Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe’in Moskova ziyareti ile ABD Savunma Bakan Yardımcısı Elbridge Colby’nin NATO karargâhındaki temasları, küresel siyasette yaz rehavetinin sona erdiğini gösteriyor.
Gövde gösterisine dönüşen ziyaret
Ratcliffe’in Moskova seyahatinin içeriğine değinmeden önce, usule ilişkin bazı unsurlara dikkat çekmek gerekiyor. Dış istihbarat başkanlarının üçüncü ülkelere düzenledikleri ziyaretler genellikle gizli tutulur. Oysa Ratcliffe’i taşıyan askeri uçağın Moskova’ya inişi açıkça kaydedildi. ABD, CIA Direktörü’nün bu kritik temasını adeta davul zurnayla tüm dünyaya ilan etme ihtiyacı duydu.
İkinci konu ise doğrudan içerikle ilgili. Rusya’nın bir NATO üyesine yönelik ‘harekât’ hazırlığında olduğuna dair istihbarat alan ABD, Moskova’yı bu emellerinden caydırmaya çalıştı. Bu girişim ABD için bir ilk değil. 2021’de dönemin CIA Direktörü William Burns, Rusya’nın
Başlığın, hangi konuyu ele alacağımın ipucunu vermediğini kabul ederim. Ancak yazının dibacesini okuyarak nereye gelmeye çalıştığımı ve hangi konuya dikkat çekmek istediğimi kolaylıkla sezeceksiniz. Yaz tatilini fırsat bilip yıl içerisinde okuyamadığım makaleleri deniz kenarında değerlendirdim. Bu yaz okumaları esnasında, Fransız haftalık *L’Express* dergisinde Harvard Hukuk Fakültesi mezunu deneme yazarı Jérémie Gallon’un bir makalesine rastladım. Fransa ile Almanya arasında yaşanan ayrışmayı mercek altına alan Gallon, ülkelerin ulusal düzeydeki yetersizliklerini komşunun davranışlarına yükleme eğiliminde olduklarına vurgu yapıyor.
Paris ve Berlin’in 5. nesil savaş uçağı konusundaki anlaşmazlığından yola çıkan Gallon, Fransa’nın ulusal düzeyde yaşadığı başarısızlıklar konusunda ağırlıklı olarak Almanya’yı suçladığını; keza Almanya’nın da ekonomi alanındaki birçok başarısızlığın faturasını Fransa’ya keserek suçu Paris’e yüklemeye alıştığını vurguluyor. Dolayısıyla son 15 yıldan bu yana Paris-Berlin ekseninde işler iyi gitmiyor.
Görünürde, Avrupa Birliği’nin (AB) başkenti Brüksel’i tatil rehaveti sardı. Yakıcı bir sıcaklık hakim. Mevsim normallerinin çok üzerinde seyreden termometrelerden dolayı insanlar evlerinde adeta pişiyor. Bu durum, Avrupa ülkelerinde çeşitli dönemlerde koalisyon ortağı olan Yeşiller partisinin politikalarından da kaynaklanmıyor değil. Aşırı derece yalıtılmış evler, mevsim dışı sıcaklıklarda ısındığı zaman bir türlü soğumuyor.
Konumuza dönecek olursak, bu yaz rehavetinde hafta içinde NATO Kuzey Atlantik Konseyi büyükelçiler düzeyinde toplandı. Konsey, Rusya’nın Romanya ve Polonya hava sahasını ihlalini kınarken Ukrayna’nın hava savunma sisteminin güçlendirilmesi konusunda taahhüdünü yeniledi.
Brüksel’deki yaz rehavetine rağmen NATO ve AB nezdinde izlenen en dikkat çekici konu, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Elbridge Colby’nin Manila’da yaptığı konuşma oldu. Pentagon’un Siyaset Planlamasından Sorumlu Müsteşarı Colby’nin, Filipinler’in başkentinde Stratbase ADR Institute isimli
Konu bir süredir gündemdeydi. NATO’nun önde gelen ülkelerinin askerî istihbarat yetkilileri, geçen Haziran ayında Brüksel’de düzenlenen NATO Savunma Bakanları toplantısında bu ihtimali dile getirmeye başlamışlardı. Ankara’da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi’nin marjında da konu yeniden gündeme getirildi. Olay nihayet resmiyet kazandı. The Wall Street Journal, cuma günü Amerikan istihbarat kuruluşlarına dayandırdığı haberinde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önümüzdeki dönemde NATO içerisindeki dayanışmayı sınamaya yönelik eylemlerde bulunabileceği olasılığını gündeme taşıdı. Bu değerlendirme, Belçika, Almanya, Fransa, Danimarka, Polonya, Estonya ve Finlandiya istihbarat birimlerinin iki yıldır zaman zaman temkinli biçimde dile getirdiği senaryoyu teyit eder nitelikte. ABD istihbarat kurumlarının da bu ihtimali ilk kez olası bir senaryo olarak değerlendirdiği belirtiliyor.
Washington, Vladimir Putin’in NATO’nun kararlılığını sınamaya çalışabileceği olasılığını inandırıcı buluyor. Ancak bu varsayım, İttifak’la
Bir pazar yazısı olarak başlık oldukça alakasız gelebilir. Kabul ederim. Savunma sanayii ile 1970 yılında Ay’a gidecek olan ve başarısız olan Apollo 13 NASA görevi arasında nasıl bir ilinti bulunabildiğinin sorgulanması doğaldır; hemen açıklayayım. Malum, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Batı Avrupa ülkelerinde refah devleti politikaları uygulandı. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin meyvelerinden istifade eden Batı Avrupa ülkeleri, savaşın bir daha çıkmayacağı düşüncesine kapılarak hem ordularını küçülttüler hem de savunma sanayine yönelik üretim kapasitelerini çok ciddi ölçüde düşürdüler.
Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesi Batı Avrupa ülkeleri için bir alarm çanı olarak kulaklarında çınlamasa bile, Moskova’nın sekiz yıl sonra Ukrayna’yı işgal etme çabası Avrupalılar üzerinde bir alarm değil, bir balyoz etkisi yarattı. Seferberlik ilan eden Avrupa ülkeleri, kendilerini savunabilecek imkân ve yetenek geliştirme peşine düştüler. Ukrayna’yı silahlandırma
‘Elmaslar ölümsüzdür’ sorusuna bilim, fizik ve iktisat kuralları “hayır” yanıtını veriyor. Ancak kuşkusuz elmas, sonsuza dek sürecek tartışmaların daimi aktörüdür. Geçmişte Fransa’nın eski cumhurbaşkanı ve Türkiye ‘dostu’ Valéry Giscard d’Estaing’e, Orta Afrika Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Bokassa tarafından hediye edilen elmaslar epey mürekkep akıtmıştı. Fransız Devrimi öncesinde de dünya edebiyatında yer alan Marie Antoinette ve onun yakını maceraperest Madame de La Motte skandalı hafızalardadır. La Motte, Kardinal de Rohan’ı aldatarak Antoinette’in gizlice elmastan bir kolye satın almak istediğini bildirir. Rohan da borçlanarak 647 (ya da 674) elmastan oluşan, toplam 2800 karatlık bir kolye satın alır. La Motte kolyeyi parça parça satarak dev bir skandala imza attığında takvimler 1785 yılını gösteriyordu.
Yıl 2026; dünya yine bir elmas skandalıyla çalkalanıyor. Belçika’nın Anvers kenti, dünya elmas borsasının merkezi. Son dönemde sentetik elmaslar ve sertifika sahteciliğiyle boğuşan
Bu pazar sizlere renkli ve neşeli bir yazı yazmak niyetindeydim. Brüksel’in bir anda bastıran kavurucu sıcaklarını, ardından göğün o tanıdık kurşuni örtüsüne teslim oluşunu anlatacaktım. Arnavut kaldırımlarında yankılanan adımları, kafelerden yükselen kahkahaları, kahve fincanlarından süzülen buharı… Gent’te Tinder’ın arkasındaki “aşkı algoritmaya döken” zeki ama biraz çılgın Belçikalıları, Anvers’teki zarif ve biraz da nostaljik yelkenli yarışlarını yazacaktım. Hatta yaklaşan Tomorrowland’i. Fakat Avrupa Birliği gündemi, her zamanki maharetiyle, pazar keyfini bir kez daha gölgelemeyi başardı.
Göç korkusu, seçim gerçeği
AB ülkelerinde yasadışı göç meselesi, kamuoyunda giderek büyüyen bir huzursuzluk yaratıyor. Belçika’dan Almanya’ya, Fransa’dan Hollanda’ya kadar siyasetçiler “kontrol bizde” mesajı vermeye çalışıyor. Ancak sandık, bu mesajı pek satın almış görünmüyor. Fransa’da Marine Le Pen önde; Almanya’da AfD,
Kıbrıs sorununun çözüm sürecine ilişkin New York ve Brüksel’de dikkat çeken gelişmeler yaşanıyor. Henüz tam anlamıyla umut verici olmasa da, ihtiyatlı iyimserliği besleyen üç önemli adım gündeme geldi.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Kıbrıs müzakerelerini yeniden başlatma niyetini açıkça ortaya koydu. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen (VDL) ile yaptığı telefon görüşmesinde, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in müzakereleri başlatmak üzere bir hedef çerçeve ve metodoloji hazırladığını aktardı. VDL de, AB’nin Kıbrıs sorununun çözüm fırsatını değerlendirmeye kararlı olduğunu belirtip süreci destekleyeceğini, önümüzdeki dönemde çözüm yönünde olumlu gelişmeler beklediğini ifade etti.
AB müktesebatı vurgusu
VDL, sosyal medyada yaptığı açıklamada, bulunacak çözümün AB müktesebatıyla uyumlu olması gerektiğini vurguladı. Oysa geçmişte AB, tarafların yaratıcı formüller geliştirmesine imkân tanımış ve