Manzara virüsten beter

Çözümü, Kenya’da uygulanan yasaklarda mı yoksa herkesin kendi zabıtası olmasında mı ya da gereksiz tüketimin azaltılmasında mı aramalıyız?

Koranavirüs karantinasının sona erdiği ilk hafta sonu her yanı çöpe buladık. Orman, park, sahil, deniz... İnsanın ayak bastığı her yerde manzara içler acısıydı. Oysa ne kadar çok sevmiştik insansız doğayı. Kuş seslerini, Boğaz’da dans eden yunusları, parklarda otlayan keçileri… Şimdi hepsi geride kaldı. Artık, yemek artıkları, boş şişeler, plastik atıklar, gıda ambalajları ve tabii ki maske ile eldiven çöpleri var gözümüzün değdiği her yerde.

 Peki, neden bu kadar hoyratız çevreye karşı? Yanıtı Çöpüne Sahip Çık Vakfı’nın geçen yıl yaptığı araştırmada saklı. O araştırmaya göre halkımız çöpe, “Attığımda belediye alıyor ya da temizliyorsa çöp sorunu yoktur” diye bakıyor. Maalesef insanların büyük bölümü, toplanan çöplerin nereye gittiği, nasıl yok olduğu, geri dönüşüp dönüşmediğiyle ilgilenmiyor.

Manzara virüsten beter

Çöpe Kenya modeli

Oysa ülkece hedefimiz “Sıfır atık”tı. Bu yılın sonu itibarıyla nüfusun yarıya yakını sıfır atık kapsamına girecek. Böylelikle bırakın yeşil alanlara maske ya da pet şişe atmamayı; evlerimizdeki çöpü dahi ayrıştırmamız gerekiyor yönetmeliğe göre. Tabii yapacak mıyız? Sanmam. Yönetmelikte yapmayana ceza da yok maalesef. Bu coğrafyada gönüllülükle çöp bilinci oluşturmanın mümkün olmayacağını hafta sonu bir kez daha anladık. Çöpü çöpe atabilmemiz için cezai yaptırım şart. Caydırıcı cezalar, yasak zamanı sokağa çıkmayı engelledi. Bunu bir şekilde çevreyi kirletenlere de uyarlamalıyız mutlaka. Ya da ciddi yasaklara ihtiyaç var. Kenya’da olduğu gibi! Kenya, geçtiğimiz günlerde ulusal park ve sahillerde tek kullanımlık plastik ürünleri yasakladı. Doğal alanlarda izmarit, plastik şişe, tabak, bardak, pipet vb. atıkları görmek istemiyorlar. Bizde de ormana, plaja tek kullanımlık plastiklerle gidilmese mesela! Sadece atık bırakmayacak sofralarla piknik yapılabilse!

Geri dönüşmüyor

Tabii bu tüketim alışkanlıklarında değişikliği ve çöpü daha oluşmadan düşünmeyi gerektiriyor. Zaten, Çöpüne Sahip Çık Vakfı Genel Müdürü Emrah Bilge de en çok bu noktaya vurgu yapıyor: “Atık yönetimi atık oluştuğu anda değil, bir şeyi satın aldığımız anda başlar. Bunun anlamı çöpü azaltmanın birinci adımının tüketimi azaltmak olmasıdır. İhtiyacımız kadar tüketmeye, tükettiğimiz şeylerin ambalajlarına, geri dönüştürülür olup olmadıklarına dikkat ederek ilk adımı atabiliriz. Buna tek kullanımlık ürünlerden uzak durmayı da eklememiz gerekiyor. Plastik/kâğıt bardaklar, tabak-çatal-bıçak gibi ürünler düşünmeden kullanıp atıyoruz ve büyük bölümü geri dönüşüme gitmiyor maalesef. Bunların yerine yeniden kullanılabilir alternatiflere yönelmeliyiz.”

 Kendinin zabıtası

Bilge’ye, Avrupa’daki plastik şişeye depozit uygulamasının Türkiye’de işe yarayıp yaramayacağını da sordum. “Önemli bir adım” olacağını söyledi: “Çevredeki çöplerin çok büyük bölümü ambalaj atıkları. Tüm ambalajlar için depozito uygulamasına geçilmesi büyük yarar sağlar. Bunun tüm dünyada gündeme geldiğini görüyoruz. Türkiye’de de depozito uygulamasına yönelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlıklar gerçekleştirildiğini biliyoruz. En kısa zamanda uygulanmalı. Ceza ve ödül/özendirme yararlı olan önlemler. Ama aslında bu sorunun tek çözümü, her bireyin kendi kendinin zabıtası olmasında yatıyor. Kendi sorumluluğumuzu üstlenir, buna göre davranır ve çevremizdekileri de teşvik edersek sorun kendiliğinden ortadan kalkacak. Çöpün azalması israfın, gereksiz tüketimin azaltılmasından, tek kullanımlık ürünlerden uzak durmaktan geçer. İlk adımı burada atmalıyız hepimiz.”