Baytaş efsanesi

Rahmi Turan dostumuz yazısına “Ulu bir çınarı kaybettik” başlığını atmış.

Doğru…

TÜTAV’ın (Türk Tanıtma Vakfı) kurucusu ve yaşama veda ettiği pazar gününe kadar Genel Başkanı olan Kemal Baytaş bir “efsaneydi.”

Hiçbir devlet katkısı olmaksızın 5 kıtada 40’a yakın ülkede Türkiye’yi ve Türk kültürünü tanıtan muhteşem etkinliklere imza atmıştır.

Bu etkinliklerde TÜTAV’ın özgün Gösteri Sanat Topluluğu’ndan yerel danslar, Türk giysileriyle, kaftanlarıyla defileler, Türk müziği programları büyük alkış alırdı.

Türk mutfağından lezzetler, hatta Maraş dondurması bile sunulurdu.

Çağdaş Türkiye’nin ifadesi olarak Devlet Operası’ndan tenor Erdal Şen ve Türk müziği sanatçısı Çiğdem Gürdal’ın solo konserlerine de işaret edeyim. (Zaman zaman başka sanatçılar da olurdu.)

Baytaş Türk-Çin Dostluk ve Türkiye-Rusya Federasyonu Dostluk Dernekleri’nin kurucusu ve başkanıydı.

Çok sayıda üniversiteden fahri doktora unvanları almıştı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yanı sıra başka devletlerin de “Üstün Hizmet ve Onur Madalyaları” ile ödüllendirilmişti.

…………..

Sağlam bir Atatürkçüydü.

Laik, demokratik Türkiye için yıllarca köşe yazılarına imza attı.

TÜTAV öncesinde ise 10 yıllarca devletin üst makamlarında görev yapmıştı.

Son olarak Turizm Bakanı Müsteşarı’ydı.

Türkiye turizmine çağ atlatan yasa onun zamanında ve onun öncülüğünde çıkmıştı.

Baytaş efsanesi

GÖNÜL İNSANI

Müthiş bir iş disiplini vardı.

Devlet memurluğu yıllarında olduğu gibi vakıf başkanlığında da her sabah 8’de masasının başında olurdu.

Ankara’daki vakıf merkezinde ve seyahatlerde, beraberindekilere de bu disiplini dört dörtlük uygulardı.

…………...

Öte yandan, harika bir gönül insanıydı.

“Dostlarıyla yemek masası sohbetleri” olmazsa olmazıydı.

Dostları öylesine çoktu ki -soyadından esinlenerek- “Şeyh Baytaşi” diye anardık.

Ve dostları da “Baytaşi’nin müritleriydi…”

“Atatürkçü, laik, çağdaş, aydın, mey ve sohbet severlerin tarikatını” oluşturmuştu Baytaşi’ler.

Bu konuda nasıl da tatlı anılarımız vardır.

……………

Kemal Baytaş koyu Fenerbahçeliydi.

Yönetim Kurulu üyeliği ve bir süre de -vekâleten- başkanlık yapmıştı.

……………

Sevgili Kemal Baytaş’ımız dün toprağa verildi.

“Her ölüm, erken ölümdür.”

Üzerine ışıklar yağsın.

Yoldaşı melekler olsun.

Sağlık nedeniyle son yolculuğunda -ne yazık ki- bulunamadım.

50 yılı aşkın süre onu efsaneleştiren hayat yolculuğu boyunca yakınında olmak güzelliğini yaşadım.

Anlatayım…

Baytaş efsanesi

BAYTAŞ’LA 50 KÜSÜR YIL

1960 yıllardı…

Kemal Baytaş’la Ankara Sanatseverler Kulübü’nde tanışmıştık.

Baytaş Ankara’nın en popüler isimlerinden biriydi.

Çubuk Barajı’nın müdürüydü.

Amerika’dan yeni gelmişti.

Gösterişli bir Amerikan otomobili vardı.

Şık giyinirdi, güzel konuşurdu.

Karizmatikti.

Etrafında sanatçılardan oluşan bir dost gurubu vardı. Hatırladığım kadarıyla, tiyatronun büyük sanatçısı Kerem Avşar ve Esin Avşar. Opera sanatçısı Hilmi Girginkoç ve sanatçı eşi… Devlet Tiyatrosu’nun ünlü oyuncusu Haluk Kurdoğlu… Ve zaman zaman bu guruba katılan başka sanatçılar…

…………….

Genç bir gazeteci ve Hukuk Fakültesi öğrencisiydim.

Samimi arkadaşım Yeni Sabah muhabiri Nurettin Yerdelen’le birlikte biz de sık sık onlarla takılırdık.

Sanatseverler Kulübü’nde akşamüzeri birkaç kadeh eşliğinde sohbetten sonra zaman zaman hep birlikte yemeğe çıkılırdı.

Kemal Baytaş liderliğinde genellikle Çubuk Barajı’ndaki restorana gidilirdi.

Anılar dile getirilir, sanat konuşulurdu.

Hilmi Girginkoç opera aryaları söylerdi.

Kemal Baytaş’ın kardeşi Hayrettin Baytaş’ın da sesi güzeldi.

O da coşar sözüm ona opera aryaları döktürürdü.

Ama…

Sözler tamamen “doğaçlama/uydurma…”

Dinleyen İtalyanca sanabilirdi.

Hayrettin Baytaş da üst düzey bürokrattı ve çok iyi, çok tatlı bir dosttu.

Baytaş efsanesi

GÖZDE BEKÂR

Kemal Baytaş başkentin en gözde bekârlarından biriydi.

Başında bulunduğu Çubuk Barajı Tesisleri o yılların önemli davetlerinin de düzenlendiği mekândı.

Özellikle yabancı devlet büyükleri geldiğinde…

Örneğin İran Şahı Rıza Pehlevi ve -çocuğu olmadığı için- “Mahzun Prenses” diye anılan eşi Prenses Süreyya onuruna Başbakan Adnan Menderes’in düzenlediği muhteşem davet yankılar yapmıştı.

Baytaş’ın popülaritesi sadece bu davetlere ev sahipliği yapması nedeniyle değildi.

Çok yönlüydü.

Mesela…

Usta bir briç oyuncusuydu.

Devlet büyükleriyle cumartesi günleri briç oynardı.

…………..

Sonraki yıllarda da Kemal Baytaş hep popüler kaldı.

Çok geniş bir dost çevresi oluştu.

Bakanlar, milletvekilleri, siyasetçiler, gazeteciler, işadamları…

Kitabının yazılması gereken bir yaşamı oldu.

Kendi adına kurduğu vakıf tarafından yönetilecek müzeye dönüştürülmüş villasındaki objelerle, hatıralarla yaşatılacak.

Ve elbette gönüllerimizde yaşayacak.

Baytaş efsanesi

DOSTLARA BAŞSAĞLIĞI

İlk gazetecilik yıllarımdan kadim dostum Mustafa Özkan’ın kardeşi İsmet Özkan’ı da, -Kemal Baytaş’la aynı gün- kaybettik.

İsmet Özkan, etkili ve yüksek satışlı Son Havadis’in sahibi Mustafa Özkan’ın yayımladığı Hür Anadolu ve Başkent gazetelerinin kurucularındandı.

Aile daha önce en genç kardeş Yavuz Özkan’ı trafik kazasında kaybetmişti.

Bu acıyı hâlâ yüreğinde taşıyan sevgili Mustafa bu kez de İsmet’in kaybıyla sarsıldı.

Mustafa Özkan’la 1960’lı yıllarda birlikte parlamento muhabirliğiyle başlayan arkadaşlığımız 50 yılı aşkın süredir hep aynı yakınlıkta sürdü.

İyi günlerin de, zor günlerin de dostları olduk.

Özkan ailesinin acısını paylaşıyorum.

Başsağlığı diliyorum.

Sevgili İsmet Özkan nur içinde yatsın.

Mekânı cennet olsun…

…………….

Gene 50 yıllık dost Hıncal Uluç da ailenin en genç kardeşi Kemal Uluç’u kaybetti.

Sevgili Hıncal’a da başsağlığı, Kemal Uluç’a Allah’tan rahmet diliyorum.

 

DİĞER YENİ YAZILAR