Rusya’nın Niğde ve Ulukışla’sı


Dünkü yazımda Hitler ordularının sınırlarımıza dayandığında gerçekleştirilen “çok gizli bir operasyondan” bahsetmiştim.

Aralarında “kutsal emanetlerin de bulunduğu manevi değerler ve sanat eserlerinin çinko kaplı özel sandıklara yerleştirildiğini, özel bir trene konularak Niğde ve Ulukışla’daki camilere gönderildiğini” yazmıştım.

Bu camiler ibadete kapatılmıştı.

Askeri birlikler tarafından -kimse içeri girmesin diyekorumaya alınmıştı.


Rusya’nın Niğde ve Ulukışla’sı



Savaştan sonra gene gizlilik korunarak İstanbul’daki saraylar ve müzelerdeki yerlerine götürülmüştü.

“CHP camileri kapattı” iddiaları -belki de- nesilden nesle, telefon oyunundaki gibi kulaktan kulağa bahsedilerek bugünlere taşınmış olabilir. Gerçekten iki camii kapatılmıştı ama içinde “kutsal emanetler” vardı.

Alman uçaklarının olası bombardımanından kaçırılmıştı.

RUSYA DA KAÇIRMIŞTI

İkinci Dünya Savaşı’nda Rusya da benzer bir operasyon yapmıştı.

Şöyle ki... 18 Aralık 1940...

Hitler, Alman ordusuna “tarihin en geniş çaplı askeri harekât emrini” verdi. Hedef Sovyetler Birliği’ydi. Almanların bu harekâtı öğrenilince, Leningrad’da (St. Petersburg) olağanüstü günler başladı.

Örneğin, “Müzelerin Anası” olarak bilinen Hermitage Müzesi’ndeki 3 milyon eserin büyük bölümü sandıklara yerleştirilerek Ural Dağları’na götürüldü. (Yani sadece İnönü dönemindeki Türkiye’de değil, aynı tarihlerde Rusya’da da benzer tedbir alınmış.) Sadece “değerli objeler” değil... Şehirde yaşayan önemli bilim adamları ve sanatçıların da tahliyesine karar verildi.

Ancak kimileri “kenti terk etmeye” karşı çıktı. Bunlardan biri de ünlü besteci Dmitri Şostakoviç’ti.

4 GÖZLÜ YARASA

8 Eylül 1941... Alman orduları Leningrad’ı kuşattı. Hitler “kentin hemen düşeceğinden” öylesine emindi ki şehrin lüks oteli Hotel Astoria’da “zafer onuruna verilecek partiyle ilgili davetiyeleri” önceden bastırmıştı. Hesap edemediği şuydu; Şostakoviç gibi yüz binler Nazilere karşı savaşmak için gönüllü olmuştu! Şostakoviç’e, önce İtfaiyeci görevi verildi. Ders verdiği konservatuvarın damında yangın gözlemciliği yapıyordu. “Dört gözlü yarasa” diyorlardı ona. Israrı üzerine Milis Teşkilatı’na geçti.


SULARA ZEHİR...  AÇLIK...

Hitler köpürüyordu. 8 Kasım’da “3 milyon Leningradlının açlığa mahkûm edilmesi” emrini verdi. Ardından...

“Akarsu kaynaklarına zehir attırdı.”

“Yiyecek depolarını bombalattı.”


Rusya’nın Niğde ve Ulukışla’sı



Leningrad’da kadın ve çocuklar için günlük yiyecek 150 gram ekmeğe kadar indirildi. Bu ekmekte de, yüzde 50 oranında talaş ve başka yenemeyecek katkılar vardı. “Halk, kedi-köpek-farekuş ne buluyorsa yiyordu” artık. Kışın eksi 30 dereceye kadar düşüyordu hava. Hitler, kışın ısıtmada kullanılan akaryakıt depolarını da bombalattı. Ve Leningrad direndi, direndi, direndi...


Rusya’nın Niğde ve Ulukışla’sı



DİRENİŞ SENFONİSİ

Şostakoviç ise fırsat buldukça cebinden kalem, kâğıt çıkarıp notalar yazıyordu. Alevler, kapkara dumanlar, uzaklardan duyulan çaresiz insan sesleri, çanlar, megafonlar ve hava saldırısını duyuran sirenlerin tiz sesi...

Şostakoviç kendini dış dünyaya kapatmış gibi hissetti. “Leningrad Senfonisi’ni” yazmaya başladı.

Artık...

Hiçbir yangın, hiçbir ölüm, hiçbir yokluk ve açlık onu senfonisini yazmaktan alıkoyamayacaktı.

Senfonisinde, insanlığın barbarlıkla mücadelesini anlatacaktı.

Kuşatma altındaki halka umut ve cesaret aşılayacaktı. Her fırsatta yazdı, rüyasında bile senfoninin notalarını gördü Şostakoviç.

....................

Yıl 1942...

Ocak ve şubatta her gün 7 bin ile 10 bin arası sivilin çoğu açlıktan ölüyordu.

İnsanların ekmek alma merkezlerine giderken yolda düşüp can vermesi normal karşılanır oldu.

Bu koşullarda Şostakoviç, “Leningrad Senfonisi”ni bitirdi.

Peki. Eseri kim çalacaktı?

Sanatçıların bir bölümü tahliye edilmişti. Kimi ölmüş, kimi sakat kalmıştı.

Eski müzisyenler, sakatlanmış askerler ve amatörlerden orkestra kuruldu.

Çalışmak güçtü.

Soğuktan elleri müzik aletlerini tutamıyordu.

Zorluklar aşıldı.

“Senfoninin kurtuluşu getireceğine” dair inanç oluştu.


Rusya’nın Niğde ve Ulukışla’sı



HER GÜN ÇALINDI

9 Ağustos 1942.

Şostakoviç’in eseri Leningrad Senfonisi radyodan çalındı.

Müziği hem Almanlara hem de Ruslara ulaştırabilmek için de çok güçlü hoparlörler kuruldu.

Rus halkı güç ve moral kazansın, düşman ise umutsuzluğa kapılsın diye.

Her gün defalarca çalındı.

Herkesin dilinde senfoni mırıltısı duyulur oldu. Direnen halkına büyük moral veren Şostakoviç’e, 1941 ve 1942’de “Kızıl Bayrak İşçi Nişanı ve Stalin Ödülü” verildi.

...................

27 Ocak 1944...

872 gün sonra...

Almanlar pes etti.

Çekilmek zorunda kaldı.

Bu süreçte Sovyetler, Leningrad’da 3 milyon fazla askerini ölü, kayıp ve yaralı verdi.

Sivillerden 1 milyona yakın can kaybı oldu.

Leningrad’daki yıkım ve insan kayıpları, Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarının yol açtığı kayıpların üstündeydi.

Kuşatma “soykırım” olarak kabul edildi. 10 milyon 700 bin asker ve 11 milyon 400 bin sivili kaybetmesine rağmen Sovyetler Birliği, Berlin’e kadar gidip Hitler’i yenmeyi başardı.

Yıllardır ABD’nin filmlerini seyredenler, “savaşın sadece Amerikalılar sayesinde kazanıldığını” sanıyor olabilir.

Bu madalyonun bir yüzüdür. Madalyonun diğer yüzündeki gerçek de yukarıdaki satırlardadır.

Hitler’i “Şostakoviç’lerin direnişi” de yenmiştir.