NATO’nun Ukrayna ve Rusya ikilemi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna-Rusya sınırına dev bir askeri yığınak gerçekleştiriyor. Açık kaynaklar ile NATO’ya üye ülkelerin askeri değerlendirme raporlarına göre Rusya ilk bahardan bu yana Ukrayna sınırına asker sevkiyatı gerçekleştiriyor. An itibariyle en az yüz bin Rus askerinin bölgeye sevk edildiği belirtiliyor. Uydu görüntüleri ile bölgede uçan uçaklardan elde edilen bilgiler de sayıyı teyit ediyor. Rusya, bölgeye sadece asker sevk etmedi; ağır mühimmat, elektronik harp gereçleri, hava savunma sistemleri de gönderdi. Yetmedi yedek subaylarla yedek askerler de hizmete çağırıldılar.

NATO’ya üye ülkeler de haftalardan beri İttifak’ın Rusya’ya karşı sergilemesi gereken tutumu tartışıyor. 30 Kasım ve 1 Aralık tarihlerinde Letonya’nın başkenti Riga’da toplanacak olan NATO dışişleri bakanları Ukrayna’nın Rusya tarafından saldırıya uğraması halinde alınacak önlemleri görüşecekler.

NATO’nun Ukrayna ve Rusya ikilemi

2008 yılında Romanya’nın başkenti Bükreş’te düzenlenen NATO zirvesinden bu yana Moskova yönetimi İttifak’a yönelik olarak saldırgan tavrını ciddi oranda artırdı. Malum dönemin NATO genel sekreteri Jaap de Hoop Schaeffer zirvenin sonu bildirgesinde İttifak'ın genişlemesi ve Ukrayna ve Gürcistan’a yönelik, müttefikleri memnun edecek yazım konusunda uzlaşı sağlayamamıştı. Zirvenin sonuç bildirgesinin o bölümleri de doğrudan ABD başkanı George Bush, Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel tarafından kaleme alınmıştı. Ukrayna öngörülebilir bir gelecekte NATO’ya üye olmayacak. Ancak müttefikler Rusya’ya karşı Kiev yönetiminin NATO’ya bir gün üye olabileceği izlenimi yaratan bir ifadeye yer verdiler. Rusya’nın da NATO’ya karşı saldırganlığının artması bu sebepten dolayı. Hoş, bu konu olmasaydı, Moskova yönetimi başka bir gerekçe bulurdu. Ardından 2011 yılında ABD ve Fransa’nın önderliğinde Libya’ya düzenlenen hava harekâtında Rusya, aldatıldığını düşünüyor. Zira BM Güvenlik Konseyi’nin 1973 numaraları kararına yeşil ışık yakan Moskova, ABD, Fransa ve İngiltere önderliğinde Libya lideri Kaddafi’nin iktidarına son verecek olan askeri harekata da yeşil ışık yakmış oldu. Üstelik harekatta yer almadı.

2008 yılından bu yana NATO’nun önemli ülkelerinden ABD, Fransa, Almanya, İngiltere ve İtalya’nın önde gelen askeri yetkilileri, sıklıkla bir hususun altını çizdiler: NATO üyesi ülkelerin askerleri Ukrayna için ölmeye hazır değiller. Bunu aslında Ukraynalı yöneticiler ve siyasiler de biliyor, Moskova da. Rusya’nın Ukrayna sınırına rahatlıkla asker yığması da bu sebepten dolayı. İstihbarat birimleri, Rusya’nın yıl sonuna kadar askeri yığınağını tamamlayacağını dile getiriyorlar. Riga’da yapılacak olan NATO dışişleri bakanları toplantısında 'İttifak Rusya’ya karşı bölünmeden kararlı bir tutum sergileyebilecek mi' sorusuna yanıt verecekler. Aslında NATO’nun Rusya’ya cevap verecek ve Moskova’yı caydıracak ekonomik, diplomatik, siyasi ve teknolojik imkân ve yeteneği var. Önemli olan her zaman olduğu üzere siyasi irade.

AB’nin 5. dalga sınavı

Avrupa Birliği (AB) her hafta yeni bir sınavla karşı karşıya. Geçtiğimiz hafta sınavın konusu Belarus idi. Bu hafta ise, sınavımızın konusu Kovid-19 salgını ve 5’inci dalga. Malum AB’ye üye ülkeler arasında 5’inci dalganın gelip gelmeyeceği tartışılıyordu. An itibariyle AB Kovid’in yeniden odak merkezi haline geldi. Virüsün bulaşma oranı yine yükselişte. Günlük vaka sayıları hızla artıyor. Hastanelerde de doluluk oranı çok yükseldi. Aşısız olan kişiler de virüsün hızla bulaşmasına neden oluyor Avusturya’nın almış olduğu radikal önlemler de aşısızların aşılanmasına pek de neden olmadı. Pandeminin başlangıç tarihinden bu yana neredeyse iki yıl geçti. Ancak henüz hiçbir ders alınamadı. Hükümetler özgürlük, ekonomik canlılık ve kısıtlamalar arasında gidip geliyorlar. Orta ve uzun vadeli bir planlama yapan pek yok. İlk dalgada Almanya ve Hollanda örnek ülke olarak gösterilmişti. Almanya’da ölü sayısı düşük, hastanelerin doluluk oranında da bir sorun yaşanmamıştı. Hollanda da toplu bağışıklığa başvurarak ‘liberal’ bir politika sayesinde krize çözüm bulan örnek ülkeler kategorisinde idi. Gelinen noktada AB içerisinde âdem-i merkeziyetçi ve federal bir yapıya sahip Almanya örnek olmaktan çıktı. Merkezi yönetime sahip olan Fransa veya İtalya misal teşkil ediyor. Hollanda, Belçika, Almanya gibi ülkeler hızla kapanmaya doğru gidiyor. Avusturya tam kapandı. AB ülkelerinde tedarik ve aşı sıkıntısı yok. Ancak 5’inci dalgaya rağmen, hala 27 ülke arasında kamu sağlığı konusunda ortak bir tutumun belirlenememesi son derece düşündürücü.

Johnson-Macron ve söz düellosu

Büyük Britanya ile Fransa arasında ipler yine gerildi. NATO üyesi iki ülkenin liderleri arasında önce balıkçılık konusunda derin görüş ayrılıkları yaşandı. Şimdilerde ise ayrılık, Fransa’dan İngiltere’ye yasadışı yollardan geçmeye çalışan göçmenlerden kaynaklanıyor. AB’den çıktığından bu yana bir türlü umduğunu bulamayan ve komşu ülkeleriyle gerilim yaşayan İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile ‘İngiliz centilmenliğine’ yakışmayan, diplomatik nezaketleri bir hayli aşan tavırlar sergiliyor.

NATO’nun Ukrayna ve Rusya ikilemi

Johnson kaçak göçmen krizini engellemek amacıyla Macron’a bir mektup gönderdi. Ancak mektup Macron’un eline ulaşmadan Johnson tarafından Twitter’daki resmi hesabından yayınlandı. Johnson iç politikada zor durumda. Hafta başında İngiltere iş dünyası temsilcileri önünde sergilediği kötü performans kimsenin dikkatinden kaçmadı. Hatırlanacağı üzere, Brexit’çiler, yani İngiltere’nin AB’den çıkması gerektiğini savunanlar, ülkelerinin sınırlarının kontrolüne yeniden hakim olup, göçmen akınına son verip, ekonomilerine de AB’den bağımsız bir şekilde daha büyük bir canlılık getirmeyi hedefliyorlardı. Fransa’dan İngiltere’ye yasadışı yollarla akın etmeye çalışan göçmenler aslında şunu gösterdi: AB’den çıkmasına rağmen İngiltere, hala sınırlarına hâkim değil. Ayrıca göçmen akınını da durduramadı. Ülkede halkın sadece 6’da biri Brexit’in başarılı olduğunu düşünüyor. Brexit’çilerin oranı da %30’a düşmüş durumda. İngiltere, Fransa’yla sorununu ikili düzeyde çözme çabasında. Fransız balıkçıların haklarından vazgeçen Macron ise konuyu AB platformuna çekme çabasında. Zira Fransa’ya yönelik destek cephesini genişletmeye çalışıyor.

Önümüzdeki nisan ayında cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı Fransa’da adayların gündemindeki ilk madde de yasadışı göçle mücadele. Ancak Fransa’nın asıl sorunu göçmenler değil. Asıl sorun işsizlik, büyüme ve devlet hakimiyetindeki kurumları yeniden işlevsel hale getirebilmek için, öğretmen, adli personel, sağlık personeli, ordu, güvenlik güçleri gibi kurumlara yatırım yapmak. Afganistan, Libya, Irak veya Orta Afrika’dan kah yürüyerek, kah savaşlardan geçerek Fransa’ya kadar gelen sığınmacıların Fransa yerine İngiltere’ye gitmeye çalışıyor olmaları, Fransız kanaat önderlerini biraz düşündürmesi gerekiyor. Anlaşılan göçmenler için Fransa, o kadar da çekici değil. Oysa Fransa’daki ‘marjinal’ adaylar dışında, kazanma şansı olan 4 adayın dilindeki en önemli vaat göçmenlerle mücadele. İlginç...

DİĞER YENİ YAZILAR