan bir yönetmenim.

Ve tam anlamıyla bir girişimcisin. Sırasıyla gidelim istiyorum. Vantablack Film Yapım şirketinin sahibisin. Nasıl karar verdin bu alana?

Her yıl film ürettiğim için çok uzun zamandır yapım şirketi kurma hayalim vardı. Fakat bunun kariyer yolcuğumda gerçekleşebilecek en doğru zamanda gerçekleşmesini istiyordum. Akabinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan aldığım İlk Uzun Metrajlı Kurgu Film yapım desteğiyle birlikte prosedürler gereği kendi şirketimi kurmam gerekti. Bu güzel gelişmeyle birlikte kariyerimdeki en işlevsel zamanda Vantablack Film Yapımı kurdum. Adresi Olmayan Ev adlı uzun metraj filmim şirketimin ana yapımcılığında hayata geçecek ilk proje olacak.

Yolu açık, seyircisi bol olsun! Ardından bir dernek kurucususun. Uluslararası Bağımsız Sinema ve Sanat Derneği… Anlatır mısın?

Evet. Uluslararası Bağımsız Sinema ve Sanat Derneği yönetmen, yapımcı ve oyuncu başta olmak üzere bağımsız sinema içerisinde yer alan tüm meslek gruplarını kapsamlı bir şekilde bir araya getirme fikriyle ortaya çıktı. Bağımsız sinemanın gelişimi açısından çok önemli olan “tür filmi” sayısı ülkemizde ne yazık ki çok az. Dernek olarak yenilikçi bir vizyonla bağımsız sinemamız içerisinde tür filmleri sayısının artırılması üzerine çalışıyoruz. Geçtiğimiz aylarda BKM Mutfak ile Centilmenlik Anlaşması imzaladık. Bu anlaşmayla birlikte dernek bünyesinde geliştirdiğimiz tüm etkinlikleri BKM Mutfak iş birliğiyle gerçekleştireceğiz.

Bu derneğin ilk faaliyeti olan Uluslararası Distopya Film Festivali’ne gelelim.

Elbette. Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek “Uluslararası Distopya Film Festivali”nin hazırlıklarını büyük bir heyecanla yürütüyoruz. Distopya, yıllardır yönetmenliğini yaptığım bir tür. Şimdi ise tüzel kişi olarak hayata geçirdiğimiz distopya türüne özgü bir festivalin direktörlüğünü gerçekleştiriyor olmak benim için oldukça mutluluk verici. Tüm dünya üzerinde pandemi ilk ortaya çıktığı zaman devlet yöneticileri distopya türünde üretim yapan senarist ve yazarları bir araya getirerek olası gidişat ve gelecek senaryoları üzerine bu türün yaratıcılarının görüşlerine başvurdular.

Harika! Ya katılımlar nasıl gidiyor? İlgi nasıl?

Festival kapsamında Uluslararası Kısa Film Yarışması ve Ulusal Senaryo Yarışması    gerçekleştiriyoruz. Festivalimizi duyurduğumuz ilk günden beri tepkiler öyle güzel ki yaratıcısı olarak gelişmeleri gururla takip ediyorum. Uluslararası Kısa Film Yarışması için dünyanın her yerinden başvurular aldık. Ulusal Kısa Film Yarışması için ise Türkiye’den çok yoğun bir başvuru sayısıyla karşı karşıyayız. Uluslararası Distopya Film Festivali’ni distopya türüne dikkat çekmek ve distopya türünde film üretimini arttırmak amaçlarıyla hayata geçiriyoruz.

Peki distopya türünde dünyaca ünlü hangi yapımlar var?

Dünya sineması bu alanda çok yaratıma sahip olsa da distopya ülke sinemamız için çok yeni bir tür. Fritz Lang’ın Metropolis’i, Godard’ın Alphaville’i, Terry Gilliam’ın Brazil’i, Andrew Niccol’un Gattaca’sı ve Jean-Pierre Jeunet ile Marc Caro imzalı Şarküteri filmleri dünya sineması içerisinde önemli bir yere sahip distopik filmler. Aşırı derecede stilize yaklaşımı, ifadesiz karakterleri ve absürt bir mizah anlayışıyla Yunan Tuhaf Dalga filmleri içerisinde üretilen distopik filmleri kendi sanat görüşüme daha yakın buluyorum.

21.yy’ın Gerçeküstü Çağına Distopyalarınız Kadar Hazırsınız…

Merak edilen bir konu da… Genç ve kadın bir yönetmen olmak. Nasıl bir süreç?

En başta eril bir yapı içerisinde büyük bir var olma mücadelesi. Buna iyi bir yönetmen olmak için her daim gelişim halinde olmanız ve hep üstüne koyarak ilerlemeniz gerçeği eklendiği zaman çifte meydan okumaya dönüyor. En son finalist olarak yarıştığım festivalde tek yönetmen olan kadındım.  

Genç bir kadın olarak sinema alanında verdiğim mücadelenin çok kolay bir mücadele olduğunu söyleyemem ama bu mücadeleyi büyük bir keyifle verdiğimi ve bu mücadelenin bana hayat enerjisi kattığını söyleyebilirim. Tam olarak sürekli buz pistinde gibisiniz. Her yer kaygan, her an düşebilirsiniz ama kaygan zemin sizi sürekli canlı ve enerjik kılıyor. Yaşın ve cinsiyetin ötesinde ürettiğim iyi bir fikrin ya da iyi bir filmin işlerimi kolaylaştırmasını önemsiyorum.

Çok güzel özetledin. Umarım başarıların hayal ettiğin yerlere gelir ve kadınlarımıza hep örnek olursun. Gelelim köşemin ana konusuna: Multidisiplinerlik ve yaratıcılık... Biraz bahseder misin?

Tabii. Multidisiplinerlik ve yaratıcılık hayatımdaki en önemli iki kavram aslında. Üniversite yıllarından beri yaptığım her işin farklı disiplinleri aynı potada birleştirmesini çok önemsedim. Sinema yedinci sanat ama yedinci sanata kadar olan tüm sanat dallarını bir filmin yaratım sahası içerisinde buluşturabilmek iyi bir film yapmanın ölçütü bana göre. Yaratıcısı olduğum Uluslararası Distopya Film Festivali’ni de multidisipliner bir vizyonla hayata geçirdik. Seçki ve yarışma bölümlerimize ek olarak distopya kavramının disiplinlerarası bir çerçevede dünyanın prestijli üniversitelerinden akademisyenlerin yer alacağı paneller dizisinde kuramsal olarak ele alınacağı akademi bölümümüz ve yapay zeka ile yeni teknolojik gelişmelere yer vereceğimiz teknoloji bölümümüz olacak. Film Tasarımı bölümü öncesi edebiyat geçmişimin olmasının disiplinler arası bir çalışma yöntemim olmasında etkisi yadsınamaz. Çok disiplinli olmanın yaratıcı saha içerisinde büyük bir perspektife sahip olmayı, farklı bakış açıları geliştirmeyi sağladığını ve yaratıcılığı farklı disiplinlerle beslediğini düşünüyorum. Herkesin gördüğü senin için başka bir gerçekliğin ürünü.

“Herkesin gördüğü senin için başka bir gerçekliğin ürünü.” Çok anlamlı bir ifade! Seninle distopik alanda yapım yapan bir kısım insan var.

Distopya alanındaki fikirleri Türkiye’deki en değerli isimlerle hayata geçirdiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Festivalimizin sanat yönetmeni yazar Gülşah Elikbank, uzun metraj program direktörümüz sinema yazarı Kerem Akça, festival akademi danışmanımız Oxford Üniversitesi’nden akademisyen Emrah Atasoy, teknoloji bölümü danışmanımız, siz, Digital Rönesans’ın kurucusu Filiz Dağ. Festival danışma kurulumuzda yönetmen Biket İlhan, BKM Mutfak Genel Müdürü Ferat Bilgin, yapımcı Emre Oskay ve oyuncu-yönetmen Aydın Orak başta olmak üzere çok değerli isimlerle bir aradayız. Rüya gibi bir ekiple büyük bir festivale hazırlanıyoruz.

21.yy’ın Gerçeküstü Çağına Distopyalarınız Kadar Hazırsınız…

Türkiye’de teknolojik gelişmeler sonrası sinemaya bakışı nasıl görüyorsun?

Bağımsız sinema adına umut verici olduğunu düşünüyorum. Lumiere kardeşlerin 28 Aralık 1895’teki ilk sinema gösteriminden bu yana yıllar içerisinde yaşanan gelişmelerle birlikte sinemada büyük bir değişim serüveni içerisinde. Pandemi, dijitalleşen dünyadaki alışkanlıklarımızı büyük oranda değiştirdi. Değişen teknolojik alışkanlıklarla birlikte dijital platformların seyirci kitlesi ülkemizde her geçen gün daha da artıyor. Yeni medya kanalları filmlerin gösterileceği alanların arttığı yerler olarak sinema için umut verici alternatifler. Sinema ve dijital platformlar büyük bir gelişimle etkisini arttırmaya devam edecektir.

Yazdığın senaryolardan da söz edelim istiyorum. Üstüne, yazıp yönetiyorsun da. Bir üretim fabrikası gibi…

Genel olarak evrensel bir tema olan ölüm olgusunu işliyorum. Ölüm olgusuna dünya medeniyetlerinin gösterdiği yaklaşımlar öyle birbirinden farklı ki. Çok travmatik bir olgu olmasına rağmen ölümü yasla karşılayan toplumların yanı sıra cenaze ritüellerini bir şenlik havasında gerçekleştiren toplumlar da var. Bir senaryonun evrensel temalar üzerine kurulmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Filmlerde olduğu gibi senaryolarda da farklı türlerde üretime ihtiyacımız var. Yerel kodlardan ve temalardan kaçıp, evrensele ulaştığımız zaman iyileşeceğiz.

Sinema vs Gelecek… Köşemin adı Gelecek Öncesi Çağlar… Çağlar açılıp kapanıyor. Ve dijital çağa şahit oluyoruz bir yandan. Bir genç nesil yönetmen gözünden gelecek nedir?

Geleceğin karadelik gibi büyük bir sonsuzluk olduğunu düşünüyorum. Uçsuz bucaksız, sınırsız ve belirsiz bir alternatif evren. Hep yolda olduğumuz ve ulaşmak istediğimiz o yer. En az sanat kadar bilimsel gelişmeleri de yakından takip ediyorum. Tüm üretimlerimi fütürist bir bakış açısıyla gerçekleştiriyorum. Gelecek ve teknoloji hayata bakış açımı, hayatı yaşayış şeklimi ve sanatsal üretim alanlarımı besleyen en önemli kavramlar.

Hayalindeki en uç gelecek güzellemesi nedir?

Karadelikte film çekiyorum. Uluslararası Distopya Film Festivali’ni de yıldızlararası gerçekleştiriyoruz. (Gülüyoruz...)

 

Twitter: https://twitter.com/FlzDag

Instagram: Benfilizdag