Yo-Yo Ma yapmış, Türkiye de yapar...

Yo-Yo Ma yapmış, Türkiye de yapar...

Göçmen kültürlerin birleşmiş renkleri.

YO-YO MA ve orkestrası “fikir ve kültür göçmenlerinden” oluşuyor.
Tarihi İpek Yolu üzerindeki ülkelerin ırklarını, renklerini, inançlarını temsil eden müzik insanları ve enstrümanları ile kulaklarımıza ve gözlerimize gökkuşağı gibi bir yelpaze açtılar.
Onlara bakarken umudum yükselişe geçti.
Şöyle düşündüm:
“Bunca ülkeyi, inancı, kültürü, ırkı bir araya getirmişler. Bu orkestra ahengini kendi sınırlarımız içindeki renklerden biz de harika bir mozaik neden oluşturmayalım?
Evet...
Yapabiliriz.”
Geceye solist olarak katılan Aynur’un Kürtçe şarkılarıyla aldığı alkış da bir işaret.

Yo-Yo Ma yapmış, Türkiye de yapar...

Konserin en ilgi çekeni Cristina Pato ile Raffles’in barında söyleşi anısı.

BİRLEŞMİŞ RENKLER
Zorlu Center’ın konser salonunda “hiç bitmesin” istediğim destansı bir geceydi.
15 Grammy ödüllü, Harvard mezunu büyük müzik adamı Yo-Yo Ma, 1998 yılında Pasifik Okyanusu’ndan Akdeniz boyunca uzanan “Silk Road (İpek Yolu)” hareketini kurmuş.
“Kâr amacı gütmeyen ve küresel kültürleri bir araya getirmek” amaçlı bu grupta tarihi İpek Yolu üzerindeki her renk ırk ve inançtan müzik insanları kendi coğrafyalarına özgün enstrümanlarıyla sahnedeler.
Bir küresel giysi markasının “birleşmiş renkler (united colors)” reklamını anımsatıyor.
Fark o ki, “reklam” değil “gerçek...”

GAYDA ÇALAN KADIN
Topluluğun yaptığı müziğin yanı sıra her birinin “soloları” nasıl da güzeldi.
Hele İspanyol Cristina Pato...
Genç ve güzel kadın piyano ve “gayda”, evet, yanlış okumuyorsunuz, İskoç nefesli sazı “gayda” çaldı.
Meğer gayda Cristina’nın doğum yeri olan -kültür şehri- Galiçya’nın da enstrümanıymış.
Harika sesi var.
Etnik müziğe sesiyle de katıldı.
Konser sonrası onunla ve Yo-Yo Ma ile Zorlu Center’ın içindeki Raffles Hotel’in barında ayaküstü söyleştik.
Cristina da “müzik doktorası” yapmış. (Piyano, müzik teorisi, oda müziği, dijital güzel sanatlar dallarında masterleri de var.)
Yo-Yo Ma da, Cristina da mütevazı, neşeli, sıcacık insanlar.
........................
Bu arada Yo-Yo Ma’nın tevazuu yanında sazlarının asaletini de yazayım; “1733 yılı Montagnana çello ve 1712 Davidoff Stradivarius...”
Dünyadan fırlatılan bir uyduya uzayda başka canlılar varsa iletişim kurulabilsin diye piyanist Glenn Gould’un çaldığı bir Bach yüklenmişti.
Yo-Yo Ma sayısız ödülünün yanı sıra Glenn Gould ödülünün de sahibi, Beyaz Saray’da “Arts & Humanities dalında Başkanlık Komitesi üyesi.”

Yo-Yo Ma yapmış, Türkiye de yapar...

İslami terörist şüphelisi Çeçen genç ile Alman kadın avukat kaçarken.

PERDEDE EL KAİDE/TÜRKİYE

JENERİKTE Derya Alabora ve Tamer Yiğit adlarını okuyunca şaşırdım.
Philip Seymour Hoffman, Rachel McAdams, Grigoriy Dobrygin, Willem Dafoe gibi isimlerin arasında iki Türk adı...
Ne iş?
Film akmaya başlayınca anlaşılıyor.
Seymour Hoffman, Almanya gizli servisinde anti terör birim şefi. Hamburg’da Müslümanlardan toplanan yardım paralarının bir kısmının Ortadoğu’da eylem koyan El Kaide’ye gittiğini kanıtlamaya çalışıyor.
Önce Rusya’da, sonra Türkiye’de hapis yatmış, Hamburg’a kaçak giriş yapmış terör örgütünden olduğu tahmin edilen bir Çeçen gencin üzerinden sonuç almaya çalışıyor.
Çeçen genç ise Hamburg’da çalışan bir Türk ana oğulun evinde misafir edilmekte.
John le Carre’nin kitabından bir gerilim filmi.
Seymour Amerikalılar ve kendi devleti tarafından aldatılan “iyi polis/ajan.”
İslamı terör üzerinden okuyan, şartlanmış/ön yargılı bir film değil bu.