60’ından sonra Harvard’lı...

Ali Rıza Bozkurt Boston’da vefat etti. Neden Boston’da?

Çünkü Boston’daki dünyanın en saygın üniversitelerinden Harvard’da anayasa doktorası yapıyordu. Tez konusu
“Başkanlık Sistemi...”

Bunu Türkçeye çevirmiş, kitap olarak yayımlamıştı. “Bunun neresi ilginç?” diye düşünüyor olabilirsiniz. Haklısınız.

...................

Ancak... Ali Rıza Bozkurt’un “mühendis” olduğunu... “Türkiye’nin yurt dışında büyük inşaat işleri alan ilk müteahhitlerinden biri olduğunu ve hatta Mekke’de çok önemli ve duyarlı bir onarım işinin de güvenilir kişiliği nedeniyle ona verildiğini” söylesem...

“New York’ta lüks bir konutunun, Ankara’da büyük bir evinin, İstanbul Boğazı’nda yalısının olmasına karşın Boston’da bir oda bir salon stüdyoda oturduğunu, her sabah düzenli olarak Harvard Üniversitesi’ndeki derslere gittiğini” söylesem...

Herhalde “Boston’da vefat ettiğini” yazma nedenimi anlatmış olabilirim.

.....................

Ali Rıza Bozkurt Türkiye’de “Başkanlık Sistemi’ni ilk savunanlardan” biriydi.

Ama... ABD Başkanlık Sistemi
dahil dünyadaki bütün örnekleri irdeleyerek, eleştirerek,
olması gereken sistemi ayrıntılarıyla önererek...

60 yaşından sonra kendini iş hayatından emekliye ayırmıştı.

Hukukun insanlığın temel değeri olduğu inancıyla anayasa hukukuna odaklanmıştı.

Eşiyle birlikte Boston’daki bir oda bir salon mütevazı apartman dairesinde bütün kış ayları boyunca kitapları arasında yaşıyordu.

Bir de Anadolu çocuğu olarak bağlama çalarak, türküler söyleyerek sılada memleketini hissederdi.

Ailesine ve dostlarına başsağlığı diliyorum.

Üzerine ışıklar yağsın...

Bozkurt, neşe dolu, filozof bir dosttu.

19. GECCE

Kenan Erçetingöz’ün kurduğu Gecce’nin “mekân ödülleri” 18 yıldır aralıksız sürüyor.

Bir yere gelmek kadar hatta daha fazla önemli olan, o yerde kalabilmektir.

Gecce bunu -üstelik- her yıl üstüne koyarak gerçekleştiriyor.

Ayrıca... Gurme kulüp üyeleri başta İstanbul, Türkiye’nin mekânlarını derecelendiriyor.

Kış ve yaz sezonları için ayrı ayrı Gecce mekân rehberleri yayımlanmakta.

SwissHotel Bosphorus’un ilk Türk Genel Müdürü Uğur Talayhan, kendisinin de üyesi olduğu “Gecce Gourmet Club”a otelin giriş katındaki “Gabbro”da bir davet düzenledi.

SwissHotel Bosphorus’un mutfağının başındaki ilk Türk Ali Şef de müthiş lezzetler sundu.

Gecce’nin “19. Mekân Ödülleri” daveti de SwissHotel Bosphorus’ta Şubat 2019’da gerçekleşecek.

Sürprizlerin de olacağı kalite çıtası yükseklerde bir gece daha.

60’ından sonra Harvard’lı...

60’ından sonra Harvard’lı...

ANDREA ŞEF VE TRÜF...

Nişantaşı “Galvin”de salı ve çarşamba geceleri İtalyan şef Andrea Constantini “konuk şefti.”

Andrea Constantini büyük şef Bruno Barbieri ile çalıştı. Çağdaş İtalyan mutfağının gözde temsilcilerinden.

Sunduğu lezzetlerin özelliği
“trüf mantarlı” olmasıydı.

Eylül ve ekim İtalya ve Fransa ormanlarında “trüf toplama” aylarıdır.

Yakın zamanlara kadar toplayıcılar domuzları kullanırdı.

Domuzlar, koklayarak ağaçların toprak altında kalan katmanlarındaki trüf mantarlarını bulabiliyorlar. Dişledikleri de oluyor.

Ancak bir süredir iyi yetiştirilmiş köpekler aldı domuzların yerini. İnançları domuza karşı olan dinlerin mensupları böylece trüf tüketicisi oldular.

........................

"Galvin'in bir sürprizi de gecenin ortalarında ansızın yankılanmaya başlayan popüler opera parçaları...

İstanbul Operası’ndan tenor Bahadır Özkoca gerçekten müthişti.

Teşekkürler Dialog Medya-Serpil Ercan.

60’ından sonra Harvard’lı...

Gecce Gourmet Club üyelerine Swissotel Bosphorus Genel Müdürü Uğur Tanaltay’ın davetindeyiz. Otel mutfağının ilk Türk patronu Ali Şef’in lezzetleriyle fotoğraf pozu.Konuk şef Andrea Constantini’yi tebrik ediyorum (üstte). Gene şef kılığında tenor Bahadır Özkoca ile birlikteyiz.

60’ından sonra Harvard’lı...

Duayen sanatçımız Haldun Dormen ile müzik yolculuğunda büyük sıçramalar yapan Simge Sağın Şeffaf Oda’da konuklarım. Daha önce iki kez bir haber kanalı oluşunun gereği canlı yayına geçen CNNTürk’te bu programı yayınlayamadık. Bir zorunluluk olmadıkça bugün saat 11.05’te konuklarım ve ben sizi bekliyor olacağız.

FATİH AYDIN’DAN SERENAT

Serenat, genellikle, açık havada sevgi duyulan birine “küçük konser” anlamında algılanır.

Fatih Aydın’ın Serenat’ı bu anlam ve algının ötesinde...

17 şarkıdan oluşuyor. Üstelik tüm şarkıların söz ve müziği Fatih Aydın imzalı.

Birçok değerli müzisyenin yanı sıra albümde “İstanbul Opera ve Senfoni Orkestrası” da yer alıyor.

Evet, Fatih Aydın’ın yeni albümü “Seranat” raflarda...

Şimdiden sosyal medyada sıkça paylaşılıyor.

Fatih Aydın’ın sesinde derinlik kazandıran bir iç ses daha var gibi...

Şarkılar sizi çekip, alıp götürüyor.

Hüzünlendiriyor, bazen acıtıyor ama onun şarkılarında umut da var.

...........................

Türk müziğine çok farklı bir soluk getiren “Şiirden Şarkılar” ve “45’lik Şarkılar” albümleri ile dikkat çekmişti Fatih Aydın.

“Serenat albümü”nü ise “Türkiye’nin zengin müzik kültürünün, zengin bir senfonik altyapıyla geleceğe taşınması” şeklinde özetliyor.

Albüm, gerçekten farklı müzik kültürlerini harmanlıyor. Albümün müzik direktörlüğünü Türkiye’nin önde gelen müzisyenlerinden Osman İşmen ve Çağrı Kodamanoğlu yapmış.

Yapım şirketi ise DMC.

Albüm fotoğrafları da Mehmet Turgut’tan...

Bu çalışma için ustalar buluşması da diyebiliriz.

Daha önceki albümlerinde Floransa’dan Cape Town’a kadar uzanan bir “klip yolculuğu” yapmıştı. “Serenat”la da dünyanın en güzel şehirlerini müzikseverlerle buluşturacak.

Yolu açık olsun...

60’ından sonra Harvard’lı...

İş adamı Fatih Aydın son albümüyle sanatta da başarılı.