Yapay eti raflarda görecek miyiz?

Endüstriyel hayvancılık “sürdürülemez” olarak değerlendiriliyor. Yapay et arayışıyla çözüm bulmak hedefleniyor. Amaç, ucuz ve sürdürülebilir yolla hayvansal protein ihtiyacını karşılamak. Fakat şimdiye kadar bunu mümkün kılacak üretim henüz gerçekleşmedi.

Yapay etin yankısı kendisinden önce geldi. Bırakın sofralara gelmesini, daha ticari üretimi dahi başlamadan “yapay et” karşıtları oluştu. Laboratuvarda üretilecek ete karşı olanların aynı zamanda aşı karşıtı olması da pek tesadüf değil aslında. Çünkü halkımızın önemli bir bölümü, laboratuvarlarda insanlığın sonunu getirecek şeyler arandığına inanıyor. İlginç olansa karşı çıkanların endişelerinin yapay et için çalışanlarla benzeşmesi. Karşıtlar da “Hayvancılık bitecek”, “İnekleri rahat bırakın” diyor, laboratuvarda et üretmek isteyenler de...

Gerçekten de et-süt üretiminde alarm zilleri epeydir çalıyor. Fiyatlardaki anormal artışlara yansıyan yem sorunu, hayvanların refahı, aşırı popülasyonun çevresel etkisi ve küresel ısınmadaki payı nedeniyle endüstriyel hayvancılık “sürdürülemez” olarak değerlendiriliyor. Yapay et arayışıyla bu sorunlara çözüm bulmak hedefleniyor. Amaç, ucuz ve sürdürülebilir yolla hayvansal protein ihtiyacını karşılamak. Fakat şimdiye kadar bunu mümkün kılacak üretim henüz gerçekleşmedi. Laboratuvarda hücre kültürüne dayalı et üretimi hem çok pahalı hem de etik açıdan sorunlu. Çünkü hücrenin beslenerek ete dönüştürüldüğü sıvı, gebe ineğin fetüsünden üretiliyor. Ancak bir Türk girişimi, mikroorganizmalardan ürettiği solüsyonla bu soruna çözüm bulduğunu iddia ediyor.

Birebir aynı vurgusu

Kültür eti üretim teknolojisi alanında çalışan Biftek.co’nun kurucu ortağı Kerem Erikçi, solüsyonlarının yapay eti hem hayvana ihtiyaç olmadan hem de ucuz hale getireceğini söylüyor. Tabii “yapay et” terimini kabul etmiyor. Çünkü doğal sürecin laboratuvara taşınmasıyla etin doğal yapısında değişim yaşanmadığı görüşünü taşıyor: “Üretimi kabaca şöyle tarif edebilirim: canlı hayvandan alınan kök hücreleri laboratuvar ortamında kas hücresine dönüştürmek ve o hücreyi besleyerek et elde etmek. Biz hücrenin beslenip bölünebileceği besi ortamını; yani solüsyonu geliştirmek için çalışıyoruz. Çünkü bu solüsyon çok pahalı. 1 kilo et 3 bin dolara mal oluyor. Amacımız bunu 50 doların altına indirmek ve hayvan yavrusundan elde edilen seruma bir alternatif sunmak. Kültür eti üreten firmalara solüsyonumuzu gönderdik. Denemeler yapılıyor. Kendi reaktörümüzde 1-2 gramlık üretimin mümkün olduğunu gördük, ama büyük çaplı üretim denenecek. Önümüzdeki yıl 100-200 gramlık burger etini çok ucuza üreteceğimizi öngörüyoruz. Çıkan et, birebir aynı oluyor. Henüz tadına bakacak büyüklükte bir üretim olmadı, ama sağlık açısından da şu anda yediğiniz etten daha da sağlıklı. Çünkü endüstriyel hayvancılığın arka planı oldukça kirli. Dünyadaki antibiyotiğin yüzde 80’i hayvancılıkta kullanılıyor. İnsan ırkı, kendi karnını doyurabilmek için 80 milyar hayvanı beslemek zorunda. Tarımın yüzde 70’i hayvanların karnını doyurmak için yapılıyor ve bu işin sonu uçurum. Bir nokta gelecek, insanlık açlıkla karşı karşıya kalacak. O yüzden dünyanın protein ihtiyacını hayvandan ari karşılamamız gerekiyor.”

Yapay eti raflarda görecek miyiz

Veganlar karşı

Öte yandan laboratuvarda üretilen etin satışına şu an sadece Singapur’da izin verildiğini de söyleyelim. Bitkisel kökenli proteinlerden üretilerek aromalarla ete benzetilen ürünler ise tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de satılıyor. Bu ürünleri veganlar da tüketiyor ama veganların yapay ete bakışı olumsuz.

“Üretim teknolojisi hayvan kullanımına dayandığı için laboratuvar etini etik bulmuyoruz” diyen Vegan Derneği Türkiye (TVD) Başkanı Ebru Arıman, “Bizim için önemli olan sadece gıda sisteminde değil her alanda hayvana yönelik zulmü sonlandıracak uygulamaların hayata geçirilmesi. Bugün herkesin mutfağında bulunabilen temel malzemelerle bitki kökenli etler hazırlayabiliyoruz. Sadece sebze ve bakliyat temelli vegan köfte/et markaları da var. Geçiş sürecindeki veganlar bu tip ürünlere ihtiyaç duyabiliyor. Ancak hayvan sömürüsü kırmızı çizgimiz. Sorunun kaynağı; çiftlik ve köylerde hayvan sömürüsüne dayalı üretim şekli ve hayvanların her alanda ‘mal’ olarak görülmesi. Dünya üzerindeki memeli türlerinin yüzde 70’i yaşam hakkı ellerinden alınarak eti ve sütü için üretilip öldürülen hayvanlar. Milyarlarcasını öldürmek amacıyla ürettikten sonra sofralarımıza sunanlar, bunu ‘sağlıklı beslenme’ olarak kabul ettirmeye çalışıyorlar. Oysa hayvansal gıdalar olmadan da gayet sağlıklı olunabildiğinin kanıtı dünya çapındaki milyonlarca vegan. Hayvanlara acı çektirip, suni yollarla çoğaltıp genetikleriyle oynayarak dünyanın dengesini bozduk. İnsan dahil doğadaki bütün canlılara zarar verir haldeyiz. Hayvancılığın küresel ısınmadaki payı insan eliyle üretilen karbon emisyonlarının yüzde 14.5’i seviyesinde. Bu durum hem sürdürülebilir hem de etik değil.”