Danimarka ve AB savunma politikası

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş, uluslararası ilişkiler, dış politika ve savunma alanında kalıcı birçok değişikliğe neden oluyor sanki. Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmalarına rağmen güvenlik açığını telafi etmek isteyen Finlandiya ile İsveç, NATO üyeliğine hazırlanıyor. Bu sayede iki ülke sadece AB’nin değil, aynı zamanda NATO’nun ve dolayısıyla ABD, Türkiye, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerin güvenlik şemsiyesine de dahil olmuş olacak.

Hem AB hem de NATO üyesi olan Danimarka, kendi isteğiyle 30 yıldır AB’nin güvenlik mimarisinin dışında yer almıştı. Hatırlanacağı üzere Danimarka’da halk, 1992’de Maastricht Anlaşması’nı referandumda reddetmişti. Edinburgh Anlaşması gereği Kopenhag, AB’ye üye olmasına rağmen ortak para birimi euro ve kısa adı “ODGP” olan Ortak Dış ve Güvenlik Politikaları gibi konulara katılmama hakkına sahip olmuştu. Ancak Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş, Danimarka’yı da etkiledi. Başbakan Mette Frederiksen, ülkesinin AB’nin güvenlik politikalarında yer alması ve bu konudaki istisnaya son vermesi için referandum düzenledi. 4.3 milyon Danimarkalı seçmenin üçte ikisi, ülkelerinin AB’nin savunma politikalarında yer alması için 1 Haziran’da “Evet” oyu kullandı. Bu çerçevede Rusya’nın Ukrayna hamlesi hem NATO’yu güçlendirdi hem de AB’nin güvenlik politikalarını pekiştirdi.

Değişik dinamikler

Düne kadar NATO içerisinde pek de AB’nin dümen suyuna  gitmeyen Danimarka’nın, İttifak nezdindeki politikası değişir mi bilinmez ancak İskandinav ülkelerin hepsi hem AB hem de NATO üyesi olmuş olacak. Baltık ülkeleriyle birlikte İskandinav ülkelerinin savunma ve güvenlik konusundaki politikaları, sözleri de NATO ve AB nezdinde daha fazla ağırlık kazanacak.

AB içerisinde ağırlık merkezinin, Paris-Berlin ekseninden Kuzey ülkelerine kayma ihtimalini dile getirmek için henüz çok erken. Buna karşılık, İskandinav ve Baltık ülkelerinin Rusya gibi bir tehdide karşı Doğu Avrupa ülkeleriyle ortak hareket etmelerinin beklenmesi son derece doğal. Danimarka, Finlandiya ve İsveç’in bu hamleleri, AB’yi, ABD’ye daha yakın mı kılacak, yoksa NATO içerisinde AB’ye daha yakın bir çizgi mi izlenecek tam belli değil? AB ve NATO nezdinde yaşanan bu konsolidasyon sürecinin etkilerini zaman gösterecek ancak değişik dinamiklere gebe olduğu kesin.

Danimarka ve AB savunma politikası

‘Efsane’ Merkel’e eleştiri okları

Almanya’da büyük bir tartışma sürüyor. Zira basında, Almanya’nın enerji konusunda Rusya’ya bağımlı olmasına neden olan politikalar ve siyasiler hedef tahtasında.

24 Şubat’ta başlayan savaşta oldukça pasif tutum sergileyen, Ukrayna’ya silah göndermekte direnen Şansölye Olaf Scholz, eleştirilen isimlerin başında yer alıyor. Scholz’la birlikte eleştirilen bir başka isim de, dünün efsanevi lideri, ülkenin eski şansölyesi Angela Merkel. 16 yıllık iktidarı boyunca bu denli hunharca eleştirilmeyen Merkel, Avrupa’da dünya politikasını şekillendiren lider olarak anılıyordu. Ancak Merkel’in iktidarı sona erdi, kendisi de köşesine çekildi. İktidardaki 16 yılının muhasebesi de soğukkanlılıkla yapılmaya başlandı.

Almanya’nın doğalgaz konusunda Rusya’ya bu denli fazla bağımlı olmasının sebebi, Merkel döneminde Rusya’yla yapılan anlaşmalar. Almanya’nın alternatif enerji kaynağı oluşturmadan nükleer enerjiye son verme kararını alan kişi de yine Merkel’di. 2008 yılında Bükreş’te düzenlenen NATO Zirvesi’nde Ukrayna’ya adaylık statüsü verilmemesi için dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile birlikte zirvenin sonuç bildirisini doğrudan ABD Başkanı George Bush’la müzakere edip kaleme alan kişi yine Merkel...

Suskunluğunu bozdu

Merkel’in uzun süre “örtbas” edilen hataları, Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaş, AB’nin Almanya yüzünden bir türlü doğalgaz ambargosunu karara bağlayamaması, enerji fiyatlarının artması gibi konularla bir bir su yüzüne çıkıyor. Öyle ki koltuğu devrettiği günden bu yana sessizliğe bürünen Merkel, Alman Sendikalar Birliği eski Başkanı Reiner Hoffman’ın veda töreninde sessizliğini bozdu. Rusya’yı ağır bir dille eleştiren Merkel, “...Rusya’nın uluslararası hukuku çok açık bir biçimde ayaklar altına almasına değinmeden yapamam. Ben, Rusya tarafından saldırıya uğrayan, kendisini savunma hakkına sahip olan Ukrayna’nın yanındayım” dedi.

Merkel, bu açıklamasıyla Rusya’nın politikalarını desteklemediğini ve Rusyacı olmadığını göstermek istedi. Ancak eleştirileri bertaraf edecek bir açıklamada da bulunamadı. Aslında Almanya, uzun süre “diyagram” görünümlü bencil bir politika izlemedi değil. Zira AB nezdinde sadece Almanya’ya yararı olan politikaları destekledi. Sair politikaların hiçbirine icazet vermedi. Fransa, Belçika, Hollanda veya zaman zaman Yunanistan’da bulunan makul isimler tarafından üstü örtülü bir şekilde eleştirildi. Fransız iş dünyası da, Alman iş dünyasının enerji politikasını kapalı kapılar ardından eleştirdi ancak fazla da dillendiremedi. Zira Fransa ile Almanya arasında hassas bir denge var. Fransa’da tarihi sebeplerden dolayı Almanya yüksek sesle fazla eleştirilemez. Almanya da bu durumu biraz suiistimal etti tabii.

Ancak gelinen noktada, Ukrayna-Rusya savaşını kazanabilmek için, Almanya’nın da artık ödün vermesi ve fedakarlıkta bulunması, yanlış politikalarından dönmesi ve NATO ile AB’ye üye tüm ülkelerin çıkarları doğrultusunda karar alması, adım atması gerekiyor.

Danimarka ve AB savunma politikası

EPP’ye ‘ilginç’ genel sekreter

Avrupa Hristiyan Demokratlar Partisi (EPP), 1-2 Haziran’da Hollanda’nın Rotterdam kentinde 27. parti kongresini gerçekleştirdi. Bavaryalı Alman Hristiyan Sosyalist lider Manfred Weber’in başkanlık ettiği parti, yeni bir genel sekreter seçti. Donald Tusk’ın, ülkesi Polonya’ya dönmesiyle birlikte parti başkanlığını ele geçiren Manfred Weber, her fırsatta parti içerisindeki kilit noktalara adamlarını yerleştiriyor.

Bu çerçevede parti genel sekreterliğine Antonio Lopez İsturiz’in yerine, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in AB ve ABD başdanışmanı olarak Brüksel’de görev yapan Thanasis Bakolas’ı seçtiren Weber, parti içerisindeki konumunu da biraz daha pekiştirmiş oldu. Ancak Bakolas’ın seçimi parti içerisinde de eleştiri konusu oldu. Zira eski Almanya şansölyesi Angela Merkel’in partisi CDU’nun Almanya’da seçimleri kaybetmesiyle birlikte, AB’ye üye 27 ülkede Hristiyan Demokrat lider sayısı 7 ile sınırlı.

EPP’nin sair üyeleri Weber’i, partiyi Alman CDU’nun çizgisine çekmekle itham ediyor. Weber ise partisinin “yeni çizgisi” sayesinde 2023 yılında Finlandiya, İspanya, Yunanistan ve Polonya’da yapılacak seçimleri zaferle sonuçlandıracağını düşünüyor.

Bakolas’ın EPP’nin genel sekreteri olarak seçilmesi ise, Türkiye açısından oldukça olumsuz. Zira Bakolas’ın Türkiye-AB ilişkilerine pek sıcak bakmadığı biliniyor. Yunanistan Başbakanı’nın AB ve NATO kurumları nezdinde mübalağa dolu Türkiye eleştirilerinin de fikir babası olarak biliniyor. Türkiye’nin Alman CDU veya AB’deki EPP ile ilişkileri hiçbir zaman iyi olmadı. Bakolas’ın bu göreve gelmiş olmasının da Hristiyan Demokratların AB nezdinde çoğunluğu elde etmeleri halinde hayra alamet olmayacağı kesin.

Danimarka ve AB savunma politikası