ABD’nin insan hakları raporu

20’nci yüzyılın son 25 yılında ülkemizde olup biten birçok insan hakları ihlaline ilişkin ayrıntıları önce ABD dışişleri bakanlığının Kongre’ye sunduğu raporunda okurduk. Birçok ihlalin, iş başında olan askeri rejim veya onun baskıcı uygulamalarını sürdüren sözüm-ona sivil yönetimlerin gizlediği ayrıntıları bu raporda yer alırdı. Gazeteler yine de tam olarak aktaramazlardı ama hükumetler veya yetkileri hükumeti bile aşan vesayet odakları bir müttefik ülkenin Türkiye hakkındaki raporuna ilişkin iki üç paragraflık bir haberi sineye çekmek zorunda kalırlardı.

Zaman değişti; Türkiye’de sistemli insan hakları ihlalleri bitti. 2002’den sonra, özellikle AK Parti hükumetlerinin, vesayet rejiminin kalıtımsal egemenliğine tek tek kurumları reforma tabi tutarak ortadan kaldırmasına paralel olarak ya insan hakları ihlalleri azaldı ya da olanların yazılması, kamuoyunun dikkatine sunulması engellenemez oldu. Geçen gün bir TV sohbetinde, 1990’ların sonunda GAP bölgesinde bir fotoğraf turunda şoförümüzün Kürtçe müzik kasetlerini araçta bırakmaya korktuğunu hatırladım. Rahmetli Özal Türkiye’ye çağ atlatan hamleler yapıyordu; ama en temel insan hakları, örneğin anadilini öğrenme ve öğretme hakkı, tartışması bile yapılamadan, inkâr edilebiliyor; halkımız Kürtçe müzik kaseti bulundurmaktan korkuyordu.

Devir değişti; o şoförümüzün doktora yapan Zelal isimli bir kızı var.

Devir sadece isteme haklarımız açısından değişmedi; kişilerin bedenlerinin ve onurlarının korunması, dava açma imkânı, işkence, hukuksuz tutuklanma, yargılanma hakkı; mülkiyetin korunmasından tutun basın özgürlüğü, ifade serbestliği gibi evrensel hukukun insanlara tanıdığı her türlü hak ve özgürlük de ülkemizde uygulanıyor.

ABD’nin 2020 ülke raporları arasında yer alan Türkiye insan hakları raporuna bakarsanız, ülkede bunların hiçbiri yok. Rapor PKK ile yapılan mücadeleyi meşru bir hak olarak görmediği için, şu kadar teröristin öldürülmesi şu kadar teröristin tutuklanması hak ihlali olarak sıralanıyor. Rapor hala Fetullahçı Terör Örgütü’nden “Gülen Grubu” diye söz eden bir anlayışla kaleme alındığı için, sadece PKK teröristleri ile mücadeleyi değil ama FETÖ teröristleri ile mücadeleyi de “hak ihlali” olarak kaydediyor.

Raporun zaafı sadece bu değil, fakat aynı zamanda geçen yıl salgın sebebiyle kapalı olan ABD elçiliği ve konsolosluklarının yerini bir takım başka derneklerin ve grupların alması sebebiyle rapora katılan zihniyet ve bakış açılarının da açık ve seçik Türkiye aleyhtarı katkıda bulunduğu kolayca görülüyor.

ABD’nin FETÖ’yü terör örgütü saymadığı, Adli Yardımlaşma Anlaşması çerçevesinde, örgüt elebaşını ve diğer elemanlarını 15 Temmuz darbe girişimine katkıları iddiasıyla yargılanmak üzere iade etmemesinden bellidir. Böyle bir hükumetin kaleme alacağı insan hakları raporu elbette tümüyle hükümsüzdür.

Kendi parlamentosu üç ay önce teröristlerce basılan bir ülkenin, başkalarına insan hakları dersi vermesi ise başlı başına bir garipliktir.