“Evet! Tiyatro seyircinin nefesi, kahkahası, iç çekişi olmadan olmaz…”

Hepimiz internet kullanıcısıyız ve hepimiz hedef kitleyiz. Türkiye’de geçen hafta 4 günlük sokağa çıkma yasağında internet kullanımı 4 kat daha artmış. Türkiye, en çok alışveriş ve oyun sitelerinde zaman geçirirken, dünya genelinde internet kullanımında Statista’nın geçen ay raporuyla şöyle: Dijital ortamlarda haberleri izleme %36, film vb izleme %27, mesajlaşma uygulamalarında zaman geçirme %22, sosyal medya %21, televizyon yayını %20, dijital oyunlar %18, kitaplar ve okuma %14, müzik %13 … vb bir artış olmuş. Oranlara bakınca en çok film, gösteri, belgesel, tiyatro, konser gibi içerikler… Her ürünün dijital içeriğe dönüştüğü, hemen devamında satışa geçtiği, alıcı bulduğu bir zaman…

Peki, gerçekten her şey mi? Mesela, tiyatro?

Bu konuyu hem yeni nesilden, hem tiyatro sanatçısı, hem de sosyal medyanın 1,5 milyon takipçili bir fenomenine sorduk.

Çağla Irmak…

23 yaşında ve yaptığı işler yaşından büyük denilenlerden biri Çağla Irmak. Instagram’ın tanınmış isimlerinden. Ve bu tanınırlığı sosyal medyadan değil. Çocukluğundan beri hayalini kurduğu mesleği ve eğitimi “Tiyatro”dan. Milyonlarca takipçisi her fotoğrafına binlerce yorum bırakıyor. Sansasyon yaratarak gündemde kalma çabasına hiç girmiyor. Sade, yaşına göre olgun, tanınırlığına rağmen alçakgönüllü, kendine özgü bir tarzı var.

Uzun zaman birçok tiyatro oyuncusu gibi Çağla’da bu konuyu sorgulamış… Ve bir sabah Nicholas Berger’in “Unutulmuş Bir Araya Gelme Sanatı ya da Tiyatrocular Neden Üretmeyi Bırakmalı” yazısıyla karşılaşmış…

Zorla güzellik olmaz nasıl deniyorsa, korona döneminde bir şey üretenlerden biri olmak baskısıyla da yaratıcılık olmaz diyor, Çağla…

Hadi Çağla Irmak’ı senden dinlemeye başlayalım…

  • 1997’de Ankara’da doğdum. 14 yaşıma kadar Tevfik Fikret Okulları’nda Fransızca okudum. İtiraf ediyorum, pek çalışkan bir öğrenci sayılmazdım.

Yabancı dil bilen sanatçılarımızın artması çok önemli… Peki, o günlerde Çağla nasıl bir genç kızdı? Hayaller kurar mıydı?

  • Hayaller… İnanır mısın ben rüyalarımın gerçekleşeceğine inanırdım. Bir defasında rüyamda sihirli bir bez görmüştüm, o bezi yıllarca aradım desem… Hatta, bulduğum her bezi sihirlidir diye sallayıp, dilek dilediğimi hatırlarım. Şimdi düşünüyorum da, anlaşılan epey hayalci bir çocuktum.

Çağla, belki de sihir gerçekleşti kim bilir ve şimdi hayallerinin peşinden gidiyorsun. Gelecek hayallerinde yolun neresindesin?

  • Bu önümdeki yol yüz adımsa, belki yirmi belki yirmi beş adımını atmışımdır ve o yolda olmaktan çok keyif alıyorum. Hiç bitmesin istiyorum.

Peki, sanatçı bir aileden geliyorsun. Büyüdüğün çevre senin çekirdekten yetişmeni sağladı diyebilir miyiz?

  • Evet, kendimi bildim bileli anneme duyduğum hayranlıktan olacak ki oyuncu olmayı hep çok istedim. Aslında, ilkokulda Don Kişot oyununda ay dedeyi oynadığımı hatırlıyorum. Çok komik ama tek repliğim oyunun sonunda herkesin tek tek çıkıp söylediği “Ben de Don Kişot’um!”du, bacaklarım tir tir titremişti.

Ailen seni başka bir mesleğe yönlendirmek istedi mi hiç?

  • Hiç başka bir hayalim, ya da yapmak istediğim başka bir meslek olmadı. Ortaokul biter bitmez kafaya çoktan taktığım Güzel Sanatlar Lisesi konusunda anneme baskı yapmaya başladım. Hem elmaslar da baskıdan doğmaz mı zaten? İyi ki bastırmışım, iyi ki İstanbul’a taşınmışız, iyi ki tiyatro okumuşum diyorum şimdi, başka bir yol seçsem, bunca renkle tanışabilir miydim bilmiyorum.

Bu genç yaşta bu kadar çok tanınmak, bilinmek arada zor geliyor mu?

  • İlk başta çok heyecan verici, aynı zamanda korkutucuydu. Ama tüm bunlar olmaya başladığında, aslında hayatımda çok acayip bir şey değişmediğini fark ettim. Korkacak bir şey yokmuş. Hatta beğeniliyor, seviliyor, takdir ediliyor olduğunu hissetmek insana bu iş için çok büyük güç veriyor.

Malum Korona salgını dönemi… Herkes sosyal medyada canlı yayınlar, etkinlikler, yeni başlangıçlar içindeler. Buna yaratıcılık ile bakmamız gerekirse…

  • Kendi açımdan cevap vereyim… Bu salgından önce, serbest zamanlarımızda ürettiğimiz fikirler, oyunlar ve yöntemlerle kendimi gayet yaratıcı hissediyordum. Her ne olduysa, karantinayla beraber üzerimde oluşan bu yaratma baskısından muzdaribim. Karşımda duran kocaman bir “Herkes bir şeyler üretiyor, sen ne üreteceksin?” sorusu var. Bence bu sorunun, bu tür zorunlulukların yaratıma pek faydası olmadığını düşünüyorum. Ne zaman ki bu endişeyi üstümden attım, mini bir kısa film çıktı ortaya.

Demek kısa film geliyor. Gelelim, tiyatroda yaratıcılık… Tiyatro, taklit ve rol yapmanın ötesi midir?

  • Anlatması, tarifi çok zor. Sizden, yerine geçmeniz istenen yepyeni bir rol, karakter oluyor karşınızda. O karakterin duyguları, mizacı ve yaşanmışlıkları, giyim tarzından hareketlerine… Hemen hemen her şey. Durmak bilmeyen bir beyinle, günlerce sabah akşam yaptığımız provalar sonrası, artık oradan o karakterin dünyasıyla ayrılıyorsun. Bir insan yaratmak gibi.

Anlattıklarında sahne ve seyirciler var. Peki ya dijital dünyada tiyatro, tiyatro gibi midir?

  • Bu soruyu çok yakın geçmişte kendi kendime yaşadığım görüş çatışmasını anlatarak cevaplayayım. Karantina sürecinin ilk günlerinde hem tiyatroya özlemimden, hem de bir şeyler üretme açlığımdan olacak içimde sürekli “dijitalde tiyatroyla ilgili bir şeyler yapmalıyım…” diye tekrarlayan bir ses vardı. Hemen hafızamı yokladım, hatıramda kalan bir Alman oyununu tekrar okudum ve “evet bunu okuyalım!” dedim.

Bir çeşit dijital ekrandan Tiyatro oyun okuması değil mi?

  • Bu fikir kafamda yoğrulurken, “kimlerle okuyalım, canlı mı olsun, bunu hangi platformda yapmalıyım gibi sorulara cevap ararken, bir sabah Nicholas Berger’in “Unutulmuş Bir Araya Gelme Sanatı ya da Tiyatrocular Neden Üretmeyi Bırakmalı” adlı yazısını okuyunca, birden kafama dank etti, “Evet! Tiyatro seyircinin nefesi, kahkahası, iç çekişi olmadan olmaz”. Artık benim için oyun okuması yapmak bir fikir bile olmamakla beraber saçmaydı da. Artık bir şeyler yapılacaksa yeni biçimler oluşturulmalı ve üstüne çok iyi düşünülmeliydi. İlla ki bir şeyler yapmak istiyorsan belki bir skeç oynamak bile daha faydalı ve mantıklıydı. Sanat üretimi, bu gibi süreçlerde, tabii ki yavaşlayacak, çıkmaza girecek, bunu kabullenmeliyim dedim kendi kendime. Bir araya gelemezken, bir araya gelme sanatını icra edemezdik pek tabii. Bakışımı değiştirmeye, tabiri caizse basitleştirmeye karar verdim.

Bunu sormazsam bana kızarlar. Araya sıkıştırayım. Aşk hayatın ne durumda bunca koşturmacanın arasında?

  • Maalesef, öyle bir hayatım yok! Aradığınız aşk hayatına şu an ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz…

Elbette, biz de hep işten konuşmaya devam ederiz. Peki… Tiyatroculuğun yanında sosyal medyada fenomensin. Bizi o yeni mecrada, sence, neler bekliyor?

  • Sosyal medya, üretilen her ne olursa olsun, tanıtmak için iyi bir araç. Hızlı üretim ve hızlı tüketim… Bu çağın olayı hızlı anlatmak, direkt olmak, hele biraz yavaşsan, ileri sararlar hemen. Hatta, bana kalsa sadece sosyal medyaya yapılabilecek daha kısa, sıkıştırılmış içerikler düşünüyorum. Sonuçta dakikalarımız ve harflerimiz de sınırlı.

Fenomenlik de bu dijital çağın yeni mesleklerinden biri der miyiz?

  • Fenomenlik, “influencer”lık kısmına gelecek olursak, zamanımızın dönen çarklarından biri de artık sosyal medya olduğundan, bence bir meslek. Her mecranın bir alıcısı vardır. Dijital dünyada üretmek isteyenin üretebildiğini, şekil değiştirip zamana uyum sağladığını görüyorum. Bu bence çok umut verici.

Hani reklam yapıyorlar ya ellerinde şu ruj, bu ayakkabı, o t-shirt, şu restoran...vb. Seni ise nadiren marka reklamlarında görüyoruz. Neden?

  • Çünkü, dijital reklamda seçiciyim. Ben gerçekten desteklediğim alanlarda tanıtım, reklam yapmayı hep tercih ettim. Örneğin, eğitim, sağlık, sıfır atık ürünler, doğal ürünler gibi konularda “influence” yapmak, yani tanıtımına katkıda bulunmak, bana doğru bir şey yaptığımı hissettiriyor.

Haklısın, seni çoğu zaman yardım kampanyalarında görüyoruz. Bu da senin sosyal medyadaki diğer fenomenlerden farkın diyebilir miyiz?

  • Asıl hedefim her zaman oyunculuk ve sahneler. Galiba bu sosyal medya fenomenliğini ikinci planda tutuyor olmamdan… Evet, bu dijital mecra bir oyuncunun yaşamı ve özgürlükleri için maddi ve manevi epey destek sağlıyor. Sadece, eğer fenomenlik bir meslekse bunu da layıkıyla yapmak lazım… Çünkü, influence dediğimiz, tanıtmak, insanları yönlendirmek gibi bir görev edineceksem, bunu en iyi şekilde yapmak isterim. Mesela, deneyip faydasını gördüğüm ürünleri, amacına ulaşan eğitimleri önermek önceliğim.

Gelelim sona… Okurlara, yeni dünya diliyle “takipçilere” tavsiye etmek istediğin ne olabilir?

  • Umut… Şimdilerde, özellikle bu salgın döneminde, ekrandan izlemek amacıyla çekilmiş şekilde Schaubühne’den OesterMeier’ın Hamlet’ini, Shakespeare’s Globe’dan Romeo&Juliet’i izleyebiliyoruz. Bu gelişmeler yaşadığımız dönemin ağırlığını hafifletiyor. Hatta bu büyük dünyada bir olma, birlik olma hissini yaşattığını fark ediyorum.

Twitter: @FlzDag
Instagram: benfilizdag
Facebook: Filiz Dag
Linkedin: Filiz Dag