AB-ABD-Türkiye üçgeni

Son derece yoğun bir haftayı geride bıraktık. Geçtiğimiz pazar günü bu köşede gündemin yoğunluğuna dikkat çekmiştim. Uluslararası ilişkiler müptelaları için hakikaten de ilginç, yoğun, dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Her bir toplantı bence hayati önemdeydi. Nitekim haftaya Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları toplantısıyla başladık ve AB liderler zirvesiyle noktaladık. Arada da iki gün süren NATO dışişleri bakanları toplantısı düzenlendi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da bu vesileyle hem AB dış politika yüksek temsilcisiyle, hem de ilk defa ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile yüz yüze görüşme fırsatını buldu. AB liderler zirvesi de haftayı noktalayan ve AB-ABD-Türkiye ilişkilerinde dönüm noktası niteliği taşıyabilecek olan önemli bir toplantı oldu. Kaç haftadan bu yana Ankara, AB liderler zirvesinden Türkiye lehine bir karar çıkartmak için önemli bir mesai harcadı. Yoğun bir diplomasi trafiği yaşandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AB kurumlarının liderleriyle yaptığı video konferans görüşmesi, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya ve İtalya Başbakanlarıyla gerçekleştirdiği telefon diplomasisi önemli rol oynadı. Diplomasi sahnesinin gölgesinde yapılan hamlerle de çok önemliydi. Örneğin TÜSİAD ve DEİK yöneticilerinin Gümrük Birliği’nin güncelleştirilmesi konusunda AB kurumlar nezdinde yaptıkları girişim gibi.

Erdoğan’ın hem sözcüsü hem de ‘sherpası’ olarak bilinen İbrahim Kalın’ın Alman ve Fransız meslektaşlarıyla Ankara’da yaptığı temaslar ve ABD Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Jake Sullivan’la yaptığı görüşmeler de etkili oldu. 10 Aralık 2020’de düzenlenen AB liderler zirvesinin sonuç bildirgesinde AB-Türkiye ilişkilerini Washington yönetimiyle işbirliği içerisinde ve eşgüdümünde gerçekleştirmek istediklerini dile getirilmişti. Perşembe günü düzenlenen AB liderler zirvesinin sonuç deklarasyonunda liderler zirvesinin sonuç bildirgesinde ABD’nin de parmağı ve katkısı bulunmuyor değil. Zira NATO toplantısı için Brüksel’de bulunan ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken AB dış politika yüksek temsilcisiyle görüşürken sadece ABD-AB ilişkilerini değil AB-Türkiye ilişkilerini de değerlendirdi. ABD’nin Ankara büyükelçisi David Satterfield “Türkiye ve AB arasındaki bağların güçlendirilmesini destekliyoruz. Bu hem AB, hem de ABD’nin çıkarınadır” derken Gümrük Birliği anlaşmasının yenilenmesi gerektiğini belirti ve “ABD, Türkiye AB ilişkilerinin iyileştirilmesi konusunda üzerine düşen yardımı yapmaya devam edecektir” ifadesini kullandı. Ve dediğini yaptı. ABD, Türkiye’nin Batı’dan kopmasını ve Rusya’ya yakınlaşmasını istemiyor. Türkiye’nin Avrupa kıtasına ve Batı değerlerine bağlı kalmasının bir yolu da AB ile Türkiye arasında diyalogu, işbirliğini ve ekonomik ilişkileri artırmaktan geçiyor.

AB-ABD-Türkiye üçgeni


Türkiye’nin elinde

Nitekim AB kurumlarındaki kaynaklara göre ABD’nin AB nezdinde devreye girmesi, liderlerin sonuç bildirgesinde yaptırımların fazla sert bir dille kaleme alınmamasında, Yunanistan ve Rum Kesimi’nin sert söylemlerinin törpülenmesi için Doğu Akdeniz’de azalan gerilime ve Türkiye’nin AB’ye yönelik stratejik önemine vurgu yapılmasında önemli rol oynadı. Ayrıca, Gümrük Birliği’nin güncelleştirilmesi ihtimaline de ağırlık verilmesi için üzerine düşen görevi yerine getirdi. Kuşkusuz Ankara’nın ABD’ye yönelik zeytin dalı uzatması da, Washington yönetiminin AB nezdinde ve Türkiye lehine yeniden uğraş vermesinde etkili oldu. ABD’nin Brüksel nezdindeki bu çabalarının da AB’ye herhangi bir maliyeti yok. Aksine Gümrük Birliği’nin güncelleştirilmesi Brüksel ile Ankara’nın karşılıklı yararına. ABD Türkiye ile ilişkileri yeniden tesis etmeyi hedefliyor. Türkiye de S-400 krizini çözme iradesini sergiliyor. Ayrıca ABD Türkiye’yle yaşadığı bütün sorunları tek bir torbaya koyup topluca çözmeye çalışmıyor. Aksi taktirde Ankara ile Washington arasında diyalog yolu ve işbirliği imkanı tıkanır. Her sorun kendi kulvarında çözülüp, var olan işbirliği imkânlarının da artırılması hedefleniyor. AB de Türkiye’ye yönelik olarak aynı felsefeyi paylaşıyor. Bu çerçevede AB liderlerinin sonuç deklarasyonunda Türkiye’nin AB için stratejik önem arz eden bir ülke olduğuna yönelik yazımı tesadüf değil. Düne kadar Türkiye’nin Libya, Suriye ve Yukarı Karabağ politikasını kınayan AB, bu konudaki tonunu biraz yumuşattı. Bu yumuşama ABD’nin de konuya yönelik yaklaşımın bir aynasıdır.

AB Türkiye ile terörle mücadele, iklim değişikliği ve bölgesel konularda üst düzey diyaloğu artırma arzusu da ABD’nin beklentileri dahilinde. AB liderleri ABD ile Türkiye konusunda eşgüdümü sağlamaya devam edeceklerini bildirirken, AB-Türkiye ilişkilerine ABD’nin de yeniden dahil olduğunu teyit eder nitelikte. AB’den vize muafiyetine yönelik, Ankara tam bir taahhüt elde edememiş olabilir. Fransa ve Almanya’da yapılacak olan genel seçimlerden dolayı vize muafiyetine yönelik ‘momentum’ şimdilik kaybedildi. Ancak Türkiye’nin vize muafiyetini elde etmek için eksik 6 kriteri yerine getirmesi için de kimse engel değil. Almanya Türkiye’nin stratejik önemine vurgu yaparken, Fransa da Türkiye’ye yönelik söylemlerini bir nebze yumuşattı. Haziran ayında yapılacak olan AB liderler zirvesine giden yolda hala tuzaklar, kapanlar ve engeller yok değil. Ancak sanki AB-Türkiye ilişkilerini canlandırmak için yol haritası oluştu gibi. Bundan sonra Türkiye’nin AB’de gerilime ve tepkiye neden olabilecek olan adımlardan çekinmesi halinde tuzaklar, kapanlar ve engellerin bir etkisi olmayacaktır. AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in nisan ayında Türkiye’ye yapacakları ziyaret bu açıdan son derece önemli. Haziran ayında AB liderlerinin Türkiye ile Gümrük Birliği’ni genişletmeye yönelik süreci başlatma kararı almaları çok mümkün. Bu karar Türkiye’nin elinde. Yakınlarda gerçekleşmesi beklenen Biden-Erdoğan görüşmesi ile Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde Türkiye’nin sergileyeceği tavır belirleyici olacak. AB ve ABD ile yeniden kucaklaşmak Türkiye’nin elinde ve iradesinde.