Büyük kayıplar

Uğur Alacakaptan hocamın 12 Mart 1971 muhtırasından sonra yazdığı mektubu hatırlıyorum.

Bir süre tutuklu kalmıştı.

“Mamak’ta bize buz kırdırdılar. Belim tutmaz oldu… Çok ağrılar çektim” diye yazıyordu.

Dün sevgili hocam karlar altındaki İstanbul’da toprağa verildi.

“Buz kırdırdılar” diye başlayan satırlarını düşündüm.

İçim yandı…

……………

Prof. Uğur Alacakaptan Ankara Hukuk Fakültesi’nde hocamdı.

Dönemin Dışişleri Genel Sekreteri, Büyükelçi Zeki Kuneralp ile birlikte nişan yüzüklerimizi takmıştı.

Nikâh defterimizde de onun ve Ragıp Uluğbay Paşa’nın imzaları vardır.

Uğur hocam daha sonraki yıllarda kurucuları arasında olduğum Güneş gazetesinin ve benim avukatımdı.

Ömür boyu en sevdiğim, saydığım güvenilir bir dosttu.

Uğur hocanın bıraktığı boşluk çok büyük.

ERTELENEN DİPLOMA

Uğur Bey’i, Alacakaptan ailesinin akrabası, yakın arkadaşım - beni gazeteciliğe başlatan- Gürkut Uşaklı’nın anlatımlarıyla gıyabında tanımıştım.

Genç Uğur hukuk fakültesini bitirdiğinde yaşı tutmuyormuş.

“Diplomasını, mezuniyetinden bir yıl sonra alabilmiş…”

Ceza Hukuku Kürsüsü’ne asistan olmuş.

Doktora için İtalya’ya gönderilmiş.

Akrabası Tülay’la evlenmiş.

Gazetecilik nedeniyle üç yıl fakülte imtihanlarına giremedim.

Çok sevdiğim bu meslekte kalıcı olmak için olanca gücümle çalışıyordum.

İkinci sınıfa geçtikten sonra Uğur Bey Ceza Hukuku hocamdı.

Bütün öğrencilerin çok sevdiği, saydığı bu genç hocanın yıldızı parlamıştı.

Kısa süre sonra Hukuk Fakültesi Dekanı oldu.

Ardından…

O yılların en itibarlı kurumu olan TRT Yönetim Kurulu Üyesi…

Atatürkçü, laik, sosyal demokrat tavrıyla sürekli kamuoyu gündemindeydi.

SİYASETÇİ

Uğur Alacakaptan CHP’den milletvekili oldu.

Parti Meclisi Üyesi… Genel Sekreter Yardımcısı…

Kürsüde CHP’nin ağır topuydu.

Konuşmaları akılcı ve etkileyiciydi.

Ancak…

“Siyaset koridorlarının, kulislerinin, ona göre olduğunu” söyleyemem.

Dönemin Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’ydim.

Zaman zaman başkente geldiğimde, gazetenin Ankara Temsilcisi Yavuz Donat’la birlikte hocayı yemeğe davet ederdik.

Görüşlerinden yararlanırdık.

1980’de gene bir öğle yemeğinde üçümüz beraberdik.

Hocayı “üzgün ve kaygılı” görmüştük.

“Bu işin sonunu iyi görmüyorum. CHP ve AP bir büyük koalisyon kurmalı. Yoksa burnuma gelen kokular hiç de iyi değil” demişti.

Bu düşüncelerini partisinin üst kademeleriyle ve lider Ecevit’le de paylaşıyordu.

O yılları yaşayanlar Bülent Ecevit’in -dışarıdan destekli azınlık hükümetinin Başbakan’ı- Demirel’e “büyük koalisyon hükümetini kuralım” önerilerini hatırlıyor olmalılar.

Ne yazık ki Uğur Bey, dönemin akil insanlar kaygılarında haklı çıktılar.

12 Eylül darbesi gerçekleşti.

Siyasi partiler kapatıldı.

İSTANBUL YILLARI

Uğur Bey ve eşi Tülay Hanım yaşamlarını İstanbul’da devam ettirme kararı aldılar.

Uğur hoca avukatlık yapıyordu.

Önce Güneş gazetesi yıllarında, ardından bir süre Sabah gazetesinde hukuk danışmanıydı.

Çok sık beraber oluyorduk.

Keyifli sohbetini paylaşıyorduk.

“Pastırmalı kuru fasulyeyi” severdi.

Tarabya Kıyı Restoran’da buluşurduk.

Mezeler arasında mutlaka pastırmalı kuru fasulye olurdu.

Son yıllarda aramıza avukat sevgili Yağız Dağlı da katılıyordu.

O da artık görünmezler âleminde…

…………….

Hocamın üzerine ışıklar yağsın…

Sevgili Tülay Hanım’a, evlatlarına, torunlarına, camiamıza başsağlığı diliyorum.

Büyük kayıplar

BİR GALATASARAY ANISI

Galatasaray’ın efsane başkanı Selahattin Beyazıt da ocak ayının bizden aldığı bir diğer büyük kayıp.

Selahattin ağabey müthiş bir insandı.

Kocaman yürekliydi.

70’li ilk yıllarda tanımıştım.

Bir davette elini omzuma koymuştu “Kendini anlat biraz, ben de seni tanıyayım, ” demişti.

Harika bir dost ve ağabeyi böyle kazanmıştım.

Cambridge mezunu, Bilderberg Konferansı Türkiye Temsilcisi olduğunu, iş adamı başarısını gazeteler yazdı.

Ben ise “onun bana anlattıklarından birkaç anı” yansıtayım…

…………..

Türkiye’ye geldiği yıllarda Adnan Menderes’in Özel Kalem Müdürü olmuş.

Babasının Adnan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu’yla dostluğu nedeniyle “ailenin güvenilir çocuğu” kontenjanından…

Başbakan’a “Adnan ağabey”, Dışişleri Bakanı Zorlu’ya “Fatin ağabey” diyecek kadar yakın…

İTÜ ARAZİSİ

Bu anılardan bir Galatasaray seçmesi…

Fatin Rüştü Zorlu, Galatasaray Kulübü Başkanı’nı çağırır. (Adını vermek istemiyorum.)

Şu öneride bulunur:

“Maslak’ta çok büyük bir arazi var. O araziyi Galatasaray Kulübü’ne sembolik bir bedelle devrettirebilirim. Bunun konuşmasını yaptım. Bu araziye sahip olursa Galatasaray orada bir stadyum yaptırabilir. Kulüp çok değerli bu arazi nedeniyle artık hiç sıkıntı çekmez. (Merhum Zorlu’nun önerdiği arazi bugün İstanbul İTÜ Kampüsü’nün bulunduğu alandır.)”

………………

Birkaç hafta sonra Başkan yanında iki yönetim kurulu üyesiyle Zorlu’nun yanına gelir.

“Arkadaşlarla konuştum, bu işler bizim boyumuzu aşar. Çok teşekkür ederiz” der.

………………

Zorlu bunun üzerine bir başka öneride daha bulunur.

“Hasnun Galip Sokak’taki Galatasaray Kulübü’nü Mecidiyeköy stadına taşıyın. Bunu yaparsanız stat ve içinde bulunduğu araziyi de Galatasaray Kulübü’nün malı yapabileceksiniz. Bari bu fırsatı kaçırmayın.”

……………….

Başkan İstanbul’a döner.

Yönetim kurulu toplantısında konu görüşülür.

Başkan ve iki yönetici gene Zorlu’ya gelirler.

Cevapları şöyledir.

“Efendim, çok teşekkür ederiz fakat biz tarihi kulüp merkezini Hasnun Galip’ten ayıramayız. Bunu kongrede üyelere izah edemeyiz. Biz gene stattan şimdiye kadar olduğu gibi faydalanmaya devam edelim.”

Beyazıt “Fatin ağabey çok kızmıştı. Galatasaray bu zihniyetle bir yere varamaz” diye anlatmıştı.

…………..

Ve bana şöyle demişti:

“O yüzden kulübe Riva’daki, araziyi aldım ama ben hayatta olduğum sürece hangi yönetim, başa geçerse geçsin benim onayım olmadan Galatasaray, Riva’dan 1 metrekare bile satamaz. Bunun bağlayıcı hukuki şartını koydum.”

…………..

Selahattin Başkan’a rahmet diliyorum.

Üzerine ışıklar yağsın.

Eşi sevgili Ayşe Beyazıt’a, oğluna ve camiamıza başsağlığı diliyorum.

Büyük kayıplar