Trump: “Asla pes etme...”

Trump kendine Latince bir “arma” yapmış.

“Numquam concedere” söylemi...

Anlamı “Asla pes etme...”

Yani...

Hedefi “ne olursa olsun seçim sonuçlarını tersine çevirmek...”

Trump, Temsilciler Meclisi üyelerine, senatörlere, mahkemelere baskı yapıyor.

Halkın iradesini tersine çevirmek onun adeta tutkusu olmuş.

Oysa...

Biden’ın “ABD seçilmiş başkanlığı” şu satırların yazılmasını izleyen saatlerde kesinleşecekti.

Her eyalette ayrı ayrı “The Electoral College (Seçiciler Kurulu)” formalite gereği Biden’a oylarını verecekler.

Kullandıkları oyların her birinin   6 nüshasını da imzalayacaklar.

Bir nüsha ABD Senato Başkanı’na...

İki nüsha Eyalet Genel Sekreteri’ne...

İki nüsha Ulusal Arşiv ve Kayıt İdaresi’ne...

Bir nüsha Seçicilerin Bulunduğu Bölge Mahkeme Başkanı’na...

..................

Kongre 6 Ocak’ta Başkan Yardımcısı Pence başkanlığında toplanacak.

Kendilerine gelen oy nüshalarını son kez sayacak.

Kazanan Biden, 20 Ocak’ta yemin ederek Başkanlık görevine başlayacak.

Trump: “Asla pes etme...”

SAYILI GÜNLER

Trump’ın ise Beyaz Saray’daki günleri sayılı...

Ama...

Hâlâ gitmemek için çırpınıyor.

Dava üstüne davalar açıyor.

Kongre’nin en az 126 Cumhuriyetçi üyesinden de “Teksas davası” için imza aldı.

Üstelik bu imzacılardan 17’si “Teksas davası” ile seçim sonuçlarının geçersiz sayılması istenen eyaletlerin seçilmişleri.

Kendi seçim zaferlerinin ve kendi eyalet seçimlerinin meşruiyetine meydan okuyan bu mektuba imza attılar.

Onların, Trump’ın seçim sonuçlarını tersine çevirmek ve -her şeye rağmen- iktidarda kalmak için girişimlerine destek vermeleri şaşırtıcı.

NİHİLİZMİ KUCAKLAMAK

New York Times’ın editoryal sütununda Trump’ın ve Cumhuriyetçi parlamenterlerin mahkemeler yoluyla Beyaz Saray’da iktidarı sürdürme çabaları “nihilizmi (inkârcılık) kucaklamak” diye tanımlanıyor.

Latince “hiç” anlamına gelen “nihil”den türeyen “nihilizm felsefesinin” referans isimleri Nietzsche, Feuerbach, Camus, Schopenhauer, Sartre’dir.

Trump ve destekçileri tarafından Biden’a Başkanlık seçimini kazandıran oyların “hiçliği, yokluğu” iddia edilmektedir.

Demokrasi için tehlikeli!..

Halkın sandığa güvenini yıpratıyor, seçimlerin meşruiyeti hakkında şüpheler uyandırıyor.

Bu da sadece Biden değil Amerikan’ın gelecek başkanlık seçimlerine de gölgeler düşürebilir.

Trump: “Asla pes etme...”

200 MİLYON DOLAR

The Times’da Charles M. Bloq şöyle yazıyor:

Başkanlık,

Trump’a her zaman arzuladığı ama asla sahip olmadığı bir şey verdi; “sürekli

ilgi ve meşru güç...”

Bunlar bir kez tadılmasın...

Sonsuza dek arzulanır.

Trump Amerikan demokrasisine asla inanmadı. Demokrasi perdesinin arkasında diktatörlük yapmak istedi.

Şimdi de meşru olarak kazanamadığı gücü kullanmak çabasında.

Evet...

İsteseniz de istemeseniz de Trump bir tür darbe

girişiminde bulunuyor.

Charles M. Bloq

“Trump’ın oyları yeniden saydırmayı sağlamak için seçmenden 200 milyon dolar dolaylarında bağış topladığını” da iddia ediyor.

.................

Trump ne yaparsa yapsın nehrin akışını tersine çeviremeyecek.

TELEFONUMU DİNLEYENLE KONUŞTUM

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “telefonunun dinlendiği” yolunda açıklamalar yaptı.

“Telefonumuzun dinlendiğini” anlayabilir miyiz?

Çeşitli iddialar var.

“Sesin yankılanıp geri geliyorsa, telefonla konuşurken bazı tıkırtılar işitiyorsan... Karşı tarafın sesi bazen azalıyor, bazen yükseliyorsa” gibi...

Benim ilginç bir “telefon dinleme” deneyimim olmuştu. (*)

Anlatayım...

...................

12 Eylül 1980 darbesi

öncesiydi.

Her gün soldan ve sağdan 20’şer, 30’ar insanımız öldürülüyordu.

Ortam çok gergindi.

Ülkenin eski başbakanı bile suikast yapılmıştı.

Bir gazetenin Genel Yayın Yönetmeni’ydim.

Telefonda Ankara’dan bir siyasetçiyle konuşuyordum.

İktidar için ağır kelimeler kullanıyor hatta küfrediyordu.

Onu “Telefonlarımız dinleniyor olabilir” diye uyardım.

Bu kez “Dinleyenin de ........” diye küfretti.

“Dinleyene niye küfrediyorsun, o da emir kulu... Üstleri emir vermiş, dinle demiş, o da dinliyordur” dedim.

Ve daha sözümü bitirir bitirmez telefonda bir ses:

“Güneri Bey teşekkür ederim. Bize ne emir verirlerse onu yapıyoruz. Devlet memuruyuz” dedi.

“Kusura bakmamasını, onun devlet memuru olduğunu anlayışla karşıladığımızı” söyledim.

Trump: “Asla pes etme...”

Teşekkür etti.

Anlaşılan, o zamanlar adam adama markaj tekniğiyle dinlemeler yapılıyormuş.

Aradan 40 yıl geçti.

Teknik çok ilerlemiş olmalı.

Aynı anda yüzlerce, binlerce kişinin dinlenebildiği söyleniyor.

Gizli kapaklı işim olmadığı için telefonumun dinlenmesini hiç de sorun yapmazdım.

Ama...

İlke olarak haberleşme, iletişim özgürlüğünün güvence altında olması gerektiğine de inanıyordum.

Şimdi de aynı ilkeli duruşumu sürdürüyorum.

Kamu güvenliği gibi nedenlerle her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de dinlenme yapılabilir ama mahkeme kararıyla.

Ve süresiz değil.

.................

(*) Bu anımı belki daha önce de yazmış olabilirim.

Burhan Ayeri’ye veda...

Trump: “Asla pes etme...”

Sevgili Burhan Ayeri’yi de kaybettik...

İlk Genel Yayın Yönetmeni olduğum yıllarda en yakın çalışma arkadaşlarımdan biriydi.

Haber Müdürü’ydü.

Tek kelimeyle müthişti.

Sabah gazeteye geldiğimde ilk görüştüğüm kişi o olurdu.

Elinde uzun bir kâğıt ruloyla gelirdi.

Şehir haberleri...

İç ve dış politika...

Ankara, İzmir haber listeleri...

Almanya, Amerika, Fransa, İngiltere bürolarından haber başlıkları...

Ekonomi haberleri...

Kültür ve Sanat haberleri...

Bütün bunların yanına açıklayıcı notlar yazmış olurdu.

Önem verdiklerinin altlarını çizerdi.

Kahvelerimizi içerken bir yandan notları okur, bir yandan da konuşurduk.

Sonra aşağıya yazı işleri toplantısına inerdim.

Dürüst adamdı.

Haber namusu tartışılmazdı.

Zekiydi, hafızası güçlüydü.

Sonra Güneş gazetesini kurarken de bir diğer yakın çalışma arkadaşımız Oğuz Demircioğlu’yla birlikte geldiler.

Orada da Haber Müdürü’ydü.

.......................

Gazete yönetimi kariyerimde önemli bir katkısı vardır.

Yıllardır görüşemiyorduk.

Vefatını öğrenince içim sızladı.

Nur içinde yat sevgili kardeşim.

DİĞER YENİ YAZILAR