“Her sanatta ve zanaatta tek yetenek pek bir şey ifade etmez, ama deneyim, alçakgönüllükle, çalışkanlıkla birleşmiş deneyim her şeydir...”

Bizler, varoluşumuzdan beri hayatta kalmak için ihtiyaçlarımıza çözümler yaratıyoruz. Her ne kadar günümüzde her şeyin hazır ulaşılabildiği şartlara alışmış olsak da bu Covid19 salgını bizlere ev yapımı ya da el yapımı gibi birçok şeyin önemini öğretti. Sporu, sanatı, hatta işimizi dahi yapmanın, üretmenin yeni yollarını keşfetmemizi sağladı.

Bu dönemin enlerinde ilk sıralarda ekmek yapımı ile örme vardı. Kime baksam ya yoğuruyor ya da örüyor. Rahatlatıyor, stres atıyorum diyeninden, zihnimi boşaltıyor, bulmaca gibi diyenine kadar. Herkes ekmeği konuştu, ben de örmeyi konuşmak istedim.

Bu örme zanaatının tarihi gerçekten uzun; avcı-toplayıcılardan atlı göçebelere ve oradan günümüze uzanıyor. Biliyorum, örme denince aklımıza hep kadınlar gelir… Oysa tarihte bu tam böyle değil. Bir erkek mesleği olarak karşımıza çıkıyor. Mesela, İngiltere ve İrlanda’da örgü erkek işi olarak kabul edilirdi... Hatta, kadınların örgüyle ilgilenmeleri bile yakışıksız bulunurdu. Özetle kadın yün eğirir, ancak bu yünü örme ayrıcalığı erkeğe aitti.

Günümüzde bu örme eyleminin ilk başlangıç örneği olan ağ ve fileleri özellikle spor alanının vazgeçilmezi kalelerde bol bol görürüz… Ekonomik anlamda da önemli bir pazara sahip. Caner Celasun bu hafta konuğum… Bu alanda teknolojik yapılanmaya sahip olmaları yanında halen el örmesi file zanaatını sürdürenlerden. Ülkemizde olduğu kadar uluslararası pazarda da bizi temsil eden başarılı, sporu ve en önemlisi sanatı seven bir iş insanı...

“Her sanatta ve zanaatta tek yetenek pek bir şey ifade etmez, ama deneyim, alçakgönüllükle, çalışkanlıkla birleşmiş deneyim her şeydir...”

Caner Celasun’u senden dinlemeye başlayalım…

1988 yılında İstanbul Fatih’te doğdum. Fatih, Beyoğlu ve Cihangir çevresinde yetiştim. Liseyi Şehremini Lisesi’nde tamamladıktan sonra lisansımı Kadir Has Üniversitesi İktisat Fakültesi, yüksek lisanslarımı İstanbul Üniversitesi Ekonomi ve Yönetim Bölümü ve İstanbul Aydın Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi Bölümünde tamamladım.

İyi bir eğitim almışsın, genç yaşındaki başarın buna bağlı diyebilir miyim?

Evet… Eğitim çok önemli ama hem iş hem okul desek daha doğru olur. Benim için pek de kolay değildi. Mesela, üniversiteyi yedi senede bitirdim. Aslında, eğitim hayatımda babamdan aldığım dersler beni bu günlere getirdi, yani okul çıkışları aile şirketimizde hem işi öğrenmek hem de kendimi geliştirmek benim için büyük fırsat oldu.

Peki, Caner çocukluk hayalini gerçekleştirdi diyebilir miyiz?

Henüz gerçekleştirdim diyemem, çünkü hayallerime her yaklaştığım an bir sonraki hedefe odaklanarak yeni hayaller ve projeler üretmeye başlıyorum. Sanırım bu beni heyecanlandıran şey.

Aile mesleğini sahipleneceğin çocukluğundan belli miydi sence?

Evet… Şöyle anlatayım. Çocukluk yıllarımda Cihangir’de çıkmaz sokakta elimizde spor ağları örerdik ve bir gün babam “Hadi gidiyoruz!” dedi ve beni Şükrü Saraçoğlu Stadına getirdi. Kalbim neredeyse yerinden çıkacak… Stadyumda babam kaleye şut çekmemi istedi, ben de var gücümle kaleye şut attım ve gol diye sevinince “İşte bu kale ağları senin de elinin değdiği kale ağlarıdır oğlum!” dediğinde gözlerim doldu, yaptığımız işin önemini o yaşlarda bir nebze anlamış oldum. Bu da firmamızı spor alanında daha nasıl ileriye taşırız diye beni sürekli düşünmeye ve üretmeye itti.

Ve o gün bugündür sana artık “Filenin Jönü” diyorlar… Peki, yaratıcılığı sporla nasıl tanımlarsın?

Yaratıcılık bence sosyal anlamda fayda sağlayan her şeyi üretebilme, fikirler yaratıp hayata geçirebilme kabiliyeti olarak tanımlanabilir. Ülkemizde ebeveynler çocuklarının eğitim ve ekonomik anlamda hayat mücadelelerine odaklandıkları için çekirdekten spor ve sosyal gelişime yeterince önem veremiyorlar. Oysa spor çoklu düşünme becerilerini geliştirir insanın. Beden – zihin koordinasyonu gibi. Bu da yaratıcılık için çok önemlidir.

Spora olan merakınla aile mesleğini büyütüyorsun. İyi de bir futbol taraftarısın…

Evet koyu bir Fenerbahçe taraftarıyım, müsabakaları yakından takip ederim. Fakat sadece futbolu değil, basketbol ve voleybol maçlarını da mümkün olduğunca takip ediyorum.

Covid19 süresinde evlerimizde spor konusunda çok yaratıcıydık… En çok talep gören ürünlerden biri de spor malzemeleri oldu diye biliyorum.

Karantina dönemlerinde sosyal medya ve ulusal kanallardaki programların çoğu günün ilk ve ikinci yarısında spor eğitmenleri ile her yaş ve sağlık durumlarına göre egzersizler, ısınma gibi programlar yaptı. Uzun süre evlerde hareketsiz kalındığı için ruhumuza ve bedenimize hitap eden ev tipi ürünler de haliyle çok talep gördü.

Ev tipi ürünler derken?

Bunlar yoga ve pilates malzemeleri, jimnastik ve fitness ürünleri oldu. Aslında aldığımız bu yoğun siparişler, yayınlanan spor programlarının çok geniş kitlelere hitap ettiğini gösterdi. Artık evde yapılacak birçok spor dalının olduğunu biliyoruz…

Peki kadınlar mı erkekler mi daha çok spor malzemesine harcama yapıyor diye sorarsam?

Gelen siparişlerin %60’ı kadınların yaptığı spor alışverişi oluyor. Pilates malzemeleri, yoga ve ev tipi spor ürünleri satışlarımızda başı çekti.

Kadınlarımızın spora ilgi duyması çok değerli… Spor – eğitim ilişkisi bakımından ülkemiz için ne söylersin?

Aslında spor ve eğitim birbiriyle tamamen alakalı iki konu. Çünkü spor içerisinde birçok fiziksel gücün yanında disiplin, hedefe odaklanma, düşünme becerisi, hızlı karar verme ve sosyo-kültürel gelişime katkıda bulunacak tüm faydalar yer alıyor. Spor yapanlar disiplinlidir ve hedefe odaklanıp başarıya doğru hareket ederler. Bence ufak yaşlardan itibaren takım sporları, ekip çalışmaları ve toplu yapılabilecek aktivitelere başlanmalı. Mesela, yapılan araştırmalar sporla genç yaştan itibaren uğraşanlar, yapmayanlara göre zihinsel aktivitelerini daha yüksek kullandıklarını gösteriyor.

Spor ve güvenlik üzerine de çalışmalarınız var. File denince akıllara gelen futbol oluyor fakat çok farklı alanlarda da kullanıldığını senden öğrendim.

Evet, aslında firmamızı tanımlayan en önemli özelliğimiz spor ağları ve güvenlik ağlarının üretimi olması. File ve ağ deyince aslında çok kapsamlı bir faaliyet alanı var. Güvenlik ağları, okullardaki merdiven boşluklarına kapatılan ağlar, havuz çevrelerine uygulanan güvenlik sistemli özel ağlar, AVM galeri boşluğu emniyet ağları ve birçok kafes ve saha çevre kapama ağlarına kadar uzanmakta. Spor ağları konusunda futbolun akla gelmesinin sebebi futbolun yaşantımıza çok etki etmesinden bence.

“Her sanatta ve zanaatta tek yetenek pek bir şey ifade etmez, ama deneyim, alçakgönüllükle, çalışkanlıkla birleşmiş deneyim her şeydir...”

Ne kadar farklı spor ağı var?

Üretimi bulunan 26 çeşit voleybol ağı, 8 modelden oluşan tenis ağı ve birçok çeşitleri bulunan beach voleybol, basketbol, badminton ve buz hokeyi ağları gibi birçok farklı alanlarda üretimini yaptığımız ürünlerimiz var.

Ya havuz güvenliği konusunda bu ağlar etkili mi? Malum yaz geldi…

Oldukça… İpliğin üretilmesinden ham maddesine kadar sertifikalı ve raporlu bu ağlar havuzlardaki tehlikeleri en az seviyeye indiriyor. Ülkemizde tatsız olaylar yaşanmaması için havuz güvenlik ağlarını ilk biz ürettik. Havuz çevrelerine sık gözenekli koruma ağları ve mukavemetli alüminyum profil dikmelerle emniyete alıp, kilitli bir kapı sistemi ile de giriş bırakıp kullanılacak duruma getiriyoruz. Bu güvenlik ağıyla engelli ya da 0-6 yaş grubuna daha güvenli yaşam alanı sağlamayı seviyorum.

Yaratıcılık… El örmesi yapmak en eski mesleklerden biri olmalı. Peki, el örme ve makine örme ağ arasındaki fark nedir?

Her ikisini de ürettiğimiz için şöyle anlatayım… File örme zanaat gerektiren el işi ve beceriye dayalı bir örme işlemi. El yapımı fileler genellikle düğümlü, yumuşak ve dökümlüdürler. Statik elektriklenme ve dökülme açısından sorun yaratmazlar. Birçoğu düğümsüz olarak üretilen makine de ürettiğimiz ağların tamamıysa sentetik bir lif olan aynı zamanda halk arasında naylon iplik olarak bilinen polyamid ipliklerden imal edilir. Bu naylon ipliklerin elastikiyet yapısı oldukça iyi ve mukavemet gücü çok sağlam olur. Sürtünmelere karşı dayanıklılık gösterir, aşınmaya karşı dirençli oluyor.

Bu bir zanaat, el işi… Teknolojik gelişmelerle kaybolan meslekler arasına girer mi sence?

Büyük ihtimalle… Teknolojinin gelişmesiyle beraber makinenin üretim kapasitesi ve gücü el örmesinin önüne geçecektir. Fakat şu an için futbol kale ağlarının çoğu hala el örmesi renkli ağlardan imal ediliyor.

Bu sektörde olan az üretimci var. Peki, ihracatta hangi ülkeler ile çalışıyorsunuz?

Türkiye’de file ve ağ sektöründe pek fazla rekabet ortamı yok. Fakat, tabii ki yalnız değiliz. Asya ve Avrupa’nın birçok ülkesine spor ağları ihraç ediyoruz. Yurtdışına ihracatını yaptığımız ağlardan örnek vermem gerekirse Almanya Berlin Basketbol Federasyonu bunlardan biri. Azerbaycan’a da koruma ağları ihraç ediyoruz.

Türkiye’de kale ağlarımızın güvenliği sizlerden soruluyor…

Evet, ne mutlu bize… Süper lig ve alt liglerde bulunan toplam 120 futbol kulübüne ve 81 il ve ilçemizdeki 320 kulübe kale ağı veriyoruz. Bir de sadece futbol özelinde değil. Mesela, Türkiye Voleybol Federasyonu’na da özel ağ üretiyoruz.

Yaratıcı, teknolojik spor malzemeleri de var. Mesela, hareket etmeden, kaslara elektrik vererek, forma soktuğu söylenen aletler... Gerçekten işe yarıyorlar mı?

Herkesin kendi vücut ağırlığı ile kendi fizik ve sağlık durumuna uygun şekilde spor yapmasının doğru olduğuna inananlardanım. Tabii ki spor aletleri birçok fonksiyonel özellik taşıyabiliyor. Fakat sporun hissedilerek, en önemlisi ter dökülerek yapılmasının daha eğlenceli ve faydalı olduğunu düşünüyorum.

Türkiye spor malzemeleri üretiminde dünya pazar payının neresinde? İthal mi ihraç mı ediyoruz?

Ülkemiz teknolojinin de gelişmesiyle birlikte her geçen gün spor malzemeleri ve ekipmanları konusunda üretim kapasitesini arttırıyor. Fakat genel olarak piyasa da ithal ürünler var. Mesela, Almanya dünyanın en önemli markalarını ve ürünlerini ithal etmede liderdir ve hemen devamında Çin geliyor. 2015 yılında Türkiye spor pazarının 6 milyar TL’ye ulaştığı söyleniyor. Haliyle günümüzde pazardaki yabancı yatırımcıların, yabancı markaların bu pazara ilgisinin yoğunlaştığını görüyoruz. Dünya genelinde spor pazarının geliriyse 310 milyar dolara ulaşıyor. Büyük bir pasta…

Ya Türkiye’nin ithalatına bakarsak? En çok nereden ithal ediyoruz?

Son 5 yılda toplam 82,8 milyon dolar ithalat yaptığımız kayıtlarda geçiyor. TÜİK verilerine göre kültür, fizik, jimnastik, atletizm ve diğer sporlar için ihtiyaç duyulan malzemelerin ithalatı 2011-2015 döneminde %16,4 artarak 15,3 milyon dolara yükselmiş. 2017 yılından itibaren Çin, yaklaşık 9 milyon dolarla en çok ithalat yaptığımız ülke.

Peki, bu ithalat rakamlarına spor giyim dahil mi? Benim en çok harcamam spor giyime oluyor mesela…

Haklısın… Aslında buna spor ayakkabı örneğinden cevap vereyim. Türkiye'de genel amaçlı spor dışında tenis, basketbol, jimnastik ve antrenman için kullanılan spor ayakkabı ithalatı %15 artarak, 19,8 milyon dolara yükseldiği belirtiliyor. Türkiye’nin spor kıyafeti ve ayakkabısı alanlarına sadece 2015 döneminde yaptığı toplam ithalat 138 milyon dolar…

Spor malzemeleri üreticiliğinin desteklenmesi, sektörün büyümesi için düşüncelerin neler?

Küresel anlamda spor sektörünün gerçekten dünya ekonomisine inanılmaz bir katkısı var. Yerli üreticinin desteklenmesi ve üretimde dışa bağımlılığın azalması tabii ki de sektörün büyümesine direkt etki edecektir. Yerli firmalar, küresel olarak faaliyet sürdüren firmalardan daha küçük ölçekte ve daha az tecrübeye sahip oldukları için rekabet ortamının ortasında kalıp, ekonomik büyümeye beklenen seviyede katkıda bulunamıyorlar.

Dünya giderek dijitalleşiyor. Peki, E-sports’u spor olarak görüyor musun? Playstation vb sen de oynar mısın?

Ben dijital ekranlarda yapılan ya da çevrimiçi çoklu oyuncuyla oynanan oyunları spor olarak değil eğlencenin bir parçası, hobi olarak görüyorum. Pandemi süresinde Playstation’ı ben de çok oynadım. Genel olarak pek fazla zaman geçirdiğim söylenemez.

Ve son olarak hayalindeki gelecek güzellemesi nedir?

Düşünsenize tüm bu el örmesi ağların akıllı robot kollar programlanarak üretildiğini. Teknoloji geliştikçe ve bir de işin içine yapay zeka girdi mi, robotların bu üretimi daha hızlı ve sıfır hata ile yapabileceğine inanıyorum. Yakın bir gelecekte insanlara çok çabuk uyum sağlayan, birçok insan işlevini yerine getirebilen robotların istihdam sektöründe birçok rol üstleneceklerini düşünüyorum.

Twitter: @FlzDag

Instagram: benfilizdag