Kibir...

1970’li yılların sonlarına doğru Türkiye “kan gölü” gibiydi. Terör örgütlerinin kıydığı “canlar” öylesine çoktu ki artık -ne yazık ki- istatistik rakamlar olarak algılanıyor, gazetelerde “tek sütun” haber olarak yayımlanıyordu.

“Terör dün 29 can aldı” gibi...

Ekonomi de felaketti ve şu sorunun cevabı aranıyordu. “Terör mü, ekonomi mi?..”

Çözüm için hangisine ağırlık verilmeli ekseninde tartışmalar yapılıyordu.

Kibir...

PANDEMİ VE EKONOMİ

Yarım yüzyıla yakın zaman geçtikten sonra 2021 Mayıs’ı Türkiye’sinde benzer bir “ikilem” gene tartışmalar gündeminde.

“Pandemi mi, ekonomi mi?”

70’lerde “terör ve ekonomi” aslında biri diğerine öncelik gerektirmeyen iki alandı.

Ama...

İçinde bulunduğumuz süreçte “pandemi ve terör” arasındaki ilişki ve karşılıklı etkileşim siyasete ve de özellikle iktidara ağırlık koymuş bulunuyor. “Pandemi” nedeniyle kapanmak, ekonomik sorunları tsunami dalgalarına dönüştürdü.

Günün sonunda siftahsız kapanan kepenklerden başlayarak insanımızın yaşam dramları bilinen gerçek. Ayrıca acılı insan manzaraları çizmeye gerek yok. Peki... “Ekonomiyi”  “pandemi” tedbirlerinde açmaya saçmaya geçildiğinde bu kez de vaka, yoğun bakım ve can kaybı tsunamisi yükselmiyor mu?

Sadece Türkiye’nin değil yer küredeki diğer ülkelerin de bu ikilem ortak sorunu.

ZENGİNLER

Zengin ve kültür düzeyi yüksek ileri demokrasi ülkelerinde “bu ikilemin aşıldığı ya da aşılmakta olduğu” gözleniyor.

Önlemlerin kesin ve net uygulanması... Toplumun gösterdiği bilinçli özveri ve sağduyu...

Bunlar önemli bileşenler.

Ama... Bir de sözünü ettiğim ileri demokrasi ülkelerinin “zenginliği” de belirleyici oldu.

Amerika’da, Kanada’da, Avustralya ve Yeni Zelanda’da, Avrupa Birliği ülkelerinde bir süreliğine kapanan iş yerleri “güvenceye” sahipti. Devletlerden personel maaşı, kâr mahrumiyeti olarak dağıttığı “hibe” yani geri ödemesiz para yardımı, vergi kolaylıkları “Pandora’nın kutusunu” kapalı tuttu. “Kötülüklerin saçılmasına” imkân vermedi.

Bir önemli bileşen daha... En etkili aşıları gene bu zengin ülkeler kapattılar. Ekonominin yeniden kepenk açacağı günlere kadar aşılama kampanyasında ciddi mesafe aldılar.

ORTA HALLİLER

Buna karşılık “ekonomileri gelişme sürecindeki” ülkeler, ikilemin uçlarına -adeta- “dönüşümlü” yani daha kısa süreli öncelikler vererek “gel-gitlerle” rota tutturmaya çalıştılar. Daha mütevazı mali katkılar sundular.

“Seçicilik yapma” lüksüne sahip olmadıklarının bilinciyle “Elimdeki aşı en iyi aşıdır” dediler. Ve yoksullar...

.........

Öte yandan, “hiç aşı yapamayan, ciddi önleyici tedbirler alamayan, ekonomisi zaten sürünen ülkeler” bütün bu anlattıklarımın dışında...

Ve onlar büyük tehlike...

“Yer kürenin diğer coğrafyaları bu virüsün üstesinden geldiklerinde diye bir cümle -hâlâ- kurulamıyorsa nedeni bu büyük tehlike”dir.

Çünkü...

Bu coğrafyalardaki aşılanmamış insanların sürekli ürettikleri daha da bulaşıcı, ölümcül yeni mutasyonlar “nükleer bulutlar” gibi yer küreye savrulma tehdididir. Önlemek mümkün değil.

O nedenle, yukarıda yazdığım ikilemlere bir yenisi daha...

“Zengin ülkeler mi, yoksullar mı?...”

İnsanlık böyle bir “ayırımcılık” yapabilmenin “kibirine” sahip değil.

300 EURO’LUK KÜLTÜR KARTI

Yer kürenin bazı coğrafyalarında aşı bulunamazken, ekonomileri yerlerde sürünürken, ileri demokrasilerin pandemiyi biraz da “zenginlikleriyle” aşmakta olduklarını “sayfadaki diğer yazımda belirttim.”

Kibir...

Fakat şöyle bir söz vardır:

“Para bir rakamdır, paranın nasıl kullanıldığı ise kültürdür.” 

İşte bir örnek...

.........

Fransa, 18 yaşındaki her gence 300 euro’luk “kültür kartı” veriyor.

Gençler akıllı telefonlarına yükleyerek bu uygulamayla seçtikleri kültürel faaliyetlere erişmek için 300 euro’ya sahip olacaklar.

........

Peki, bu kartlar hangi alanlarda kullanılabilecek?

Şovlar, filmler için bilet rezervasyonu, kitap, çizim malzemesi, müzik aleti, müzik veya video platformuna abonelik, müze ziyareti, dans kursları, şarkı söyleme ve tiyatro derslerine...

Uygulamadan bu yana gençler 1.2 milyon rezervasyon yaptı.

Kitap alımı harcamalarının yüzde 76’sını oluşturuyor. Müzik harcamaları ise de yüzde 12, sinema ve görsel-işitsel harcamalar yüzde 10...

Ancak bazı koşullar da var.

Örneğin...

Kitaplar Amazon’dan alınamıyor, kitapçıdan alınmalı.

Müzik için Spotify değil Deezer...

Görsel-işitsel endüstri için Netflix değil ulusal “Kanal+ veya OCS...”

Kültür kartı uygulaması önümüzdeki yıl ortaokul öğrencilerine kadar genişletilecek.

.......

Evet...

“Para rakamdır ama nasıl harcandığı ise kültür...”