ANI YAKALAYIP GELECEĞE TAŞIYAN DİJİTAL FOTOĞRAF SANATÇILARIMIZ

Geleneksel sanatta anı yakalama, hayali, canlı veya nesneleri resimlemenin geçmişi çok eskilere, mağara sanatına kadar gidiyor. Derken kameranın 1800’lerde icadıyla yeni bir alan çıkıyor: Fotoğrafçılık… Resim ve heykel gibi geleneksel sanatlara nazaran, daha fazla bilgi ve ayrıntı yakalamasıyla fotoğraflar insanlık sanat tarihinde yerini çok hızlı alıyor.

Şu anda 1980’den günümüze kadar uzanan çağdaş fotoğrafçılık dönemindeyiz. Tam anlamıyla geleneksel teknikler yerine teknoloji kullanılarak üretilen fotoğraflara bu tanım veriliyor. Sayısal fotoğrafçılık veya bildiğimiz adıyla dijital fotoğrafçılık, sosyal medya platformlarının da katılımıyla tüm dünyada öylesine yayıldı ki saatlerimiz görsel medya üzerinde geçiyor. Bu sonuca gelmesi çok normal çünkü dijital fotoğrafçılıkta her şey çok seri, geleneksel yöntemlerde baskı için ihtiyaç duyulan kimyasallar yok mesela. Dijitalle birlikte fotoğraflar anlık görüntülenebilir, işlenip basılabilir, taşınıp arşivlenebilir ve de en güzeli büyük sayılarda sergilenebilir oldular.

Herkes fotoğraf çekme ve paylaşma isteği içerisinde olunca, cep telefonu firmaları da sürekli kamerası daha iyi olan, daha pahalı ürünleri satmak fikriyle buradan besleniyorlar… Yeri gelmişken canım Ara Güler’in bir sözünü de eklemeden edemeyeceğim… “En iyi makine en iyi fotoğrafı çekseydi, en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı…”

Fotoğrafçılık bir gönül işi, çünkü bu bir sanat. O anı çeken göz kadar gören de ruh lazım fotoğrafta… Daha net anlamak istediğim için dijital fotoğrafçılık ve sergi platformu alanında ülkemizde isim yapmış, dünyanın çeşitli ülkelerinde de fotoğrafları sergilenen Anadolugram markasının kurucusu Musa Solmuş’a sordum merak ettiklerimi. Türkiye’nin yarısından fazlasını eşiyle gezen ve fotoğraflayıp ülkemizi hem bize tanıtan hem de dünyaya açan iki öğretmen ve fotoğrafçı onlar.

ANI YAKALAYIP GELECEĞE TAŞIYAN DİJİTAL FOTOĞRAF SANATÇILARIMIZ

Anadolugram’ın kurucusu Musa Solmuş’u senden dinleyelim…

Mardin'in tarihi güzellikleriyle meşhur olan köyü Dara Köyü'nde doğdum. Sene 1986 idi. Yaşım 5'i gösterdiğinde babamı terör olaylarına kurban verdik ve oradan Şanlıurfa'ya göç ettik. Orada 10 yaşındayken birinci sınıfa başladım. Nisan ayının başlarında köye bir öğretmen gelmişti, ben de nisandan hazirana kadar birinci sınıfı bitirip okuma yazmayı sökmüştüm. İkinci sınıfın yarısında da İzmir'e taşınma durumumuz oldu, burada da bir yıl ara vermek zorunda kaldım. İzmir'de aslında okula gitmeyecektim ama değerli bir büyüğümün kızması ve okula gitmem gerektiğini söylemesi sonucu okula başladım. Birinci sınıfa nisandan hazirana kadar, ikinci sınıfı da yarı yıl tatiline kadar okudum, daha sonra da İzmir'de üçüncü sınıftan başladım. Yaşımın büyük olması sebebiyle de öğretmenim bana bir sınav yapıp dördüncü sınıfa geçirdi.

Çok özet geçtiğini biliyorum aslında yaşadığınız acı olayları… Ne mutlu sana ki güçlü bir annen vardı yanınızda. Nasıl devam etti sonra okul hayatın?

Evet, çok hem de. Ondan sonra da okulumu birincilikle bitirdim. İzmir'de yine evimiz okula yaklaşık bir buçuk kilometre uzaktaydı ama yağmur çamur dinlemeden çok severek gittim okuluma. Liseyi de burada bitirdim aynı şartlarda. Küçüklüğümden beri hayalim öğretmen olmaktı ve bunu da başardım.

Peki, Musa çocukluk hayalini gerçekleştirdi diyebilir miyiz?

Çocukluk hayalim büyük oranda gerçekleşti diyebilirim. Dediğim gibi okula başlamadan yani yaşım 7, 8 civarındayken bile fotoğrafa ilgim vardı. Birilerinin elinde fotoğraf makinesi görünce mutlaka bakmak isterdim. O zamanlar da analog makineler olduğu için poz sayısı 35 civarındaydı ve çekmeye kıyamazdım. Hep hayal ederdim keşke sınırsız fotoğraf çeken bir fotoğraf makinem olsaydı diye. Ve şu an dijital fotoğraf makineleri sayesinde bu hayalim gerçek oldu. Tabi dijital makineler aynı tadı veriyor mu orası tartışılır.

İnsanın kendisini sürekli geliştirmesine en güzel örneklerdensin. Gurur duydum!

Teşekkür ederim. Öğrenmeye her zaman yatkın olan bir insanım. Türkiye'nin de herkesin de öğrenmeye ve ileri gitmeye ihtiyacı olduğunu her zaman düşünüyorum. İlk zamanlar çektiğim fotoğraflara baktığımda da bunun ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlıyorum. Öğrenmenin ve daha iyi olmanın sınırlarının olmadığını düşünenlerdenim.

ANI YAKALAYIP GELECEĞE TAŞIYAN DİJİTAL FOTOĞRAF SANATÇILARIMIZ

Bizlere Türkçe öğretmeni olma fikrinin nasıl oluştuğunun hikayesini anlatır mısın?

Daha İlkokuldayken özellikle altıncı sınıftayken Türkçe öğretmenim Mehmet Kişi sayesinde Türkçe öğretmeni olmaya karar verdim. Çünkü kendisi gerçekten çok iyi bir öğretmendi ve bize de çok iyi model olan bir öğretmendi.

Musa peki başka neler var gerçekleştirmek istediğin?

İki kitap üzerinde çalışıyorum. Birinde fotoğrafçılık alanında Türkiye’nin gizli kalmış gezilmesi gereken yerleri anlatacağım, daha çok insan odaklı bir kitap düşünüyorum. Diğeri ise Türkçe öğretmeni olarak yazmayı planladığım küçük bir kitapçık var. O da insanlarımızın en çok yaptığı dil yanlışları. En çok yanlış yazılan kelimeler gibi. Tabi bunu daha geniş olarak düşünebiliriz.

Gelelim Multidisiplinerlik ve bunun yaratıcılığa etkisi... Sen hem bir öğretmen hem de bir fotoğraf sanatçısısın. Nasıl gelişti bu beceri sende?

Evet. Çok uzun zamandır fotoğraf çekiyorum ama kendimi fotoğraf sanatçısı olarak göremiyorum henüz. Beceri konusuna gelince küçükken Mardin’de yaşıyorduk ve her tarafımız tarihi eserlerle doluydu. O zamanlar taş parçaları alıp küçük küçük heykeller yaptığımı hatırlıyorum. Sanırım o güzel tarihi eserlerin etkisinde kalmışım. Kimi zaman bir cami, kimi zaman bir kale, kimi zamansa bir taş saat yaptığımı hatırlıyorum. Hatta ortaokula giderken öğretmenim El İşi dersinde sürekli bana taş oymacılığı yaptırırdı.

Bir albümün, fotoğraf platformun var. Anadolugram ismi, markasının hikayesi nedir?

Şöyle… Ben her zaman Anadolu’ya hayrandım, her zaman çok severdim ve sevmeye devam ediyorum. Anadolu insanını, hayvanını, toprağını, türkülerini, ezgileri hatta toprak rengini bile. Logonun rengi bile Anadolu’nun toprak rengidir. İsim olarak düşündüğümüzde ise Anadolu ve İnstagram kelimelerini harmanladık. Anadolu ve İnstagram’ın gram kısmı ile Anadolugram ortaya çıktı. İnsanlar da çok sevdi bu kelimeyi. Bu sayfada benden çok eşim Damla’nın katkısı var. Yenilikçi fikirler, projeler, seyahat planları, fotoğraf çekimleri, seçimleri. Anadolugram denince akla Damla ve Musa gelir. Tabi bir de 2 aylık bebeğimiz İbrahim Talha var artık.

Evet hoş geldi aramıza İbrahim Talha bebek. Ne mutlu size! Ya sergi düşünüyor musunuz?

Sergi konusunda da tabi ki isterim ama en büyük sergimiz Anadolugram sayfasıdır an itibariyle. Bilirsiniz herhangi bir sergi açmak zahmetli olabilir ama sosyal medya hesabı açıp orada fotoğrafları sergilemek çok basit hale geldi günümüzde. Artık birçok fotoğrafçı bu yolu tercih ediyor.

Türkiye fotoğrafçılığı hakkında görüşlerini merak ediyorum.

Türkiye’de fotoğrafçılık çok güzel noktalara gelmeye başladı özellikle İnstagram’la. İnstagram’ın ilk yıllarına baktığımız zaman insanların fotoğrafçılığı çok da önemsediği söylenemez ama son yıllarda özellikle kalitenin arttığı gözle görülür şekilde belli oluyor. Artık insanlar çektikleri gibi paylaşmıyor fotoğraflarını. Mutlaka photoshop ile elden geçirildikten sonra paylaşıyorlar.

ANI YAKALAYIP GELECEĞE TAŞIYAN DİJİTAL FOTOĞRAF SANATÇILARIMIZ

Pandemi sürecinden de konuşalım. Bu dönemde neler yapıyorsunuz?

Evet. Pandemi sürecinde fotoğrafçılar genellikle arşivlerinden paylaşım yaptılar. Biz temmuz ayında Rize, Artvin, Giresun, Trabzon, Kars, Ardahan, Sivas, Gümüşhane, Nevşehir, Bayburt gibi yerlere gittik ama şehir merkezlerine değil tabi doğaya gittik biz. Pandemi süreci her sektörü etkilediği gibi fotoğraf dünyasını da etkiledi. İnşallah en kısa zamanda bu günleri de geride bırakacağız.

Türkiye’de hangi fotoğraf türü en çok tercih ediliyor sence?

Kendi kitlemizi göz önünde bulundurularak cevap vermek istiyorum bu soruya. Bizim kitlemiz daha çok doğal fotoğrafları sever. Zaten bizi de onun için takip ediyor. Biz de Anadolu’muzun her tarafından fotoğraflar paylaşıp onları o konuda doyurmuş oluyoruz. Özellikle çok editli olan fotoğraflar, çok oynanmış fotoğraflar beğenilmiyor ve tepki de alabiliyor.

Gerçek bir Türkiye tanıtımı yapıyorsun. Gönüllü ve hobi olarak çıktığın bu yol bir meslek haline de geldi senin için.

Fotoğraf çok değerlidir. Her zaman insanın aklının bir köşesinde yer edinir. Biz de Anadolu’muzun her köşesinin insanların aklında yer edinmesini istiyoruz. Amacımız Anadolu’nun güzelliklerini tanıtmak. Sayfayı açma fikri de şuradan geldi. Üniversitede arkadaşlarıma çektiğim fotoğrafları gösterirken arkadaşlarımızın “sayfa aç, fotoğrafları herkes görsün” önerisi ile açtık ve kısa zamanda çok sevilip büyüdü. Ben de eşim de fotoğrafı çok seven, fotoğrafa gönül veren insanlarız. Eşim ile geziyoruz genelde ve tabi birlikte gezdiğimiz küçük bir arkadaş grubumuz var.

Muazzam, ne kadar çok yer görme imkanınız olmuştur. Arşivinde toplam kaç fotoğraf var?

Türkiye’nin yarısından fazlasını gezdik ama net sayı hatırlamıyorum. Arşivimde yaklaşık 110 bin fotoğraf mevcut.

Bunca seyahat ve tanıtım… Finansal destek bulabiliyor musunuz ve destekler neler olmalı?

Büyük oranda hayır diyebilirim. En büyük desteği fotoğraflarımızı çok seven takipçilerimizden geliyor moral olarak. Sadece kendimiz noktasında demiyorum. Fotoğrafçıların ekipman konusunda desteklenmesi taraftarıyım, o zaman çok daha güzel işler çıkabilir ortaya.

Bu ekipman ve maliyet konusunu biraz daha açar mısın?

Elbette… Fotoğraf makineleri, lensler, tripotlar, filtreler, hard diskler, hafıza kartları hepsi çok pahalı. Konaklama, seyahat etme. Bu konuda devletin de destek vermesi bizim için çok önemli. Örneğin ekipmanlardan daha düşük vergi alınabilir veya ekipman desteği sağlanabilir. Üstüne üstlük drone izinleri de zor alınıyor. Bu konularda da kolaylık sağlanabilir diye düşünüyorum. Bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığına yazdık ama bir sonuç alamadık maalesef. Başta da söylediğim gibi fotoğraf gerçekten çok değerli bir sanat. İnstagram’da yapılan bir paylaşım ile dünyanın her tarafından insanlar bir anda görebiliyor memleketimizin güzelliklerini ve buraya gelmek isteyebiliyorlar. Bunu siz gidip o ülkenin televizyon kanalında reklam vermek isterseniz bu size milyon dolarlara mal olabilir bu.

Reklam ve sponsorlu çalışmalar da yapıyorsunuz…

Elbette büyük bir kitlemiz olduğu için reklam ve tanıtım çalışmaları da yapıyoruz doğal olarak. Samsung, Monster Notebook gibi markalarla da çalışıyoruz. Şehirlerimizin tanıtımları için birçok çalışma yaptık. Örneğin en son Tunceli’ye gidip 3 günlük bir tanıtım çalışması yaptık.

Türkiye’nin tanıtılmasında atılması gereken adımlar nelerdir siz fotoğrafçılar gözünden?

Türkiye fotoğraf açısından çok zengin bir memleket. Nereye gitseniz eliniz dolu dönüyorsunuz. İnsanımız çok güzel, coğrafyamız çok güzel. Türkiye gerçekten çok fotojenik bir yer. Ayrıca çok da kaliteli fotoğrafçılarımız var. İnstagram’dan da takip ediyoruz onları. Türkiye’nin tanıtımına da büyük katkıları oluyor, birçoğunu da tanıyoruz. Yüz binlerce takipçisi olan bu fotoğrafçılar bir fotoğraf paylaştığında dünyanın her tarafından takipçileri bu fotoğrafları görüyor. Türkiye’nin tanıtımı için çok değerli bir şey bu.

Medeniyetlerin, insanların ve şehirlerin güzel yanlarını ele alıyorsun. Aslında bir birleştiricilik ve bütünleştiricilik sergiliyorsun. Fotoğrafı çekmedeki ruh hali dersem…

Fotoğrafçının ruh hali bir başkadır. Gittiğimiz her yerde farklı güzellikler görüyoruz. Bunları tabi hemen fotoğraflamak istiyoruz. Fotoğraf çekmek için bir birikim olmalı insanda ve fotoğrafı sevmek lazım tabi. Nerede, ne zaman ne çıkacağı belli olmuyor. Birçok gezide arabadayken heyecanla arabayı durdurup makineleri çıkarıp fotoğraf çektiğimiz oluyor. Yol kenarında gördüğümüz bir güzellik bizi orada bazen saatlerce oyalayabiliyor. Tabi çok tatlı bir oyalama bu.

Fotoğrafçılık vs Gelecek… Bir fotoğraf sanatçısı gözünden gelecek nedir?

Gelecek deyince insan bir yandan korkuyor çünkü neredeyse hepimiz geçmişe özlem duyuyoruz. Biz de fotoğraflarla, videolarla geçmişi kayıt altına alıyoruz aslında. Geçmişten bahsedince genellikle eskilerden açarız bir fotoğraf, yad ederiz geçmişi. “Biz geleceğe geçmişten güzel eserler bırakmak istiyoruz.” Böyle geleceğe de daha güzel adımlarla gidebiliriz diye düşünüyorum.

Bu bakış açını çok beğendim. Geleceğe geçmişten güzel eser bırakmak… Ya teknoloji?

Gelecekte teknolojide neler olur, fotoğrafçılık nereye gider bunu tahmin etmek güç. Özellikle cep telefonları hayatımızın her alanında önemli bir yere sahip oldular artık. Bundan 20 yıl önce bunu tahmin etmek zordu. Fotoğraf makineleri ve telefon kameralarının çok daha iyi yerlere geleceğini hepimiz tahmin edebiliyoruz ama benim en çok merak ettiğim soru acaba telefon kameraları profesyonel fotoğraf makinelerini tamamıyla ne zaman alt edecek?

Fotoğraf çekimi de kurgudan oluşuyor. Peki… Bilim kurgu dersem…

Bilim kurgu filmlerine çok fazla ilgi duymasam da uzay teknolojisine merakım var. Sonuçta gezegen sadece dünyadan ibaret değil. Ayda, Mars'ta çekim yapmayı çok isterim. Aydan dünyanın fotoğrafını çekmek çok eğlenceli olurdu.

ANI YAKALAYIP GELECEĞE TAŞIYAN DİJİTAL FOTOĞRAF SANATÇILARIMIZ

Fotoğraf sanatçılığı nedir?

Fotoğrafın bir sanat dalı olduğunu düşünüyorum. Günümüzde belki bu fikir değişmeye başladı akıllı telefonlar yüzünden çünkü her fotoğraf çeken fotoğraf sanatçısı değildir tabi ki. Fotoğraf çekmek sanıldığı kadar basit bir iş değil gerçekten. Fotoğraf birçok etkeni bir arada bulunduran bir iştir. Yani her fotoğraf makinesi alan kişi iyi fotoğraf çekemiyor.

Hedeflerin arasında küresel bir markada yer almak, hatta yayında kapak olmak gibi bir hedefiniz var mı?

Her fotoğrafçının hayal ettiği şeyler bunlar. Daha önce birçok yerde fotoğraflarımız paylaşıldı, yayımlandı. En son Samsung Amerika bizden bir fotoğraf istedi, New York’un ünlü bir caddesinde sergilendi o fotoğraf. Bizi de çok mutlu etti bu. Takip ettiğim, ilham kaynağı olan birçok fotoğrafçı da var. Hepsine saygılarımı sunuyorum.

Fotoğraf çekimlerin esnasında seni çok şaşırtan bir anını merak ediyorum.

Fotoğraf gerçekten çok güzel bir hobi. Nereye gitsek güzel olaylar geliyor başımıza. Çok anımız var aslında ama Artvin Yusufeli'nde gece vakti köylülerle büyük bir kayalığa çıkıp ayı fotoğrafı çekmeye gittik. Ayıyı gördük ama fotoğrafını çekemedik. Sabah olunca da 50 kilometrelik bir yola çıktık ve bu yol altı saat sürdü. Yol o kadar kötüydü ki yolun sonu Arhavi’de hastanede bitmişti. Buradan da bizi Artvin’in her yerine götüren Can Atan arkadaşıma teşekkür ederim.

Ahhh güldüm… Macera bu hobinin getirisi. Bir fenomen olarak dijital çağ iletişimi hakkında düşüncelerin neler?

Sosyal medyayı mümkün olduğunca etkin kullanmaya çalışıyoruz. Post paylaşımı, hikaye, reels video, İgtv... Son birkaç aydır da hikayede testler yapıyoruz “burası neresi “şeklinde. Çünkü insanlar zamanlarının önemli bir kısmını sosyal medyada geçiriyor. Günümüzde artık televizyonlar eskisi kadar etkili değil. Birçok insan, gündemi artık televizyondan değil sosyal medyadan takip ediyor. Tabi biz fotoğraflarla bir yerlere geldik, belli bir takipçi kitlesine ulaştık.

Hayalindeki gelecek güzellemesi nedir?

Dünyaca ünlü bir fotoğrafçı olmak çok güzel olurdu. National Geographic dergisinde Türkiye tanıtım elçisi olduğumu görmek beni çok mutlu ederdi. Ayrıca en büyük hayalim eşimle birlikte dünya turu yapmak.

Twitter: @FlzDag

Instagram: benfilizdag