Uludere trajedisi, Fareler ve İnsanlar

Milliyet muhabiri Namık Durukan müthiş bir gazetecilik olayına imza attı.
2011 yılının sonunda, çoğu genç 34 insanımızın öldüğü Uludere’de, köylülerle “kaçağa gitti”. Uludereli köylülerle, katır sırtında Kuzey Irak’a geçti. Kaçak ticaret serüveni yaşadı. Onlarla birlikte, “ölüm yolu” olarak adlandırılan yolda yürüdü. Onlarla konuştu, fotoğraflar çekti. Uludere gerçeğini bizlere anlattı.
Tek gelirleri mazot, çay, un ve sigara ticareti olan bu insanların içinde, yine bir sürü çocuk ve genç vardı. Dahası, Uludere trajedisinden şans eseri kurtulanlar da yine aynı işi yapıyorlar ve ölüm yolunda katırlarıyla yürüyorlardı.
Ölüm yolunda yapılan bu işi, ayda 3-4 kez yaparsan 400-500 lira; 8-10 kez yaparsan 1000 lira kazanıyorsun.
Yani, insan yaşamının değeri 1000 lira. Kaçağa gitmek, ölüm yolunda yürümek, 1000 lira için.
Namık Durukan, geçen sefer şans eseri kurtulan, ama ölüm yoluna gitmeye devam eden Servet Encü’ye soruyor; “Niye?”. Encü’nün yanıtı net ve çok açıklayıcı: “Başka çarem yok.”
Ölüm yolunda hepsi korku içindeler. Ama yine de bu işi yapıyorlar: “Ekmek parası için mecburen.”
Durukan bize Uludere trajedisinin çok önemli bir boyutunu anlatıyor: Ekmek parası ve insana verilen değer.

Fareler ve İnsanlar
John Steinbeck; dünyanın gelmiş geçmiş en iyi yazarlarından biri.
Fareler ve İnsanlar; Steinbeck’in 1937’de yazdığı bir dünya klasiği.
Okumayı seven hepimizin okuduğu ve etkilendiği bir başyapıt.
Steinbeck, gerçekçilik (realism) akımı içinde yazıyor bu eseri. Realizmin en önemli örneklerinden birini bizlere sunuyor.
Eserinde, tarım işçilerini ve onların acılı hayatını anlatıyor. Gerçekçilik içinde, onların yaşadığı ve konuştuğu sert dili kullanıyor.
Steinbeck, “ekmek parasını” ve “insana verilen değeri” anlatıyor, sorguluyor.
Bu dev eser, 2013 Türkiye’sinde müstehcen diye yasaklanabiliyor; hem de devlet tarafından, hem de edebiyat ile ilgili bazı karar vericiler tarafından.
Böyle şey olabilir mi? Okuduğunu anlamayanlar, gerçekçiliği müstehcenlikle karıştıranlar ve Steinbeck’i yasaklamak cüretini gösterenler, eğitim alanında, hem de karar verici konumunda olabilirler mi?
Steinbeck’i yasaklayan bir Türkiye olabilir mi?
“Burası Türkiye” mi diyeceğiz?
Yazık.
Uludere trajedisi-Fareler ve İnsanlar; birbirlerinden çok farklı bu iki hikayenin bize verdiği önemli bir ders var. Ekmek parası, emek ve insana değer vermeyi birleştirdiğimiz zaman, yani “eşitlik-adalet-vicdan temelinde sorunlara ve süreçlere yaklaştığımız zaman”, farklı bir dünya, farklı bir Türkiye yaratabiliriz.
Kimliklerden önce, insana değer verelim.
PKK’nın silah bırakmasının, Kürt sorunun çözümünün, birlikte yaşamın ve demokrasimizi ileriye götürmenin anahtarı, ilk önce “insana değer vermek”tir.

THY müşterilerine yeterince değer veriyor mu?
Bu yazıyı Berlin’e giderken yazıyorum. THY ile uçuyorum. Son zamanlarda THY’de sıklıkla karşılaştığım bir sorunla tekrardan karşılaşıyorum.
Yemek servisi giderek kötüleştiği gibi, yemek de kalmıyor.
Görevli, “Tavuk bitti, Balık var sadece” diyor. “Balık yiyeceksiniz”.
Geçen sefer de “Köfte bitti, makarna var” denmişti.
Son iki ayda, en az altı kez bu sorunla karşılaştım.
Sürekli geç kalkan ve geç iniş yapan THY seferlerinde, şimdi de sıkllıkla kötü yemek ve “yemek tercihi bitti” sorunuyla karşılaşılıyor.
Hiçbir açıklama da yapılmıyor.
“Niye?” diye sorduğunuzda, “kusura bakmayın, yemek bitiyor işte” gibi, garip bir yanıt alıyorsunuz.
THY biletleri pahalı biletler. Bunun bir nedeni de övünülen yemek servisi.
Artık, felakete giden bir yemek servisiyle karşı karşıyayız.
Onur duyduğumuz THY’den, müşterilerine değer vermeyen bir THY’ye doğru da hızla gidiyoruz.
THY’nin, müşterilerinden aldığı yüksek paraları, reklama harcamak kadar, müşterilerine değer vermeye ve saygı göstermeye de harcaması lazım.
İnsana değer uçakta da yeterince verilmiyor.