Teknoloji ve Sanatın Mikrofonda Yolculuğu: Seslendirme ve Dublaj

Sanayi devrimiyle 100 sene önce gerçekleşenlerin güncellenmiş versiyonunu yaşıyor gibiyiz… O zamandan bu yana ses ve görüntünün taşınması süreci sürekli eviriliyor. Ve günümüzde, dijital sunucu çeşitlerinin artmasıyla, içeriklerin çeşitli dillere çevrilmesi ve seslendirilmesi ihtiyacı bir o kadar artıyor; filmlerden, sesli kitaplara…

Seslendirme… Scott Reyns’e göre ilk 1860’larda Parisli kütüphaneci E.S. Martinville’in “Au Clair de la Lune” isimli şarkıyı söyleyen bir kadını fonotografa kaydetmesiyle başlar. Birçok kayda göreyse tarihte ilk seslendirme örneği, 1906 yılında Kanadalı bir mucit ve matematikçi olan Reginald Fessenden’in hava durumunu kaydederek sunduğu ilk transatlantik “kablosuz” radyo yayını olur. Ardından 1928 yılında Walt Disney’in yıldızı Mickey Mouse seslendirilerek bu yepyeni sektör hayata geçer.

Ülkemizde seslendirme 1931 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncularının katılımıyla Yeşilçam filmlerinde hayat bulur. 1968’de kurulan TRT Seslendirme Stüdyolarıyla da o muazzam Türkçe dil bilgisine hakim insanlarımız yetişir.

“Dublaj ve Seslendirme” denince ilk akla diksiyon, hitabet, dil bilgisi ve artikülasyon gelir. Oysa bence bu alana verilen “Mikrofon Oyunculuğu” tanımı daha güzel, çünkü seslendirme sanatında sesin kulağa hoş gelmesi kadar; aktarılmak istenenin seslendirilen sanatçıyla bütünleşip hayat verdiği karakterle özdeşleşmesi gereklidir.

Sesin akılda kalıcılığı, karizması ve sürükleyiciliğine en güzel örneklerden biri olan Kaan Kıran bu hafta konuğum. 1988 doğumlu genç bir seslendirme sanatçısı… Kendisini telefonda ilk duyduğumda verdiğim tepki: “Bu nasıl bir ses!” Tamamen Allah vergisi denilen bir şey. Geri kalanı dili mükemmele yakın kullanmak için aldığı eğitimler, yıllardır alanında kazandığı deneyim ve oyunculuk becerisi…

 

Teknoloji ve Sanatın Mikrofonda Yolculuğu: Seslendirme ve Dublaj

Kaan Kıran, seni senden tanıyalım…

İstanbul’da doğdum ve büyüdüm. Ardından Anadolu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okudum. Hayatım boyunca hep iyi bir dinleyici oldum ve bunun da semeresini aldığımı düşünüyorum. Yakın zamanda da gerçekleştirmek istediğim birçok hayalim var. Bir de ne iş yapıyorsam yapayım, daima en iyisini yapmaya çalışırım. Bu da mükemmeliyetçi yapım ile alakalı bir durum.

Hayaller… O zaman yeni hedeflerin yolda…

Aslında yeni hedeflerden ziyade yapabileceğim kaliteli işlerin tümünü gerçekleştirmek için harekete geçmek diyelim. Mesela sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde gösterilecek projelerde yer almak için adımlar atıyorum.

Şimdiden başarılar. Ülkemizi tanıtarak hepimize gurur sağlayacaksın. Peki, Kaan’ın hayallerini süsleyen bu seslendirme işi miydi her zaman?

Ahh… Çocukluk hayallerim saymakla bitmez aslında da iki tanesi vazgeçilmezim… Mesela, futbolcu olmayı çok istemiştim ve oynuyordum da derken bir anlık ruh haliyle bıraktım genç yaşta. Pişman oldum, içimde kaldı o isteğim her zaman fakat sporun içinde bulunmayı hep istediğim için de amatör kulüplerde teknik direktörlük yaptım, futbol oynadım, radyolarda futbol yorumu yaptım, program sundum.

Futbolun dışındaki bir başka hayalim de şu an yaptığım iş olan “Seslendirme ve Dublaj.” Yaklaşık 12 yıldır bu işi yapıyorum. Çocukken Yeşilçam filmlerini izlerken sesler hep ilgimi çekerdi, ki hala öyle. Alt yazılı bir film gördüğümde bir karakteri kendimle eşleştirip evde televizyon izlerken sesi kısıp seslendirme yapardım.

Netflix, haberler vs. Birçok alanda içerik üretiyorsun…

Evet. Netflix’in birçok projesinde dublaj yaptım ve yapmaya da devam ediyorum. Aslında benim sesimi reklamlar, bilgisayar oyunları, filmler, diziler, belgeseller, çizgi filmler, haberler ve radyoda duyuyorsunuz. Seslendirdiğim işin içeriğine göre insanların hayatına yön veriyorum, bilgi veriyorum, güldürüyorum, korkutuyorum; bazen de onları düşündürüyorum.

O zaman çoğu zaman seni duyuyoruz ama göremiyoruz…

Kesinlikle… İnsanlar sokakta beni tanımıyor doğal olarak, ama herkes sesimi biliyor. Muhakkak bir yerde duydu ve duymaya devam ediyor. Birkaç cümle diyalog gelişince, “Aaa ben bu sesi biliyorum!” diyorlar. Ardından soru yağmuru oluyor. İlginin bu kadar çok olduğunu ilk zamanlar tahmin etmemiştim.

Ben de seninle ilk telefon görüşmemizde bir şok yaşamıştım. Hatırlıyorum, üstüne bir de kahkaha atmıştım bu nasıl güçlü bir ses diyerek sana söylemiştim.

Evet hatırlıyorum. Çoğu kişinin tepkisi de bu şekilde oluyor, alıştım buna. Bir ustam Jön sessin ve ses yelpazen de geniş derdi, bu benim avantajım oldu. Mesela genç erkek de seslendirdim, babam yaşımdaki adamı da. Hatta kimi zaman aynı filmde baba oğlu da aynı anda seslendirdiğim de oldu.

Kaan, bu yakaladığın sıra dışı alandaki başarın için çok çalıştığını ve emek verdiğini biliyorum. Peki eksikliğini duyduğunuz neler var?

Aslında başarının sırrında çok çalışıp işimizi iyi yapmak kadar bence sabır da önemli. Bir söz var ya: “Sen pekmezi iyi yap, sinek Bağdat'tan gelir.” Tam da böyle…

Evet… Seslendirme alanında bir gelişmeye ihtiyaç var. Bu da seslendirme yapanların haklarıyla ilgili bir konu. Çalışma ortamları, alınan ücretler, almaları gereken telif hakları, henüz olmayan sosyal güvenceleri gibi. Bu gibi ana ihtiyaçlar sağlanırsa kendiliğinden çok daha fazla gelişecek bir alan olacaktır.

Anlıyorum. Multidisiplinerlik ve yaratıcılığa gelelim... İlgi duyduğun alanlar futbol, golf, seslendirme ve dijital dünya benim bildiklerim… Başka neler sence seni sen yaptı?

Birçok şey yaptım hakikaten… Bu soruya cevap verirken evet oldukça farklı alanlıymışım dedim. Radyo programı, editörlük, canlı yayın yönetmenliği, tiyatro, seslendirme - dublaj, gıda danışmanlığı, golf, futbol gibi birçok alan var. Hatta hepsinden önce otelcilik geçmişim oldu 2 yıl kadar. Hepsinin bana kattığı birçok şey var. İlk soruda iyi bir dinleyici olmamın semeresini her zaman aldığımı söylemiştim. Dinlerken gözlem de yapıyorum, bu otomatik oluyor. Dublaj stüdyolarında ilk 8-9 ayı yalnızca ustalarımı izleyerek geçirdim Oyunculuk temelinde bir gözlemdir ve bu dublajdaki oyunuma yansıyor. Biz mikrofon oyuncusuyuz... İyi dinlemenin içinde konsantrasyon da var.

Konsantrasyon deyince sen, aklıma golf geldi. Çok seviyorsun.

Çok hem de… 3 yıldır profesyonel golf oynuyorum, dostlarımın tavsiyesi ile başladım. Doğa ile iç içe bir spor olması ilgimi çekti ve keyifle oynuyorum. Turnuvalar da çok eğlencelidir ve bazen arkadaşlarımla antrenmanlar yapmak bana çok büyük bir keyif veriyor… Bu spor dalının bu kadar beni içine çekeceğini tahmin etmemiştim. Dediğin gibi bireysel golf oynarken konsantrasyon birinci önceliktir. Aslında ilgi duyduğum alanların ve mesleklerimin hepsinin birbiriyle bağlantılı olduğunu görüyorum.

“Seslendirme Sanatçılığı” mı “Mikrofon Oyunculuğu” mu?

Bizim yaptığımız her ne kadar halk arasında “Dublaj Sanatçısı, Seslendirme Sanatçısı” olarak adlandırılsa da biz “Mikrofon Oyuncusu”yuz. Mikrofon veya kayıt cihazı ile çeviriyi veya yazılı metni konuya uygun ve doğru bir şekilde sesli hale getiriyoruz. Sanırım bu alana sanat yerine zanaat denilse daha doğru bir tanım olur diye düşünüyorum.

 Teknoloji ve Sanatın Mikrofonda Yolculuğu: Seslendirme ve Dublaj

Mikrofona nasıl oynanır peki?

Özetlemeye çalışayım… Yaptığımız işin bir teknik kısmı var. Yerli dublaj, orijinal dublaj, reklam seslendirme gibi hepsinin tekniği farklı. Elbette yetenek olmazsa olmaz gibi görülse de öncelik her zaman doğru Türkçe, doğru dil becerisi. İnsanlar bizim sesimiz güzel diye bu işi yaptığımızı sanıyor. Halbuki biz Türkçeyi güzel, hatta doğru konuştuğumuz için tercih ediliyoruz. Belki de Türkçe’miz hoşlarına gittiği için sesimizin güzel geldiğini düşünüyorlar. Hocam bana şunu demişti ben dublaja başlarken: “Ses ikinci planda, öncelik güzel Türkçe… Sesinizin farklılığının kulağa etkileyici gelmesi sizi tercih edilen kılabilir.” Çoğu zaman “Çocuk sesi çıkarabiliyorum dublaj yapmak istiyorum.” diyenleri çok duydum. Oysa biz sesi değil, tavrı taklit ediyoruz. Haliyle bu da oyunculuk gerektiriyor. Sonra duygu teknikleri gibi birçok şey var.

 

Seslendirme hayatımıza nasıl girmiş?

Aslında dublaj eskiden tiyatro oyuncularının filmlerde kendilerini seslendirirken, bir dönem o filmlerde oyuncu olmayan fakat yakışıklı veya güzel kadın olduğu için oynatılanları seslendiren ustalarımızla meslek haline dönüşmüş. O dönem filmler dublajlı çekiliyordu…  Şimdi ise sesli çekiliyor. O filmleri sevmemizin nedenlerinden biri de o güzel Türkçeler ve seslerdir.

 

Düzgün diksiyon becerisine sahip olmanın özel hayatına yansıması oluyor mu? Eskiler İstanbul Beyefendisi derlerdi mesela…

Etkisi oluyor muhakkak. Kimseyi etkilemek için özellikle bir şey yapmıyorum fakat dikkat çekiyor, insanlar dikkatlice odaklanıyorlar. Çok güzel konuşuyorsunuz şiir gibi, sesiniz çok güzel diyenler var. Bazen siz konuşun biz dinleyelim diyorlar. Müzik nasıl ruhun gıdasıysa, sesin etkisi var muhakkak. Anthony Hopkins bir röportajında oyunculuğun yüzde 60’ı sestir der. Duyguyu sesimizle veriyoruz.

Yakında Youtube üzerinden seslendirme hakkında bilinmesi gerekenler üzerine program da yapacağını belirtmiştin.

Evet çok yakında başlıyorum. Neden dersen… Seslendirme alanında hem çok az bilgi veren uzman var hem de olan yerlerde de bilgi kirliliği var maalesef. Hele ki bazı yerler var ki bu işe hevesli olanların duygularıyla oynayıp onlardan para sömürebiliyorlar. Ayrıca, hayatımız dijitalleşti. Spordan seslendirmeye birçok konuda YouTube’da insanlara ulaşmak istiyorum. Çevremdeki birçok insan da zaman zaman bana bu tavsiyede bulunuyorlardı ve tamam dedim ben de. Yazdığım derlediğim birçok yazı ve kafamda bazı projeler var. Bunları insanlara aktarmak istiyorum.

Haber spikerliğine ne zaman geçmeyi düşünüyorsun?

Pandemi dönemi bizler için en yoğun dönem haline geldi… Birçok farklı teklif var aslında. Futbol programı sunmayı çocukluk hayalim gibi düşünsem de ana haber tekliflerini de değerlendiriyorum bu aralar. Ayrıca son zamanlarda yarışma programı sunuculuğu teklifleri de almaya başladım. Bilmiyorum, ama düşününce eğlenceli de olabilir diyorum sonra kendime.

Türkiye’de seslendirme dijitalleşen dünyaya kıyasla nerede sence?

Türkiye’de yetenek anlamında iyi konumdayız. Almanya’da 1 haftada yapılan dublajı biz 2 günde hallediyoruz. Fabrika gibiyiz, birçok meslekte olduğu gibi aslında... Bu da az zamanda çok iş anlamına geliyor, fakat yorucu bir durum. Dijitalleşen dünyada artık evden çalışma dönemi var, pratik mikrofonlar kayıt cihazları vs derken çoğu zaman evden çalışıyorum artık. Çok özel durumlarda stüdyoda oluyorum. Bu sebeple teknolojik imkanlar çoğumuzun daha çok proje almasına olanak sağlıyor.

Türkiye’nin en çok izlenen dijital platformu Netflix ile çalışanlardan birisin.  Konularını seçerken neye dikkat ediyorsun?

Netflix dahil birçok yayın platformunun projesinde dublaj yaparken ben daha çok farklı ve alışılmışın dışında karakterleri seslendirmeyi seviyorum. Belki filmde bir sahnesi vardır, ama etkileyicidir. İzleyicide iz bırakmalı aslında.

Teknoloji ve Sanatın Mikrofonda Yolculuğu: Seslendirme ve Dublaj

Seslendirdiğin yapıtlardan söz edelim istiyorum…

Binlerce projeye ses verdim. En severek yaptıklarım arasında bilgisayar oyunları da yer alıyor mesela. Bambaşka ve sürükleyici bir alan bu oyun sektörüyle çalışmak. Çok memnun kalıyorum. Seslendirmelerim esnasında da ilk zamanlar not alırdım hangi film hangi karakter ne zaman yayınlanacak izleyeyim diye. Sonra iş sirkülasyonu artınca not alma olayı bitti. Bazen bir film izlerken sesimi duyuyorum ben bunu nerede, ne zaman yapmıştım diye düşünüyorum. 

Dünyaca tanıdığımız simalardan bir iki örnek verir misin?

Tabii… Ben Affleck, Robert Downey JR, Tom Hardy, Jason Statham gibi birçok ismi seslendirdim. Stüdyo ekibi oluşturuyor ve bizi arayıp bir saat veriyor. Biz seans diyoruz buna. Stüdyoya girip rolü seslendiriyoruz. Benden sonra diğer arkadaşım giriyor. Kişilere bakmadığım sürece filmde karşımdaki karakteri kimin seslendirdiğini bilmiyorum.

Gelir elde etme konusunda ne dersin?

20-30 yıl önce çok iyi bir kazanç varmış. Fakat son 15 yılda diyelim eskisinden pek eser yok. Bu işi yapanlar zaten oyuncular.  Onlar da hem tiyatro oynuyor hem dublaj yapıyor. Çok az sayıda arkadaşımız yalnızca seslendirme yaparak para kazanabiliyor. Şahsen ben özel olarak diksiyon, etkili konuşma ve hitabet dersleri de veriyorum.

Seslendirmeyle ilgili çok ilginç anıların olmuştur…

Evet çok fazla. Mesela…Görme engelliler için gönüllü olarak kitap seslendirmiştim birçok kez. Bir gün parkta telefonda konuşurken bir kadın geldi ve yaklaştı. Görme engelli idi. “Ben sizi dinliyorum, sizi tanıdım!” dedi. Yüzümü hiç görmemiş birinin sesimi tanıması ve bana söylediği o güzel sözleri hep aklımdadır, çok mutlu etmişti beni o an. Oturup sohbet etmiştik sonrasında. 

Bir seslendirme sanatçısı gözünden gelecek ve dijital çağ nedir?

Özellikle pandemi sürecinde böyle bir sorunun gelmesi farklı bir anlam ifade ediyor. Görmezden gelemeyiz. Teknoloji benim işimi kolaylaştırdı mesela fakat duygu kayboldu gibi geliyor bana. Yönetmeni, teknisyeni, iş arkadaşımı göremiyorum. Sabah işe giderken ki o keyif yok. Evden yap rolü, konuş ve gönder. Tamam para kazanıyoruz ama işin büyüsü biraz kayboldu gibi. Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı, insanlara hayvanlara doğaya faydalı olduğu, her durumda desteklerim. Elbette, teknoloji bana kolaylığı ifade ediyor olsa da bir çocuğun kümesten yumurta alması ile ambalajlı yumurta alması arasındaki duygu farkı gibi biraz anlatmak istediğim.

Rakipleriniz… Yapay zeka yazılımların da seslendirme yapacakları konuşuluyor.

Buyursunlar. Ucuza yapacaklarsa, çok iş yapabilirler. İşin şakası bir yana teknoloji nasıl ki birçok sektörü çemberi içine alıyorsa bu bizim işimiz için de geçerli olacaktır. Bunu zamanla göreceğiz, umarım öyle bir şey çok yakın bir zamanda olmaz.

Sona gelmişken… Hayalindeki en uç gelecek güzellemeni merak ediyorum.

Hayaller… Spor bakanı olup, sporun her alanında bu ülkenin çocuklarının doğru eğitimler alabilmelerini sağlamak isterdim. Semtler, sokaklar ve köylerde doğru şekilde yönlendirilirlerse çok iş başaracak gençler var. Onlara imkan tesis edilmediği müddetçe, yaşları ilerledikten sonra yaşamlarını asgari koşullarda sürdürecekler. Sporda dünyanın önde gelen ülkeleriyle, onların seviyelerinde; onlarla yarışacak nesiller yaratmak düşüncesi beni oldukça heyecanlandırıyor. Herkesin “Türkiye sporun her alanında çağ atladı.” diyebileceği bir yarın hayal ediyorum…

Twitter: @FlzDag

Instagram: benfilizdag