Gürkan Akgüneş

Gürkan Akgüneş

gurkan.akgunes@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Dezenfektan kullanımı bu yoğunlukta devam ederse daha kirli ve daha hastalıklı bir çevre kaçınılmaz

Yaşam bir bütün. Kelebek etkisi doğanın her zerresinde süregiden bir yapı. Ekosisteme en ufak bir müdahale dahi hiç umulmadık sonuçlar yaratabiliyor. İşte bugün koronavirüs endişesiyle her yanımıza boca ettiğimiz dezenfektanlar için de benzer bir endişe hâkim. Mikrop öldürücü o kimyasalların yarın başka hastalıklara davetiye çıkaracağı öngörülüyor. Çünkü o dezenfektanlar, atık suları temizleyen dost bakterilerin adeta canına okuyor. O bakterilerin ölmesi ise su kaynaklarının kirlenmesine, sudaki canlı yaşamının altüst olmasına ve nihayetinde antibiyotik direncine yol açıyor.

Haberin Devamı

Dost bakterileri öldürmeyin



Bilim dünyası, koronavirüs sonrası dönemde, dezenfektan kullanımındaki artış yüzünden yaşanacak değişimler konusunda çok kaygılı. Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Ulaş Tezel de buna işaret ediyor ve aynı kaygıyı şöyle dile getiriyor: “Bugünkü yoğun dezenfektan kullanımı, bize antibiyotik direnci olarak dönecek ve hastanelerde antibiyotik direnci nedeniyle kayıplar yaşayacağız.”

Temizlikçi bakteriler


Tezel, son dönemde yayınlanan birçok makalede bu riske dikkat çekildiğini söylüyor. “Temizlikçi bakteriler” alanında çalışan Tezel, bakteriler olmadan atık suları arıtmanın mümkün olmadığını, doğadaki hemen hemen tüm temizliği bakterilerin yaptığını belirtiyor. Ancak buna rağmen, Avrupa’da mikroorganizmalara yönelik yıkıcı etkisi nedeniyle yasaklanmaya hazırlanan kimyasallar bile salgın sürecinde ürüne dönüştürülüp kullanıma sokulmuş. Doç.Dr. Tezel’e göre, dezenfektan kullanımı bu yoğunlukta devam ederse daha kirli ve daha hastalıklı bir çevre kaçınılmaz.

“Mikropların yüzde 99.9’unu öldürür” diye reklamı yapılan kimyasallara bir de bu gözle bakmakta fayda var. Çünkü öldürdüklerimiz arasında, kirlettiğimiz dünyayı yaşanabilir kılan mikroorganizmalar da bulunuyor. Mesela denizlerde petrol kirliliği yaşandığında devreye hemen, “alcanivorax borkumensis” bakterisi giriyor ve petrolü yiyerek kirliliği bertaraf ediyor. Yer altı sularında radyoaktif atık biriktiğinde de imdada, “geobacter” yetişiyor. “Anammox” bakterisi de nitrojen ve amonyakla beslendiği için, atık sulardaki kirliliği doğal yoldan azaltıyor. Belki de günümüzün en büyük çevre sorunu plastik kirliliğini de, Japonya’da keşfedilen “ideonella sakaiensis” bakterisi ortadan kaldıracak. Tabii biz, doğanın kendini temizleme gücünü yok etmezsek.

Haberin Devamı

Dost bakterileri öldürmeyin

Organik aldatmaca

“Her şey doğal, hepsi organik!” Son yıllarda hangi etikete, hangi tabelaya baksak; katkısız, doğal ya da organik ibaresini görüyoruz. Hatta neredeyse tüm tavuklar bir anda organik yumurtlamaya başladı. Marketlerdeki organik reyonları artık normal yumurtadan bile daha fazla yer kaplıyor. Her gün bir yenisi eklenen markalar da cabası. Ama bakıyorsunuz, çoğu üretici bile değil!

Yumurta Üreticileri Birliği (YUM-BİR) Başkanı İbrahim Afyon da, bu kadar organik yumurtanın pazara nasıl geldiğine kendilerinin dahi akıl erdiremediğini söylüyor. YUM-BİR’in verilerine göre, Türkiye’nin organik tavuk sayısı 800 bin. Bu da ortalama günlük 650 bin yumurta demek. Bu rakam, günlük yumurta üretim kapasitesinin sadece yüzde 1’i. Her 100 yumurtadan 1’i organik olabilecekken bu bolluk gerçekten de şaşırtıcı!

Tabii benzer şüphe, tarımsal üretim için de geçerli. Organik sertifikası veren bazı kuruluşların zaman içinde Tarım ve Orman Bakanlığı’nca faaliyetten men edildiğini biliyoruz. Ayrıca, sertifika kuruluşlarının para kazandıkları çiftlikleri denetlemesi gibi suiistimale açık bir yapı da var. Diğer yandan, pazarda, manavda satılan ürünlerin çoğunun “organik” diye etiketlendiği de ayan beyan ortada. Hal böyleyken organiğin aldatmacaya doğru evrilmemesi için yeni düzenleme ve tedbirlerin konuşulma zamanı geldi de geçiyor.