11 Eylül belgeleri açıklansa ne olacak?

9 Eylül 2001’de bir uluslararası yayın kurumunun Türkçe bölümünde görevliydim; uzun seferlere çıkacakları için bütün depoları yakıt yüklü dört uçaktan ikisini, 19 teröristin New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne ait iki gökdelene çarptırmasını canlı yayında izledik. Meslektaşlarımla o sırada kendi yayınımızı yapıyorduk, ama bütün televizyon kanallarında seyrettiğimiz olayı yayında aktarmamıza izin verilmemişti. Sebep basitti: Sadece elimizde bir kaynak var; olayı diğer kaynaklardan doğrulatmış değiliz.

9 Eylül’ün esrarı, olay olurken başladı. ABD Afganistan’da Sovyet işgaline karşı oluşturduğu “Mücahidin” dediği silahlı ve eğitimli grubu başıboş bıraktığı günden beri, bu grubun başına getirdikleri Usame Bin Ladin’in hızlı bir şekilde eski patronlarının aleyhine döndüğü, küresel bir örgütlenmeye gittiği biliniyordu. O kadar ki, bu örgütün bilinen bütün üyeleri, ABD’nin ya arananlar ya da ülkeye sokulması yasak kişiler listesindeydi. Örneğin, gökdelenlere çarpan uçaklardan birini ele geçiren Mısırlı Muhammed Atta tanınan, bilinen bir teröristti, ama diğer 18 kişiyle birlikte ABD’ye girip, Florida’da jet pilotu eğitimi almıştı.

Amerika gibi, CIA’sıyla, FBI’ıyla, dünyaya istihbarat dersi veren bir ülkede böyle bir “hata” olabilir miydi?

New Jersey’den kalkan uçağın yolcuları korsanları etkisiz hale getirmeye çalışmasaydı ve uçak Pennsylvania’da bir tarlaya düşmeseydi, teröristler ABD başkanı Bush’u ve Beyaz Saray’daki görevlileri de öldürmüş olacaklardı ve bu terörizm mutlaka çok daha vahim sonuçlar doğuracaktı. Daha sonra, ABD savunma yapılanmasının beyni niteliğindeki Pentagon’a çarpan uçakla ilgili bir Fransız belgeseli, olayın üzerine bir “askeri kaynaklı hükümet darbesi” şüphesi çekti ve bu şüphe 20 yıldır kalkmadığı gibi, giderek güçlendi.

Olayın kurbanı bütün ABD’dir; ancak uçakların çarptığı İkiz Kuleler’de, uçaklarda ve kurtarma sırasında can veren 2 bin kişinin yakınları, 11 Eylül’ü kuşatan esrar perdesini kaldırmak için harekete geçmediği takdirde, önümüzdeki cumartesi günü yapılacak 20’nci yıl dönümü törenlerinde Başkan Biden’ı istemediklerini açıkladılar. Biden geçen hafta bir kararnameyle 11 Eylül hakkındaki hükümet belgelerinin açıklanması talimatını verdi; ancak açıklanacak belgelerin belirlenmesi ve gizli kalacakların ayıklanması konusunda birçok yeni kural koydu.

Ortada, Afganistan, Irak ve Suriye ile Afrika’da en az yedi ülkede siyasal düzeni altüst eden, rejimleri deviren, sınırları değiştiren, bir devri başlatan bir “şey” var. Bu, her ne ise, acaba, ABD’nin gizli bir belgesinin açıklanmasıyla bütün insanlığın zihinlerindeki sorulara cevap sağlayacak bir aydınlanma mümkün müdür? Bu konuda kuşku belirtenlerin başında birçok ünlü ve etkili siyasetçi, muhafazakâr yazar geliyor. Birkaç iyimser liberal dışında, ABD’de hiç kimse 20’nci yılında 11 Eylül’ün tümüyle aydınlanmasını beklemiyor.

Mahkemelerin olaya el atıp soruşturmasına izin veren yasayı, Bush ile tamamen ayrı kamptaki Obama’nın veto ettiğini unutmamak gerekir. Bu “şey” her ne ise ABD’de öyle derinlere iniyor ki çözülmesi daha çok 20 yıllar alacağa benziyor.