“Uzayın son değil ama bir sonraki sınır olduğunu ve fethedilecek bir şey olarak değil, keşfedilecek bir yer olarak görüyorum…”

Uzayın ve evrenin büyüklüğü kadar boşluğu da her zaman dile getirilir. Burada “uzay yalnızlığı” da konuşulmalı diye düşünüyorum. Uzay ile ilgili çalışmalar milattan öncesinden günümüzde değin süregelse de aslında gerçek anlamda uzaya çıkarak yapılan çalışmalar son 60 yılda olan gelişmeler.

Şöyle düşünelim uzay yalnızlığını… Covid19 süresinde, yaklaşık 3 ay boyunca belirli dönemlerde, karantina süreçleri yaşadık. Bu zamanda en çok konuştuğumuz konu insanoğlunun sosyalleşemediğinde ne kadar çok yalnızlaştığı oldu. Peki, uzaya çıkan insan sayısının şimdiye değin milyarlarca yıldır toplamda 600 civarı olduğunu sizlere söylesem? Hele ki uzaya çıkan astronotların yüzlerce gün bir kapsülün içinde karantina gibi tüm dünyadan izole olduklarını düşünürsek… Yalnızlaşmak bu koskoca evrende bu meslek için kaçınılmaz bir gerçek… Ve bu bakir alanda özel sektörün iştahını açacak uzay taşımacılığından, uzay tatilleri ve hatta uzay madenciliğine kadar pek çok henüz hiç dokunulmamış alanlar var.

Bu hafta konuğum bu sonsuz evrenin ve uzayın araştırmalarıyla ülkemizde de faaliyet gösteren bir bilim insanı: Astrofizikçi Dr. Selçuk Topal...

Hayat hikayesini duyunca yaptığı işe bir kez daha büyük saygı duydum. İmkansız kelimesi onun sözlüğünde yer almıyor.

Uzayın önemini anlatabilmek için popüler bilim yazıları kaleme alıyor, seminerler veriyor, TEDx konuşmaları yapıyor. Gelecek Uzayda programında hazırladığı eğlenceli astronomi videolarıyla YouTube ve diğer sosyal medya mecralarından paylaşımlar yapıyor. Ay’a inişin 50. Yılı uluslararası etkinlikleri kapsamında, MEB iş birliğiyle yürüttüğü Türkiye’deki online seminerleri 60 ülkeden 800’ü aşkın etkinlik içerisinde kendi kategorisinde Uluslararası Astronomi Birliği tarafından birincilik ödülü aldı.

İki de güzel evlat babası… Oğlu Uzay ve kızı Venüs.

“Uzayın son değil ama bir sonraki sınır olduğunu ve fethedilecek bir şey olarak değil, keşfedilecek bir yer olarak görüyorum…”

Selçuk Topal bize kendisini anlatsın şimdi…

Giresun’un küçük ilçesi Eynesil’de, yedi çocuklu bir ailenin dört numaralı çocuğu olarak dünyaya geldim. Giresun’da eğitimimi tamamladıktan sonra lisans ve yüksek lisans öğrenimimi Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri bölümünde yaptım. Devamında doktora derecemi Oxford Üniversitesi Astrofizik Bölümü’nden aldım. Bir yıl Japonya Nagoya Üniversitesi Astrofizik Bölümü’nde ziyaretçi araştırmacı olarak bulundum. Şimdi Türkiye’de akademisyen olarak görev yapıyorum.

Yaşam boyu eğitimin canlı örneğisin. Başka ilgi duyduğun alanlar var mı?

Mesela felsefeye merakım var. Felsefe üçüncü sınıf öğrencisiyim. YouTube’da Gelecek Uzayda isminde bir programım var. Diğer yandan yazmayı çok seviyorum. Okuyucu için adeta evrenin küçük bir kılavuzu olacak ilk popüler bilim kitabım Eylül ayında raflarda yerini alacak.

Bu harika bir haber. Tebrik ederim, peki çocukluğunda nasıl bir hayalin vardı?

Hayal yerine bir hedefim vardı: Okumak, başarılı olmak ve o an içinde bulunduğum sefaletten kurtulmak.            Yani, bir Anadolu çocuğunun hayaliydi benim de hayalim. Belki de tam şu an bu yazıyı okuyor o çocuk.

Çok iyi anlıyorum seni. Ailen nasıl destekledi?

Rahmetli babam dolmuş şoförüydü. Ben okumak zorundaydım çünkü başka şansım yoktu. Ne yazık ki çalışkan olmalarına rağmen birkaç kardeşim okumak istese de devam edemedi. Ekonomik koşullarımız herkesi okutmaya imkan vermedi. Sadece ben üniversite düzeyine ulaşabildim.

Benim bugünlere gelmemde ailemin istisnasız her bireyinin katkısı olmuştur. Hepsine çok teşekkür ederim. Keşke babam da iki ay daha fazla yaşayıp, İngiltere’de doktora yapmamı sağlayan bursu kazandığımı öğrenebilseydi.

Çocukken uzayla ilgili miydin?

Aslında yanlış hatırlamıyorsam 10 yaşlarındayken ilk kez meteor yağmuru gördüm ve o an kendime şu soruyu sordum: O siyah boşlukta acaba neler oluyor? Derken… Oradan yolumun Oxford’a düşmesi, Oxford astrofizik bölümünde doktora yapmam ve şimdi astronomi alanında bir uzman olarak o kozmik sonsuzluğu incelemem, ekmeğimi bu işten kazanmam bana hep çok ilginç gelmiştir.

Peki, uzay araştırmacılığı ile yaratıcılığı nasıl anlatırsın? Bilimden fazlası mıdır?

Bence yaratıcılık bir olgunun ötesini görebilmek, farklı açılardan bakabilmek, o olgunun ilk gözlenen anlamının dışındaki sayısız anlamı görebilmek ve bunu bir yolla ifade edebilmektir. Geçmişte hayal olan birçok şey şimdi gerçek oldu mesela.

Örnek verebilir misin?

Tabii… İlk insanlardan bu yana uzay insanların hep ilgisini çekmiştir. İlk insan mağarasından çıkıp gökyüzüne bakmış ve hayallere dalmış olmalıdır. Bazı eski yerleşim yerlerinin Güneş’in hareketine göre dizayn edildiğini biliyoruz.

Bunu bilmiyordum ben. Gökyüzü çok şey ifade etmiş insanlara.

Gökler hep ilham kaynağımız olmuştur. İnsanoğlunun evreni ve yaşamı ilk anlamlandırma çabasının bir ürünü olan mitoloji bu sayede ortaya çıkmış ve insan tanrıları yaratmıştır.

“Uzayın son değil ama bir sonraki sınır olduğunu ve fethedilecek bir şey olarak değil, keşfedilecek bir yer olarak görüyorum…”

Evet, gökyüzü ve tanrılar… Peki, günümüzde uzay bilimlerine gelirsek?

Uzay bilimlerine gelecek olursak birçok insan için gündelik yaşantımızın çok ötesinde bir uğraş gibi görünebilir. Ancak, uzay bilim ve teknolojileri bugün sağlıktan iletişime birçok alanda kullandığımız teknolojilerin temelini oluşturmaktadır. Yani uzay insanlığa ilham vermeye ve bizim yaratıcılığımızı güdülemeye devam etmektedir.

Peki, bilim kurgular bir zaman sonra gerçek oluyor ya, yeni bir Dünya bulmak mümkün mü?

Bence, tüm umursamazlığımıza ve kıymetini bilmememize rağmen evrende tek yaşayabileceğimiz yer burası, Dünya. Evrenin hiçbir köşesinde Dünya 2.0 bulacağımızı sanmıyorum. Gezegenimizin başka bir versiyonu yok.

Doğayı tahrip ederek, Dünya’mız insanlar yüzünden yok olabilir mi?

İnsanoğlu Dünya’yı yok edemez. 4.5 milyar yıllık tarihinde Dünya, insandan çok daha kötü şeylerle karşılaştı ve bugünlere kadar ulaştı. İnsan doğayı katlettiğinde aslında kendi türünü yok ediyor, bir nevi ayağına kurşun sıkıyor. Bunun farkında olmalıyız.

Bu çok iyiydi. İnsan dünyaya değil, kendi türünün devamlılığına zarar veriyor… Peki, kırmızı gezegen Mars?

Gelecekte Mars’ta bir yaşam kurulması planlanıyor. Elbette Mars hiçbir zaman Dünya gibi olmayacak. Ancak Mars’ın tüm o ölümcül koşullarına rağmen kapalı yaşam alanları kurulabilir. Mars’a gitme hedefi sadece Mars ile alakalı değildir. Dünya bir gün canlılığın var olması için çok çetin koşullara sahip bir gezegen halini alacak. Mars gelecekte yaşayacağımız cehennemin bir ön çalışması adeta.

Peki, evrende tek olmadığımız ortaya çıkar ve başka yaşamlar bulursak?

Dünya dışı yaşam bulursak bunun ciddi toplumsal yansımaları olacağını düşünüyorum. Örneğin, kendini evrenin biricik canlısı zanneden insanoğlu eğer ondan çok daha ileri bir uygarlık ile karşılaşırsa ne olur?

Hep daha ileri uygarlıkları düşünüyoruz, ya daha geriyse… Peki, uzaylılar, UFO’lar bizi ziyaret ediyor mu?

Henüz gezegenimizi ziyaret eden zeki ya da değil hiçbir canlı yok. Başka bir gökcisminde de canlı bulunmuş değil. Ancak ben inanıyorum ki bu yüzyıl bitmeden, çok uzaklarda değil kendi Güneş sistemimizde bir gökcisminde basit formda canlı veya canlı izleri bulunacaktır. Nitekim, hayat belki de evrendeki en inatçı şeydir. Bir kez ortaya çıktı mı onu yok etmek imkansızdır. Eğer bu yıldız sisteminde hayat oluşmuşsa sadece kendi galaksimizde bulunan milyarlarca yıldız sisteminde neden oluşmuş olmasın? Peki ya trilyonlarca diğer galaksi?

Diyorsun ki o meşhur uzaylı iddiaları doğru olabilir… Gelirler mi?

Evrenin büyüklüğünü bir nebze olsun idrak edebilen her insan bu koca boşlukta yalnız olmadığımızı düşünebilir. Ancak evrenin akıl almaz büyüklüğü tam aksi olan başka bir şeyi de işaret eder: Evrende mesafeler önemlidir. Galaksimizin görsel dalga boyundaki çapı 100.000 ışık yılıdır. Yani bir ucundan yaktığınız fenerin ışığı galaksinin diğer ucuna yüz bin yıl sonra ulaşır. Galaksimizin başka bir köşesinde, bizden daha ileri veya daha ilkel başka bir yaşam formu olabilir. Ancak kalkıp buraya gelmeleri şu anki fizik bilgimizle imkansız gibi görünüyor.

Ya UFO’lar? UFO tam olarak nedir?

UFO tanımlanamayan uçan cisim demektir, Dünya dışı yaşama ait uzay gemisi demek değildir. Yani UFO iddiaları doğrudur. Yani açıklanamayan şeyler zaman zaman görülmüştür. Ancak, gezegenimizin dışında bir yerden gelmiş zeki canlıların olduğu doğru değildir. Henüz ne gelen var ne giden…

Nasıl astronot olunur? Türkiye’den ne zaman astronot çıkar?

Astronotluğun olmazsa olmaz koşulu ülkenizin bir uzay ajansına sahip olmasıdır. Profesyonel bir astronot olmaktan bahsediyorum, uzay turisti olmaktan değil. Ve ne mutlu ki bizim de artık bir uzay ajansımız var. Böylelikle bizim ülkemizden de bir kaç yıla uzaya astronot çıkacaktır.

Peki, özel bir eğitim geçmişi aranıyorsa bunlar nedir?

Her uzay ajansında aynı olmamakla birlikte temel gereksinimleri şöyle sıralayabilirim. Temel bilimlerde veya matematikte lisans, yüksek lisans ve doktora derecesine sahip olmalılar. Zorunlu olmamakla birlikte eğer pilotluk deneyimleri varsa bu onlar için artı puan olur. Akabinde aylarca sürecek fiziksel testlere tabii tutulurlar ve temel bilim kursları alırlar. Başarılı olan adaylar uzaya çıkış için sırasını beklemeye başlar. Ve bu bekleyiş yıllarca sürebilir.

Kaç astronot uzaya çıkabildi bunca yıldır?

100 milyarı aşkın insanın yaşayıp öldüğü şu gezegende sadece 600 civarında kişinin uzaya, yani atmosferde 100 km ve üzerine, çıktığı düşünülürse uzaya gitmek öyle kolay değil. Çok zahmetli ve zaman gerektiren bir iş. Ancak imkansız değil elbette.

Uzay istasyonu nedir? Filmlerdeki gibi otellere mi benziyor? Hani artık seyahat yapılıyor ya…

Uzay istasyonu bir laboratuvardır. İçindeki her şey ile birlikte Dünya’ya doğru sürekli bir serbest düşme halinde olan ancak Dünya etrafındaki yörüngesi üzerinde bir hızı olduğu için (saatte yaklaşık 28.000 km hızla ilerler!) yeryüzünden ortalama 400 km yükseklikte bulunan bir laboratuvardır. Dünya etrafında 90 dakikada bir tur atar. Yani orada bir gün süreniz 90 dakikadır. Dünya’da yapamadığınız bazı deneyleri istasyonda yapabilirsiniz. İnsan vücudunun uzay koşullarında nasıl davrandığını incelememizi sağlar. Öyle bir ortamda bitki nasıl yetiştirilir test edilir.

Peki bu uzay istasyonlarının sayısı artacaktır değil mi?

Gelecekte uzay istasyonlarının sayısı artacak. Çin kendi uzay istasyonunu yapacak. Ay etrafında dolanan çok uluslu bir uzay istasyonu göreceğiz. Daha sonra Mars etrafında bir yörüngede dolanan bir istasyon yapılacak. Böylece insanlık adım adım Güneş Sistemi içerisinde yayılmaya devam edecek ve sürekli geliştirdiği yeni teknolojiler ile uzay koşullarına daha dayanıklı bir hale gelecek.

Uzay taşımacılığı sektörünün başlamasına ne kadar yakınız?

SpaceX şirketinin kıtalar arası hızlı ulaşımı sağlayan bir projesi var. Bu sayede hiç olmadığı kadar hızlı taşımacılık yapabilecek uçaklar görebiliriz. Daha sonra bu standart yolcu uçaklarının yerini alacaktır. Ulaşım süresinin giderek kısaldığı bir çağa doğru gidiyoruz.

Çok ilgi çekici… Ya madencilik ve değerli elementler konusunda uzay bir fırsat mı?

Kesinlikle… Ay madenciliği belki on yıl içinde gündemdeki bir diğer şey olacak. Dünya’da bazı elementler nadir bulunur ve bu elementlerin çok büyük bir çoğunluğu Çin topraklarında çıkarılır. Bu elementler akıllı telefonlardan bilgisayarlara ve tıp araç gereçlerine kadar birçok alanda hammadde olarak kullanılır.

Hammaddeler tükenince…

Evet… Nadir element rezervinin 20 yıl sonra biteceği düşünülüyor. Bu nedenle Ay nadir element arayışındaki bir diğer durak olacak. Bunlar içerisinde Helyum-3 başı çekiyor. Amerika 1967 yılında kendisinin de taraf olduğu Dış Uzay Antlaşması’nı adeta aşındırmayı ve özel şirketler vasıtasıyla Ay’da madencilik başlatmayı planlıyor. Ülkemizin de taraf olduğu 1967 antlaşmasına göre uzaydaki her gökcismi her ülkenin ortak malıdır. Örneğin, bir ülke Ay’a gidip istediği gibi madencilik yapamaz. Amerika bu kuralı özel şirketler yoluyla delmeyi planlıyor. Nitekim özel şirketleri bağlayan bir kural yok gibi görünüyor. Yani maksimum 20 yıl içinde tabiri caizse ‘uzay savaşları’ başlamış olacak.

Aman tanrım… Uzay savaşları… Sadece hammadde için mi bu?

Keşke öyle kalsa ama değil. Maden savaşlarının yanı sıra gerçek savaşları da yörüngeye taşıyacağız. Amerika Uzay Gücü ismiyle ordusunda yeni bir birim oluşturdu. Başka ülkeler de bunu yapacaktır. İnsanlık tarihi ile yaşıt savaşlar öyle görünüyor ki yakın bir gelecekte uzaya da yayılacak.

Uzay turizminin önü açılıyor…

Uzay turizmi birkaç yıl içerisinde resmen başlayabilir. Hatta Dünya etrafında yörüngede dolanan oteller görebiliriz. Bunu amaçlayan bir şirketin şişirilebilir uzay alanı teknolojisi iki yılı aşkın bir süredir uzay istasyonunda kullanılıyor. Umuyorum bizim ülkemizdeki bazı büyük şirketler de bu uzay yarışına ortak olur.

Peki, Türkiye’yi uzay araştırmaları konusunda nerede görüyorsun?

Ülkemizin uzay bilimcileri birçok alanda çalışmalarına devam etmektedir. Uzay ajansımız ise yaklaşık 1.5 yıl önce kuruldu. Henüz tam kapasite çalışmaya başlamış değil. Türkiye bu yarışa ortak olmak istiyorsa uzay ajansımız senelik minimum 500 milyon dolar bütçeye sahip olmalıdır. Bu iyi bir başlangıç olur. Mesela ABD, Rusya ve Çin’in bütçe konusunda başı çektiğini görüyoruz.

Sona gelirken… Bir bilim insanına ütopik bir hayalini soruyorum…

Doğanın kıymetini bilen, kişisel çıkarlarını genelin mutluluğundan üstün görmeyen, temel düzeyde bilim kültürü almış, konuşarak anlaşabilen insanların olduğu, hiçbir düşünce, grup veya kişinin fanatiği olmamış açık görüşlü ve ileri görüşlü bir topluma ev sahipliği yapan, sosyal medyanın kitleleri yanlış hedeflere yönlendiremediği bir gezegen hayal ediyorum. Ve bu Thomas More’un Utopia’sından daha ütopik bir beklenti biliyorum. Ben bu hayali gezegende sanırım yine astronom olurdum.

Twitter: @FlzDag
Instagram: benfilizdag