Avrupa’da ‘sinsi barbarlık’

İlk “yaşlılar karantinası” açıklandığında izlediğim bir “Eskimolar” belgeselini hatırlamıştım.

Hâlâ modern çağın teknolojisinden yararlanmayan Eskimo kabileleri var.

Onların buz evleri içindeki yaşamı yansıtan televizyon röportajında “yaşlıların ölüme terk ediliş geleneği” yüreğime buz kestirmişti.

Anlatayım...

Yaşlı sınıfına girmeyen erkekler ava gidiyorlar, eşler yemek hazırlıyor, yaşlı nineler ve dedeler ise avlanan hayvanların derilerini dişleriyle ve ağız salgılarıyla ıslatıp, yumuşatıp dikişe hazırlıyorlar.

Dikiş dediğim de kemikten yapılmış bir iğne ve -iplik niyetine- ona geçirilmiş ince şerit deriler.

Kızılderili nineler, dedeler sürekli bu işi yaptıkları için zamanla dişlerini ve güçlerini kaybediyor, deri işleyemez hale geliyorlar.

Ve...

Yaşama nedenlerini de...

Onları alıp uzaktaki bir buzul platosuna bırakıyorlar.

Yemek, örtü yok.

Donarak ölmeyi bekliyorlar.

Bağdaş kurmuş, dimdik, korkusuzca, vakur, tek başlarına ölümü bekleyiş sahnesi beynime acılar kazımıştı.

Bedenleri kar kaplıyor ya da -daha açık yazmak istemiyorum- doğanın besini oluyorlar.

Bunu “ayrımcı barbarlık” olarak tanımlamıştım.

...................

Sadece 65 yaş üstü olanlara karantina, bu anının ışığında bana hüzün vermişti.

Sonra 20 yaş ve aşağısı da karantina kapsamına alınca kurtuluş. (!!!)

Kendimle “20 yaş altında olduğum için evde kal yasağı kapsamındayım” diye kafa buluyorum.

......................

Geçen hafta Nilgün Cerrahoğlu “sadece yaşlılara karantina uygulaması için” Avrupa’dan gözlemleri ve tepkileri ortaya koyan güzel bir yazı yazdı.

Tüyler ürpertici tespitler de var.

Özetle yansıtıyorum...

......................

Bir İtalyan büyükelçi arkadaşım, birkaç yıl önce, bir AB toplantısında Çek meslektaşının “Sigarayı bırakma kampanyalarını desteklemekle hata ettik!” dediğini anlatmıştı...

Çek diplomat lafı orada da bırakmamış, toplantıya katılan herkesin buz kesmesine yol açan tespitlerle söze şöyle devam etmiş:

“İnsanların yaşam süreleri böylelikle çok uzadı. Emeklilik, sağlık masrafları derken devletlerin sırtına taşınması zor bir yük bindi!”

.....................

Bundan sadece bir iki yıl önce “şok-şok-şok” etkisi yaratan bu değerlendirmeler, “korona salgını” hayatımıza gireli beri ne var ki şaşırtıcı olmaktan çıktı.

Salgının yol açtığı ölümlerin büyük çoğunluğunun yaşlılar olması nedeniyle açıkça “yaşlıları kurtarmanın ekonomik getirisi götürüsü hesapları” yapılıyor.

Economist dergisi nisan başındaki sayısını, daha kapsamlı bir başlıkla “A grim calculus: The stark choices between life, death and the economy (Hayat, ölüm, ekonomi arasındaki zorlu tercihler: Zalim bir hesap)” bu konuya ayırmıştı.

.....................

Hafta başında İsveç’te ise daha kaba ve yalın bir tartışma ortaya çıktı.

“İnsan hakları” konusunda mangalda kül bırakmayan, çevre ve doğayı korumak bahsinde her dem hassas bu İskandinav ülkesinde, doktorlara açıkça “80’in üstündeki yaşlıları yoğun bakıma almayın” talimatı verildiği anlaşıldı.

“Yoğun bakımda sıkışıklık yaşanması durumunda, doktorların 80 yaş üstü yaşlıları bu ünitelere sokmayacağı, 60-70 yaş grubundaki talihsizlerin de birden fazla hastalığı olması durumda keza yoğun bakımdan içeri alınmayacağı” İsveç sağlık kurumlarının bir iç yazışması ile ifşa oldu.

Bu skandal yazışma, İsveç’in tanınmış yayın organlarından Aftonbladet’te yer aldı.

......................

Hollanda da aynı minval bir tartışma, birinci sayfalara yansıdı.

Hollanda Başbakanı Mark Rutte’ye yakınlığı ile tanınan ünlü televizyon gazetecisi Jort Kelder’in “Sigara içen obez 80’likleri kurtarmak için ekonomiyi batırmaya değer mi? Nasıl olsa iki yıl içinde ölecekler!” sözleri gündeme bomba gibi düştü.

Gazeteci ardından çıkıp özür dilemek zorunda kaldı ama çok da marjinal olmadığı anlaşılan bir düşünceye tercüman olmuştu.

...................

Yaşlılar, pek çok tabuyu düşüren Kovid sonrası dönemde her türlü “ayrı bir sınıf/ kategori” olarak ele alınıyor.

(Boris Johnson’un “sürü bağışıklığı” söylemini hatırlayınız!)

Bu ayrımcılığa karşı, Latin Avrupa ülkelerinde giderek bir tepki yükseliyor.

Mart sonunda örneğin “Le Monde” gazetesinde entelektüeller ve bilim adamları tarafından bu “sinsi barbarlığa” karşı bir bildiri yayımlandı.

İtalya’da La Stampa yazarlarından Vladimiro Zagrebelsky de “yaşlıları Covid’den korumak amacıyla ev hapsine mahkûm etmenin anayasal olmadığını” söylüyor.

Uzun yıllar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yargıçlık yapan hukukçu Zagrebelsky, “yaşlı kesimin sosyal manada vesayet altına alınmasından farklı bir şey değil” diyor.

.......................

Türkiye’de 65 ve yukarı yaşlarla 20 ve aşağısı yaşların birlikte karantinaya alınması -en azından bana- daha esnek bir uygulama olarak göründü.

Ayrıca...

Kovid-19 tespiti yapılan her hastanın “yaş grubu ayırımı yapılmaksızın” aynı özenle tedaviye alınması, yaşlıların evlerine yiyecek gönderilmesi, ihtiyacı olanlara  mali yardım uygulaması Türkiye’yi bu “sinsi barbarlık ülkelerinden” ayırıyor.

Bu da çok önemli.