“Dünya bir kitaptır; Seyahat etmeyenler, onun sadece bir sayfasını okurlar...”

İnsanlık tarihi binlerce yıldır kimi zaman insanın yaratılışındaki merakından kimi zaman da daha iyi şartlar veya zenginlik bulmak ümidi içinde gezmek ve keşfetmek hikayeleriyle dolu.

Günümüz çağının şartlarıysa gezmek eylemini tatilcilik tanımı ile birleştirdi. Çalışma şartları malum. İzin günlerine sıkışan, yorgunluk atılan o meşhur tatil günlerimiz… Oysa, gezmek bir kültürdür… Gezmek, bilişsel ve fiziksel bir aktivitedir. Bu aktivite yıldızlı otellerde yapılan saatlerce uyumak, yemek içmek ve hatta güneşlenmekten çok fazlasıdır.

Eski çağlardan Orta Çağ’ın Rönesans’ına, devrimleri ve geleceği yaratanlar mucitler ile kaşiflerdi. İbn-i Battuta, Evliya Çelebi, Marco Polo, Piri Reis, Kristof Kolomb… Şimdiyse dijital Rönesans’ı yaşadığımız dönemdeyiz. İster o zamanların ister bugünün şartları olsun bilinmeze doğru merakla, cesurca atılan gezgin kaşifler tek kelimeyle kültür aşılaması yapıyorlar. Bugün onlardan biri konuğum.

“Dünya bir kitaptır;  Seyahat etmeyenler, onun sadece bir sayfasını okurlar...”

Fatih Koparan… Dünyayı dolaşıyor. 100’e yakın ülke, 400’e yakın şehir gezmiş bir gezgin. Eskiden 80 günde devr-i alem vardı; bunu da çağımıza uyarladı ve en son Ferrari’yle İstanbul’dan İspanya- Barselona’ya 4 günde 4000 km yaparak ulaştı. Genel kültürü ve dünya görüşü bambaşka… Yerinde duramıyor. Çok samimi canlı bir ansiklopedi.

Peki başka yapacakların neler diye sorduğumda: “Dünyada o kadar çok izlenecek film, okunacak kitap, gezilecek yer var ki… insan, hayatı boyunca birçoğunu yapamayacağı için üzülüyor…” dedi. Ahhh be dedim, çok haklı! Özellikle Korona salgınından sonra…

          Fatih Koparan’ı senden tanıyalım…

  • Selamlar, 1981 yılında Sakarya'da doğdum. Babam memur olduğu için ben 5 yaşındayken Kütahya'ya taşındık. Sonra ilkokul 3. sınıftayken babam emekli oldu ve memleketimiz Bursa'ya yerleştik. Derken İstanbul’da üniversiteye girişimle 18 yaşımdan beri de Marmaris-İstanbul arası mekik dokuyorum. Şu anda da Beşiktaş'ta yaşıyorum.

    Fatih nasıl bir çocuktu?

  • Mesela, 3 yaşında evden kaçmıştım, ilk seyahatim o zamandı sanırım. Okulda da gözü hep dışarıda, orta seviye bir öğrenciydim.

    Aman tanrım… Evden kaçmanı bir de ailenden dinlemek lazım. Kim bilir neler hayal etmiştin kaçarken, nereye gidiyordun?

  • Çok şey diyebilirim. Tüm çocukluğum hayal kurmakla geçti. Yıllardır yaptığım seyahatleri o zamanlarda sadece hayal edebiliyordum ve bir gün gerçekleşeceğine ihtimal vermiyordum. İlk olarak evdeki coğrafya ansiklopedilerinde, Jules Verne kitaplarında seyahat etmeye başladım. Kitaplarda bir gün Şili'de bir gün Dünyanın Ucundaki Fener'de hayal ediyordum kendimi. Sonra Barış Manço çıktı. O zamanlar bugünkü gibi bilgiye ulaşmak kolay değildi. Barış Manço ufkumuzu açtı diyebilirim. O, çok kıymetli bir insandır ülkemiz için. Müziği hala müthiştir. Ve çocukluk hayallerim gerçek oldu. Ansiklopedilerde beynime işlemiş tüm o fotoğrafları, gün geldi gerçek hayatımda çektim. 

    “Yaratıcı seyahat” diye bir tanım koyarsam, bunu nasıl ürünleştirirsin?

  • Şöyle ki… Dünyanın nüfusu 7.5 milyar oldu ve artık daha öncelerine kıyasla hiç olmadığı kadar insanın elinde kamera ve fotoğraf makinesi var. Daha önce yapılmamış bir şeyin belgeselini ya da fotoğrafını çekmek gerçekten çok zor. Tabii amacımız da o.

    Fatih Koparan markasıyla bir belgesel mi geliyor?

  • Evet, daha çok klasik belgesel türünden farklı bir çizgi yaratmak hedefim. Çünkü, yeni nesil bizden farklı. İzlenmek için onlar gibi düşünmek de gerekiyor biraz. Bu yüzden, belgesel çekerken bir şekilde eğlenceli olmasına özen gösteriyorum.

    Nasıl bir içerik kurguluyorsun?

  • Bilinmeyeni görmek, keşfetmek, özgün şeyler üretmek üzerine. Genel olarak YouTube'da yapmaya çalışacağım şeyler bunlar. Mesela Togo'ya gidip yapılmayanı yaptık. Bir Voodoo ayinine şahit olduk, insanların zincirlendiği Voodoo hastanesine girdik. Hem bunları görmek hem de insanlara göstermek istiyorum. BBC yapıyorsa, biz de yaparız.

    Bu girişimci ruhun çok değerli… Türkiye’yi gezginlik anlamında nerede görüyorsun? Tarihimizde karada, denizde örneklerimiz var. Evliya Çelebi, Piri Reis… Özünde göçebelik olan atlı bir toplumuz.

  • Genel olarak artık seyahat etmeyi sevmiyoruz sanırım. Bu merakla, aile yapısıyla alakalı bir durum. Aileler çocuklarını seyahate yollamaktan çok korkuyorlar ama 18 yaşındaki Hollandalı bir çocuk tek başına dünyayı gezebiliyor. Aile olgusunun önemli olduğu, içine kapanık toplumlar hep bu şekilde oluyor. Mesela İtalyanlar da bizim gibi. Az seyahat ediyorlar. Tabii ekonomik durum da büyük bir etken.

    “Dünya bir kitaptır;  Seyahat etmeyenler, onun sadece bir sayfasını okurlar...”

 
          Anlıyorum… Gelelim “En içime sinerek gezdiğim, hayalimi gerçekleştirdiğim” dediğin                                  seyahatine…

  • Etiyopya… Benim çocukluğumdan beri gitmeyi hayal ettiğim bir ülkeydi. Etiyopya'ya gitmeden ülke hakkında her şeyi bildiğimi düşünüyordum. Bazı ülkeler sizi şaşırtabiliyor. Çok ilgilendiğim bir ülke olmasına rağmen sürprizlerle karşıladı beni.

    Merak içinde örnek vermeni istiyorum.

  • Lalibela, Gondar, Danakil Çöküntüsü, Erta Ale Volkanı, Omo Vadisi, Rift Vadisi boyunca seyahat etmek… İnsanlığın doğduğu topraklar buraları. Çok kısa zaman önce keşfedilmiş kabileler, Afrika'da Yunan Ortodoksu bir toplum, Yahudi Falaşa'lar. İnanılmaz bir kültür ve çeşitlilik. Etiyopya'da buraya sığmayacak kadar anı yaşadım, ama komik bir tanesini anlatayım.

    Evet, lütfen!

  • Etiyopya cazı dünyaca ünlüdür. Haliyle Etiyopyalılar da devamlı onu dinliyorlar. Omo Vadisi gezisi boyunca rehberim ve şoförle arkadaş olduk. Arabada üçümüz her gün beraberdik. O dönemde de Shazam yeni çıkmıştı. Bunlara tüm şarkıların, şarkıcılarını ve şarkının ismini söylüyordum gizlice. Yol boyunca günlerce çıldırdılar. Amharca bilmeyen bu adam nasıl biliyordu tüm bunları... Özel güçlerim olduğuna inanmaya başladılar ama sonunda itiraf ettim. Yine de pek inanmışa benzemiyorlardı. 

    Alternatif seyahat - konaklama seçeneklerinden bize bahseder misin? Korona salgını sonrası en çok konuşulan konu bu malum…

  • İş için seyahat ediyorsam, otelleri tercih ediyorum. Onun dışında hostellerde kalıyorum. Hosteller hakkında genel olarak hep gençlerin kaldığı pis yerler gibi bir yanılgı var. Bana 7 yıldızlı otel de verseler ben hosteli tercih ederim. Oradaki bilgi akışı, arkadaşlık, dönen güzel sohbetler konforumdan çok daha öncelikli benim için. Yani yalnızken 100m2 bir odada, altından klozette otursam ne yazar. Konfor arasaydım, evimde kalırdım. Zaten hosteller dijital oylama sistemiyle işlediği için (her kalan puanlıyor), siz nasıl bir hostel istiyorsanız, orada kalabiliyorsunuz. Mesela parti hostelleri var, 24 saat partiliyorlar. Kafa dinleyebileceğiniz ya da 5 yıldızlı hizmet alabileceğiniz hosteller. Tercih sizin. Uzun seyahatler için eğer milyoner değilseniz, hostel ya da Couch Surfing zorunlu. Büyük bir grupsanız Airbnb. Bunların dışında Work & Travel, çadır, karavan gibi alternatifler de var. 

    “Dünya bir kitaptır;  Seyahat etmeyenler, onun sadece bir sayfasını okurlar...”

 
          Seyahat etmenin risk ve zorlukları neler?

  • Riskleri, İstanbul'da evden işe gittiğiniz kadar. Genelde büyük bir risk yok diyebiliriz. Tabii çok turistik yerlerde turistleri bekleyen hırsızlar oluyor. Dikkatli olmakta fayda var. Ben 100'e yakın ülke gezdim, 3 kere soyuldum. Filipinler, Kolombiya, Hindistan ve İtalya'da başarısız girişimler de oldu. Bu kadar seyahat için az sayılır tabii. Kolombiya'da da 2 kere ölüm tehlikesi geçirdim. 


           İnanılmaz… Bunları da merakla YouTube kanalından takip edeceğim. Peki… Genel algı bu                           hobinin çok maliyetli olduğu yönünde…

  • Bana en çok sorulan soru aslında bu. Nasıl bu kadar zengin oldun da gezebiliyorsun? Cevabı basit. Zengin değilim. Sadece ucuza nasıl gezilir biliyorum ve paramı bu işe harcıyorum. Önceliğim bu. Araba almak yerine dünyayı gezmeyi tercih ettim. İstanbul trafiğine bir bakın. Her araba bir dünya turu ya da fazlası ediyor. Ucuza nasıl seyahat edilir yıllardır bunu anlatıyorum. Dediğim gibi hostellerde ya da Couch Surfing kullanarak, yerel ulaşım fırsatlarını değerlendirerek, bolca yürüyüp (keşfetmek için en ideal yol) otostop yaparak, hostellerde tanıştığın arkadaşlarla araba kiralayıp, taksiyi bölüşerek bu maliyetler düşürülebilir. Kesinlikle çok pahalı bir uğraş değil ama bedava da değil çünkü dünyada bedavaya hiçbir şey olmaz. Hava, su hariç…

    Senin için seyahat etmek bir meslek diyebilir miyiz?

  • Henüz benim için bir meslek değil, para kazanmıyorum. Kazanırsam da yardım kurumlarına bağışlıyorum. Bende hobi olarak kalması ve işe dönüşmesini istemiyorum henüz. Belki bir gün ekonomik durumum gerektirirse bir iş olarak da yapabilirim ama şimdilik bu şekilde bir hobi. Çünkü, bana ekonomik olarak katkısı olmasa da manevi olarak çok şey kattı. Bu sayede benim gibi düşünen birçok insanla dost oldum. Bu benim için çok önemliydi. Hayatımdaki büyük bir açığı doldurdu. 

    En çok gezen, en iyi gezginler gibi tanımlar oluyor. Hangi ülkeler bunlar?

  • En iyi demeyelim, çünkü bu bir yarış değil. Belki de dünyadaki o yarış halinden bir kaçış. En çok gezen milletler Almanlar ve Hollandalılar. Bu ülkelerin gençleri çok iyi eğitimli, donanımlı ve meraklı. Genelde sorunsuz seyahat eden düzgün gençler. Çok iyi birer seyahat arkadaşı oluyorlar. Bunlar dışında Amerikalı, Avustralyalı, İngiliz, Japon ve İsrailli gezginleri bolca görmek mümkün.  Turist olarak Ruslar ve Çinliler her yerdeler ama gençleri genel olarak hostelleri tercih etmiyorlar. Kitle turizmi ülkeleri diyebiliriz. 

    Korona döneminde turizm en çok etkilenen sektörlerden. Yaratıcı gezgin olarak tavsiyelerin neler olur?

  • Buna bir turizmci olarak cevap vereyim. Sanırım yapacak pek bir şey yok. Sınırlar açılana kadar bekleyeceğiz. İtalya, İspanya ve Fransa çok yara aldı son yaşananlardan. Biz bu ülkeler kadar etkilenmedik ve daha iyi yönettik salgın sürecini. Belki Temmuz sonuna doğru döviz fiyatlarının da etkisiyle bir turist akını olabilir diye düşünüyorum. Tabii bekleyip göreceğiz. 

    Bir de Korona döneminde birçok mekân, müze gibi yerler sanal geziye açıldı. Düşüncelerin neler?

  • Evet, öncesinde de bazı müzelerin bu tarz uygulamaları vardı ama ben şahsen kullanmıyorum ve kullanacağımı da sanmıyorum. Gidip yerinde görmek bence olayı özel kılan şey. Caravaggio tablolarını Google'dan da bulabilirim sonuçta. Belki kullananları daha çok gidip görmeye teşvik edebilir. Albertina Müzesi müthişmiş, bilmiyordum; gitmek lazım diye bir tepki de yaratabilir.

    Türkiye’nin Kültür ve Turizm özelinde atması gereken adımları neler olarak görüyorsun? Seyahat kültürü için turistlere neler planlanmalı?

  • Bu işte tam beni kalbimden vuran bir soru… 25 yıllık turizmciyim ve bu süre içinde hem dünyayı gezdim hem de gezenleri ağırladım. Türkiye yıllardır turizm konusunda yapılabilecek tüm yanlışları yaptı. Dev bir imaj problemimiz var.

    Katılıyorum… Örnek verebilir misin?

  • Mesela… Kaliteli ve paralı turist yerine her şey dahil sistemini ve ucuz turisti tercih ettik. Otelciler, seyahat şirketlerinin oyuncağı oldu. Çok ucuz fiyatlara harika oteller kapatıldı.

    Anlıyorum…

  • Bir turistin Türkiye'de harcadığı para Avrupa ülkelerine kıyasla çok az. Birçok ürünü Avrupa'nın 10 kat ucuzuna satarken bile turiste kazıklandığı hissini verdik. Türklerin, Türkiye'nin güvenilmez olduğu aşılandı. Sahtecilik, turist kazıklama hala artarak devam ediyor. Elimizde ülkemizin imajını yükseltme şansımız varken turizmi turizmci olmayan insanlara emanet ettik. Memnun kalmış 1 turist bugün sosyal medya sayesinde yüzlerce, binlerce kişiye ulaşabiliyor.

    Haklısın. Sosyal medyada ülke tanıtımının çok önemli olduğunu senden biliyorum…

  • Mesela benim attığım tweet’ler günlük 1.5 milyon kişiye ulaşıyor. Artık insanlar konuşuyor ve ne yazık ki henüz bizim hakkımızda sosyal medyada pek güzel şeyler paylaşılmıyor. Turist kazıklayanlar, dövenler… Bunların yanında yerli malı çok kaliteli ürünlerimiz varken Çin mallarıyla dolu dükkanlar… Bunların hepsi marka değerimizi düşürüyor.

    Cennet ülkemiz ve onu tanıtım şeklimiz…

  • Evet… Kendimizi satamıyoruz. Hizmet ve servis kalitemiz çok iyi olmasına rağmen çok ucuza satılıyor. Mutfağı, doğası, insanı, tarihi, iklimi ve çeşitliliğiyle dünyanın en güzel ülkelerinden birisi olmamıza rağmen dünyadaki imajımız hak ettiğimiz yerde olamıyor ve bunun suçu tamamen bize ait… Tatil beldeleri çok bakımsız durumda. Toplumca el birliğiyle bir yol haritası çıkarıp sil baştan turizm kafasını değiştirmemiz lazım. İnanın biz İtalya'dan çok daha ileride ve güzel bir ülkeyiz. Antakya mutfağı tek başına İtalyan mutfağıyla güreşir ve yener.

    Danışmanlık verdiğin oluyor mu?

  • Seyahat ettiğim, yaşadığım belediyelerden danışanlar oluyor, hatta kimi fikirlerim uygulanıyor. Bu beni çok mutlu ediyor. Ücretsiz her zaman yardıma hazırım. 

           Sosyal medyada bir fenomensin. Sosyal medya ve gezginlik alanında ne düşünüyorsun?

  • Genelde Türkiye'de şöyle bir sıkıntı var. Büyük konuşmak çok takipçi getiriyor ve gezginler bu hataya düşüyorlar zaman zaman. Yani 300 Avro'ya tamamen her yeri dolaştım gibi yanıltıcı içerikler oluyor hep. Bu tarz içerikler ilgi çektikçe daha artıyor. Tabii etrafta ne çok gezgin olursa o kadar iyi, çünkü gençleri teşvik ediyorlar ve ülkemizin gençleri ne kadar gezerse ufukları da o kadar açılacak.

    O zaman sona gelirken, dünyayı gezen Fatih Koparan bir hayal kurarsa…
  • Biraz John Lennon şarkısı gibi olacak ama sınırların kalktığı, tüm ırkların karıştığı, ırkçılığın ve önyargıların yok olduğu, fırsat eşitliğinin sağlandığı, insanların enerjilerini ve bütçelerini savaşa değil de sanat, bilim ve eğitim gibi daha yararlı işlere yatırdığı bir gelecek hayal ediyorum. Kendimi de emekli olmuş, Meksika'da bir bambu barda, elimde bira, güneşi selamlarken hayal ediyorum…

Twitter: @FlzDag
Instagram: benfilizdag