Kovid-19’la diyalog

Yaz aylarında “mucizeleri anlatan” bir kitap okumuştum.

Mucizelerden biri de “terminal” yani artık “ölümü bekleme” son safhasına gelmiş olan Japon kanser hastasıyla ilgiliydi.

Doktor onu hastaneden taburcu ederken “Artık sizin için yapabileceğimiz bir şey kalmadı. Evinize gidin, sevdiklerinizle birlikte son birkaç haftanızı geçirin” demiş.

Japon hasta evine gittikten sonra “mucizeyi” bakın nasıl yaşamış...

………………..

- Kendi inançlarına göre ibadet etmiş.

- Yoga yaparak vücudunu esnetmiş.

- Gün doğuşuna en yakın dakikalarda evinin terasına çıkıp derin nefes temrinleri yapmış. (Çünkü o dakikalar fotosentez sürecinin en yoğun yaşandığı, en temiz havanın üretildiği dakikalarmış.)

- Sağlıklı beslenmek, uyku, egzersiz gibi koşulları yerine getirmiş.

- Ve en ilginci… Kanserli uzvuyla konuşmaya başlamış:

“Sen vücudumun bir parçasısın. Neden beni öldüresin ki? Ben ölürsem, sen de öleceksin. Oysa birlikte yaşamalıyız. Böyle düşünüyorum, seni benim bir parçam olarak seviyorum” demiş. Eliyle o kanserli uzvun bulunduğu yeri okşamış. Bunu her sabah aynı saatte tekrar- lamış.                   

………………..

Evet…

“Ne ilginçtir ki” ifadesini tekrarlayayım.

Alacakaranlıkla sabahın ilk ışıkları arasında kanserli organıyla yaptığı bu konuşmadan sonra ağrıları azalmaya başlamış.

Bir süre sonra “mucize gerçekleşmiş.”

Yaşlı Japon hasta tamamen iyileşmiş. Onu taburcu eden doktorlar “kanserli dokunun kaybolduğunu” tespit etmişler.

Gördüklerine inanamamışlar ama bilimsel makalelerine bu harikulade deneyimi yazmışlar.

Kitabın yayımlandığı tarihte mucizeyi gerçekleştiren Japon hâlâ yaşamaktaymış.

Konferanslar vermekteymiş.

Bazılarımız evdeki bitkilerimizle konuşuruz.

Onları sevip, okşadıkça coşarlar.

Büyüyerek duvarları sararlar.

……………….

Kovid-19’un “öldürücü” olması için de böyle düşünüyordum.

“Öldürücü” olmaktan ne çıkarı var?

Konakladığı bedeni öldürünce kendisi de yaşayamayacak ki!..

Oysa bütün canlıların birincil içgüdüsü hayatta kalmaktır.

Bedenlerimizdeki milyonlarca bakteri ve virüslerle birlikte (örneğin herpes bunlardan biri) yaşadığımız gibi Kovid-19’un da bedenlerimiz de ölümcül olmadan yaşaması için mutasyon geçirmesi kendi yararına.

………………..

Sonra…

Okudum ki Kovid-19 da şaşkınlık sürecinde.

Hayvanlarla birlikte yaşamını sürdürürken tamamen yabancısı olduğu insan vücudunu algılayamıyor henüz.

Yani o da ne yaptığını bilemiyor.

………………….

Bu “savın” ABD’deki ünlü doktorumuz Prof. Dr. Mehmet Öz tarafından da doğrulanması dikkatimi çekti.

Yayınının “o bölümünü” yansıtıyorum.

………………

.........., bu virüsle yaşamaya alışın.

Önümüzdeki yıllarda, hatta belki aylar ya da haftalarda mutasyona da uğrayacak, ya daha ölümcül olacak, ki kendi de kaybeder, bu yüzden bunu düşük olasılık görüyorum ya da bizimle yaşamayı öğrenecek.

Aşısı bulunsa bile mutasyona her uğradığında aşı işlevini kaybedecek.

Grip aşıları da öyledir.

Sizi sadece geçmiş senelerin grip virüslerinden korur. Yenilerinden değil.

Yani tam koruma sağlamaz.

Tam koruma her zaman için bağışıklık sisteminizdir.

…………………

Fakat dediğim gibi, “virüsün canlılığını devam ettirebilmesi için bulunduğu konağı (insan bedenini) öldürmemesi ve başka konaklara geçebilmesi” gerekiyor.

Bunun için de mutasyona uğramak zorunda.

Mutasyon dediğimiz şey ise nesille alakalı. Virüsler çok hızlı üreyip öldükleri için bizlerde yıllar alan nesil değişimi, onlarda saatler alabiliyor.

Bu sayede çok hızlı mutasyon geçiriyorlar. Ve büyük bir olasılık, “süre geçtikçe virüs bulaştığı kişiyi öldürmeyecek şekilde mutasyon geçirecek.”

Yani bu virüsü ne kadar geç kaparsanız tehlikesi o kadar az olacak.

……………….

Evet, bu virüs hepimize uğrayacak ama ne kadar geç uğrarsa o denli şanslı olacağız.