Rusya ve Türkiye zorunluğu

Türkiye ile Rusya arasında karşılıklı “ılımlı” mesajlar, açıklamalar -sadece “sözel” düzeyde, daha doğrusu, yüzeyde kalsa bile- tansiyonu aşağıya çekti.
Umut tomurcukları oluştu.
Elbette...
Yaklaşımların “derinlik” kazanması için iki taraftan da adımların sürdürülmesi gerekiyor.
Özellikle Rusya Devlet Başkanı Putin’e yakın sayılabilecek işadamları ve bazı sivil toplum örgütleri bu amaçla devredeler.
...................
Rusya, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Başbakan Yıldırım’ın mesajlarından “memnuniyetini” ortaya koydu.
12 Haziran Rus Ulusal Günü bağlamında Ankara Büyükelçiliği davetine Türkiye’den üst düzeyde sayılabilecek katılımlara karşılık Rusya da bir Türk askeri uçağının Rusya semalarında “keşif uçuşu” yapmasına izin verdi.
Yaklaşımın “ısınma hareketleri” diyebiliriz.
Fakat...
Rusya, iki ülke arasında 1998’den başlayarak çıtayı yükseklere taşıyan ilişkilere yeniden dönülmesi için koşullarını tekrarlıyor:
1- Hatay hava sahasında düşürülen Rus savaş uçağı için Türkiye’nin özür dilemesi.
2- Düşürülen uçağın -yaşamlarını yitiren- Rus pilotları için ailelerine tazminat.
3- Düşürülen uçağın değeri kadar tazminat.
Bunlar, Ankara’da kolayca kabul edilecek ve yerine getirilecek koşullar değil.
Gerçi aralarında farklar var ama Türkiye’nin de Mavi Marmara baskınından sonra İsrail’e dayattığı şartlarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Bu benzerliği referans alarak, “zamana oynamak ve iki ülkenin de kamuoylarını hazırlamak” halinde, “ara formüller” oluşması mümkün.
Tabii...
Son günlerdeki karşılıklı yaklaşımlarla olumlu psikolojinin sürdürülmesi, kamuoylarının etkilenmesi sürdürülmeli.
......................
Turizm, ihraç ürünleri, enerji ve bu arada Rus enerji potansiyelinin Avrupa’ya iletileceği “Türk akımı” projesi, Rusya’nın Türkiye’deki “nükleer enerji” yatırımı...
Bunların hepsi önemli.
Yakınlaşmayı 2 ülkeye de “dikte” ediyor.
Bunun ötesinde, bir de Ortadoğu’da ve özellikle eski Suriye’nin büyük bölümünde ABD ağırlığı artmakta.
Bir yandan, Türkiye sınırına paralel uzanan Kürt kantonları kuşağı...
Öte yandan, IŞİD’den alınan ve alınacak olan Suriye coğrafyasında geniş alana da ABD kontrolündeki güçlerin egemen olması, Rusya’yı ve onun arkasında durduğu Esad yönetimini çok dar bir alana sıkıştırıyor.
Rusya iki üssü olmasına rağmen o küçük alanda hafif kalacak.
Aynı şekilde...
Türkiye için de bu oluşum tedirginlik sorunu.
Özellikle güney sınırı boyunca uzanan PKK’nın uzantısı diye etiketlediği PYD kantonlarını “tehdit” olarak görmekte.
Arkasında NATO müttefiki ABD’nin bulunduğu gerçeği ile örtüşünce bu rahatsızlık daha da büyüyor.
ABD’nin elindeki PYD kartıyla dominant olduğu Suriye coğrafyasını büyütmesi, hele Fırat’ın batısındaki toprakları da hedef almasına tepkili.
Hatta Ankara’daki en yetkili ağızlardan “buna ne pahasına olursa olsun izin verilmeyeceği” sık sık vurgulanmakta.
Bu durumda Türkiye ile Rusya’nın Suriye odaklı yararları -bir bakıma- örtüşmekte.
Diplomasi ve jeopolitik iki ülkeye aralarındaki ilişkileri bir kez daha olumlu mercekle gözden geçirme gereğini dayatmakta.