Dünya mutluluk günü

İspanyol iç savaşı sonrasında faşistler tarafından atılan bir bomba solcuların mevziine düşer.

Fakat patlamaz.

Merakla bakarlar, incelerler patlamayan merminin içinden bir not çıkar:

“Korkmayın yoldaşlar, bu bomba patlamayacak...”

Faşistlerin kullandığı silahları üreten bir fabrikada çalışan işçinin yazdığı nottur bu.

Keşke insanlığın ortasına atılan bu koronavirüs de - bir mucize olsaydı da- içi boş çıksaydı, etkisiz kalsaydı.

Ne yazık ki gerçekler böyle değil.

..................

Dün “Dünya Mutluluk Günüydü...”

Ama... Gene de içimizi ısıtan şeyler oluyor.

Bu bağlamda not defterimden yansıtayım...

...................

Gece saat 21.00’de insanlarımız pencerelerini açtılar, “sağlık çalışanlarını” alkışladılar.

Helal olsun...

Cephede vuruşanlar gibi ölüm tehlikesiyle burun buruna onlar.

Onların da koronavirüse karşı korunma önlemleri bizlerden fazla değil.

Zorunlu olarak sokağa çıktığımızda yüzümüze taktığımız maskelerden ibaret.

Biz evlerimize kapandık.

Eczaneye, markete gittiğimizde de karşılaştıklarımızla aramıza 1 buçuk, 2 metre mesafe koyuyoruz.

Sağlık çalışanlarının ise böyle bir lüks yok.

Korona kuşkusu taşıyanlarla birbirine nefesleri değerek, onlara dokunarak, gece gündüz beraberler.

Hatırlayın...

O sağlık çalışanları ki zaman zaman hastaların ya da hasta yakınlarının şiddetine maruz kaldılar.

Hatta yaralandılar, kurşunlandılar.

Şimdi ise gece 21.00’de ulusça alkışlanıyorlar.

Ne güzel.

Bu bilince erişmek için illa bir salgın mı gerekmeliydi?

..................

TV’de eski CHP Milletvekili Berhan Şimşek’i izliyorum.

“Sadece sağlık çalışanları mı, onların başındaki Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın da alkışlanması gerek” diyor.

Bilim Kurulu’nun da siyasi görüş farkı gözetmeksizin sadece “değer” kriteriyle oluşturulduğuna da gönderme yapıyor.

Umreden dönenlerin sadece bir kısmına karantina ve bazı gecikmeler gibi eleştirilerde bulunmakla beraber, Bakan Koca’nın performansına işaret ediyor.

Siyasette ılımlı esintiler mi?

İkinci Dünya Savaşı’na yakın, Almanya’dan Türkiye’ye kaçan bilim adamlarından biri de Ernst Reuter idi.

“Türkiye’de önemli insanların değersiz, değerli insanların da önemsiz olabildiği” söylemi ona aittir.

Çetin Altan da bu söylemi sık sık kullanmıştır.

Şu son koronavirüs sınavında Sağlık Bakanı Koca “önemli insanların değerli olabileceğinin” bir örneğini verdi. Dileriz öyle sürer.

....................

Gece saat 21.00’de pencerelerden alkışlar, ışıklar yakılıp söndürülerek verilen mesajlar “sağlık çalışanlarına destek” gösterisi olduğu kadar “toplumun da geleceğe umut psikolojisini” yansıtıyor.

Hayallerinin, heyecanlarının, yaşam sevincinin sürdüğünü gösteriyor.

İtalya’da da sokağa çıkma yasağına karşı pencerelerde topluca şarkı söylenmiyor mu?

Böyle gösteriler toplumu ayakta tutar.

Fahrettin Koca “21.00’de pencerelerde” çağrısıyla, hem sağlık çalışanlarını yüreklendiren hem de toplumsal dayanışmayı ve umudu ayakta tutan ışığı yakmıştır.

....................

Fatih Terim için bu köşede şöyle yazmıştım:

“Cesur bir çağrıda bulundu. Liglerin tatil edilmesini istedi. ‘Futbolculara sahada rakiplerinizle aranıza bir buçuk iki metre mesafe mi koyun diyelim’ diye sorarken çok haklıydı. Dileriz ceza almaz.”

“Futbolcuların da aileleri var. Yaşam hakları var” vurgulamasını yapmıştım.

Liglerin tatil edilmesi -nihayet- gerçekleşti.

Diğer bütün spor müsabakalarının da öyle...

Gecikmeyle olsa bile bunlar da defterimdeki olumlu notlar.

.....................

Türkiye’de siyasetin alabileceği en zor kararlar inanç dünyasıyla ilgilidir.

“Cuma namazlarında ve kandillerde camilerin kapatılma kararı” gerçekten oy hesaplarını aşan basiretli ve cesur bir karar.

.......................

“Sokağa çıkma yasağı” konmadan insanlarımızın hür iradeleriyle evlerine kapanmaları ve ancak zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak üzere çıkmaları da uygar ve çağdaş bir davranış.       

.......................

Ne kadar disiplinli olursak çan eğrisinde inişe o kadar çabuk geçeceğiz...