Adaletin bu mu dünya?

Dünyada para ve demokrasi “Adaletin bu mu dünya?” dedirtiyor.

Zenginlerin daha da Karun’laştığı bir dünya.

Yerkürede demokrasinin de sayıları azalmakta olan adacıklara dönüştüğü süreçteyiz.

Mutlak eşitlik bir ütopya.

Ama...

Distopyaya da mahkûm olmamalı insanlık.

Ayrıca zenginler arasında da uçurumlar var.

ŞALOM gazetesinde dünyanın en zengin ilk 10 ismi arasında bir karşılaştırma yapılmış.

İlk sırada Amazon’un kurucusu Jeff Bezos...

Gerçi dönemsel olarak Tesla’nın kurucusu Elon Musk borsa performansıyla öne fırlamış gibi görünüyor ama şimdilik kalıcı olan Jeff Bezos...

Bilinen serveti 147 milyar dolar.

Dünya ikincisi Bill Gates’in serveti ise 103 milyar dolar.

Yani...

Dünya ikincisinin kasası birincisinin yüzde 71’i kadar dolu.

Sıralamanın 10. sırasında Wallmart’ın patronu Jim Walton’un serveti ise -sadece- 57 milyar dolar.

Yani...

İlk 10’un doruğuyla dibi arasındaki servet farkı neredeyse 3 misli.

TÜRKİYE’NİN İLK 10’U*

Türkiye’nin en zengini Yıldız Holding’in Başkanı Murat Ülker...

2020 itibarıyla serveti 4 milyar 700 milyon dolar.

İkincisi, 3 milyar 200 milyon dolarlık servetiyle Rönesans Holding’in Kurucusu ve Başkanı Erman Ilıcak...

Aralarındaki fark hemen hemen Amerika’nın en zengin 1 ve 2 numaralarıyla aynı.

10’uncu zengin ise Limak Holding Başkanı Nihat Özdemir.

Serveti 1 milyar 800 milyon dolar.

Adaletin bu mu dünya

Gene ilk 10’un zirvesi ile 10’uncusu arasındaki fark da Amerika’dakiyle aynı gibi.

(*) Türkiye’den rakamlar Forbes dergisi Mart 2020 rakamlarından alınmıştır.

Adaletin bu mu dünya

PARA MATEMATİĞİ

Gene de onların -aralarındaki eşitsizlik nedeniyle- şikâyet hakkı yok.

Rüzgârlar daima servetin yelkenlerini şişirir.

Daha çok para, daha da çok para kazanma şansını verir.

Ülkemizdeki Musevilerin gazetesi Şalom güzel bir para matematiğiyle izah ediyor bunu:

2’nin karesi 4’tür, fakat 4’ün karesi 16’dır.

Ama 16’nın karesi ise 256...

Şalom şu kuralı koyuyor:

“Doğanın matematiği rüzgâr dönünceye kadar hep güçlünün tarafında olur.”

Ve de bir doğa örneği de veriyor.

“Güneşin gelme açısı yalnızca 10 cm daha iyi olan bir bölgede, ağaçlar çok daha hızlı büyür. Başlangıçtaki 10 cm’lik bir fark 100 yıl sonra büyük bir ormanla çalılık arasındaki farkı oluşturur.”

İNSANCA YAŞAM

Toplumlar dünya tarihi boyunca gelir adaletine yaklaşamadı.

Komünizm parantezi diyebileceğimiz süreçte bile bu ideal gerçekleşemedi.

Ancak zaman hızla büyük değişimler getiriyor.

Belki bir önceki dönemde getirisi çok az olan donanımlar ve sektörlerin büyük paralar kazanabilecekleri zamanlar yaşanacak.

Ama...

Farklar daima olacak...

O nedenle “mutlak eşitlik” yerine “insan onuruna yakışır yaşam” hedef olmalı.

Zaten o yaşam düzeyi de -bir bakıma- ilk 10 zenginin günlük temel ihtiyaçlarıyla asgari eşitlik ortak paydasını oluşturur.

ADALETSİZ DEMOKRASİ

Ancak...

Gelir dağılımında insanca yaşam için “kabul edilebilir fark, içe sindirilebilir eşitsizlik” demokrasilerde ve insan haklarında olamaz.

Dünyanın en zengin bireyleri, dünyanın en zengin milletleri kadar orta/az gelirli ve de yoksun insanlar, milletler de “eşit demokrasilere layıktır.”

Fakat...

Ne yazık ki demokrasinin küresel ayak izleri öyle bir umut verici doğrultuyu yansıtmıyor.

Londra merkezli araştırma ve analiz grubu EIU (Economist Intelligence Unit) raporuna göre 167 ülkede demokrasinin durumu kaygı verici.

Geçen yıl dünyanın sadece yüzde 8.4’ü tam demokraside yaşarken, 3’te birinden fazlası otoriter yönetimler altında.

Demokrasi endeksinde ise küresel ortalama puan 10 üzerinden 5.37’ye düştü.

EIU’nun endekse başladığı 2006 yılından bu yana en düşük not.

Freedom House ise raporunda “Koronavirüs pandemisinin başlamasından bu yana en az 80 ülkede demokrasi ve insan haklarının kötüleştiğini” açıkladı.

Sadece pandemi nedeniyle değil elbette.

Çünkü...

EIU’nun küresel demokrasi endeksi 2015’ten beri her yıl düşüyor.

PANDEMİ ETKİSİ

Washington Post’un yazarı Adam Taylor, bu konuyu işleyen bir araştırma yazdı.

Vardığı sonuç karamsar.

“Demokrasileri ve insan haklarını savunanlar için bu gidişi geri çevirmek hayli zor görünüyor...”

Pandemi nedeniyle devletlerin aldığı “kapanma” kararları ve “kısıtlamalar” toplumlarda birbiriyle ters yönlerde psikolojik tepkiler üretiyor.

“Hayatta kalabilmek” kadim dürtüsü nedeniyle devlet otoritelerine “itaat psikolojisi” bunlardan birincisi.

Diğeri ise uzun süreli “özgürlük fedakârlıkları” toplumlarda başka nedenlerle bile olsa tepki gösterilerini tetikliyor.

Hindistan’da protesto sellerinin akması...

Rusya’da muhalefet simgesinin hapsedilmesi üzerine normalin çok üstünde sayılarda insanların ve özellikle gençlerin caddeleri, meydanları doldurması, vs...

21. yüzyılın ilk çeyreğinde demokrasi ve gelir dağılımı ne yazık ki teknolojideki 5G çağına sıçrayamadı.