Çaresizlik duygusuna esir olmayın!

8 Haziran 2017

Evli çiftlerin istemesine rağmen çocuk sahibi olamamasının, yani kısırlığın ülkemizde psikolojik ve sosyal boyutları vardır. Çocuğu olmayan çiftler kendilerini toplum karşısında yetersiz ve yalnız hissetmektedir. Bunun yanı sıra çevreden sık gelen “Çocuğunuz ne zaman olacak?” sorusu da çiftlerin psikolojik anlamda çökmelerine sebep olabilir. Normal şartlarda güçlü ve dik duran bir bireyin bu süreçte bir hayli yorgun ve güçsüz olduğu görülmektedir.

Eşinize suçluluk psikolojisi yaşatmayın

Bazı çiftler bu süreci çok sancılı geçirmektedir. Özellikle erkeklerin kadınlara yetersizmiş gibi davranması, kadınların tedavi isteklerine ‘sorun kadındaymış’ gibi davranmaları, eşlerinin moral, motivasyon ve özgüvenlerini düşürmektedir. Bu durumda kadınların kocaları tarafından terkedilme korkusuyla suçluluk ve cezalandırılma psikolojisi yaşamaları kaçınılmaz olur. Bu diğer insanlarla iletişimleri sırasında olumsuzlukları, kimseyi istememe, yalnız kalma eğilimi ve bedensel yakınma sorununu da ortaya çıkarabilir. Bu kişiler geleceğe de umutsuz ve güvensiz bakarlar...

Tüm yollara başvurun, hemen pes etmeyin

Çocuk, evlilikleri taçlandıran mutluluktur. Bu mutluluğun olmaması baş edilmesi kolay bir problem değildir. Ama ne olursa olsun, asla umutsuzluğa kapılarak pes etmeyin. Gerekli tüm tıbbi yollara başvurun. Böylelikle elinizden gelen her şeyi yaptığınızı bilirsiniz. Birlikte çözüm bulmaktan vazgeçmeyin. İlişkinizi güçlendirip kendinizi mutlu edecek her türlü aktivite ve yeterlilik psikolojisine sokacak etkinliklerden faydalanın. Birlikte vakit geçirmek, sevdiğiniz yerlere tatile gitmek, birlikte spor yapmak, her akşam yürüyüşe çıkmak, hobilerle uğraşmak gibi alternatiflerle ortak paydada buluşabilirsiniz. Olumsuz durumlarda, birbirinize yetebildiğinizi, birlikte de hayatın ne kadar keyifli olacağının farkına varın.

Birbirinize destek olarak sevginizi güçlendirin

Birbirinizi koşulsuz her şekilde sevin, birbirinizi suçlamayın. Durumu kabullenin ve birbirinize destek olun. Bu, ilişkinizi güçlendirecektir. “Ben seni her halinle seviyorum”, “üzerimize düşen her şeyi yaptık”, “senin çocuğunun olmaması, benim sana olan sevgimi ve sadakatimi azaltmaz”, “kendini kötü hissetmeni sağlayacak hiçbir şey düşünmeni istemiyorum” gibi cümlelerle sevginizi güçlendirin. Ne olursa olsun, bir bütün olup birbirinizden vazgeçmeyin.

Psikolog Nergis Hasançebi Sürmen

Yazının devamı...

Sağlıklı bir gebelik için beslenme tavsiyeleri

7 Haziran 2017

Gebelik döneminde beslenme kadar öncesindeki beslenme durumu da hem anne hem de bebek açısından önemlidir. Gebelik öncesinde sağlıklı olmak, gebelikte oluşabilecek komplikasyonları önler ve bebeğin sağlıklı olma şansını arttırır. Bunun için aşağıdaki tavsiyelere uymaya dikkat edin:

-Sağlıklı kiloda olun. Zayıf veya obez olmak doğurganlık oranını etkilemektedir. Fazla kilolu ya da obez bireylerin kilosunun yüzde 10’unu kaybettiğinde gebe kalma şansının arttığı gözlemlenmiştir. Bu yüzden vücut kitle indeksinizin 20- 25 arasında olmasına özen gösterin.

-Çeşitli ve besleyici gıdalar tüketin. Her besinde farklı besin öğeleri bulunmaktadır. Bu yüzden tabağınızın her zaman çeşitli besinlerden oluşmasına özen gösterin.

-Kan şekerinizi dengede tutun. Kan şekerinin dengesiz olması doğurganlığı etkilemektedir. Dengeli bir kan şekeri için kompleks karbonhidrat içeren besinler tüketilmeli ve sağlıklı ara öğünler yapılmalıdır.

-Folik asit alın. Folik asit bebeğin beyin ve sinir sistemi için gerekli bir vitamindir ve doğumsal anomalileri önlemektedir. Gebelikten en az 3 ay önce günlük olarak alınmalıdır.

-Doymuş yağ asitleri ve trans yağ içeren gıdalardan uzak durun. Bu yağlar genellikle hayvansal besinlerde ve işlenmiş gıdalarda bulunur. Kontrolsüz tüketimi kalp sağlığını olumsuz etkiler.

-Kafeinli içecekleri azaltın. Yüksek miktarda tüketilen kafein doğurganlığı olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca gebelikten sonra kafein tüketimi 200 mg (ortalama 3-4 çay bardağı çay) ile sınırlı olmalıdır. Gebelik öncesinde vücut bu orana alıştırılmalıdır.

-Alkol-sigarayı bırakın.

Yazının devamı...

Erkeklerin büyük kısmında kısırlık sebebi saptanamıyor!

6 Haziran 2017

Korunmadan düzenli ilişkiyle bir yıl ve daha uzun süre çocuk sahibi olamayan çiftler, infertil (kısırlık) kabul edilir ve bir uzman tarafından değerlendirilmeleri önerilir. Bir yılın sonunda çocuk sahibi olamama oranı yaklaşık olarak yüzde 15 civarındadır. Bu durumda çiftler değerlendirildiğinde yüzde 50 oranında erkek faktörü olduğu saptanmıştır. Bu sebeple kadında sorun bulunsa dahi erkek faktörünün de mutlaka değerlendirilmesi önemlidir.

Erkeğin sorunu varikosel

İnfertil erkeklerin büyük bir kısmında herhangi bir sebep saptanamamaktadır. Saptanan sebepler arasında en çok görülen ise varikoseldir. Testis toplardamarlarının genişlemesi olan varikoselin en iyi tedavisi kasık bölgesinden yapılan mikroskopik varikoselektomi operasyonudur. Sperm üretimini kontrol eden hormon sisteminde bozukluk olan hastalar ilaç tedavisinden ciddi fayda gören tek gruptur.

Son yıllarda ilerleyen teknoloji ile birlikte sperm DNA hasarı tespiti yapılabilmektedir. Bu grup hastalarda antioksidan tedavi ile bu hasar oranı azaltılabilir. Bunun yanında sperm kalitesini, hareketini ve sayısını artıran ürünlerin sayısı da giderek artmaktadır.

Çevresel şartlar sperme zarar veriyor

İnfertil erkeğin tedavisine başlamadan önce ayrıntılı değerlendirme ve tetkik yapılmalıdır. Tedavide enfeksiyon ya da hormonal dengesizlik varsa tedavi edilmeli, varikosel tedavisi ve antioksidan destek tedavisi yapılmalıdır. Aynı zamanda sperme zarar verebilecek çevre şartlarından uzaklaşılmalı, sigara/alkol kullanılmamalı ve sağlıklı beslenilmelidir. İnfertil erkeklerin yaklaşık yüzde 10-15'de hiç sperm bulunmaz. Bu grup hastalar ve diğer tedavilerden fayda görmeyen diğer hastalar için yardımcı üreme teknikleri önerilir.

TESE ve Mikro TESE yöntemleri

Hiç sperm olmayan veya sağlıklı sperm saptanamayan hastalarda TESE ve Mikro TESE yöntemleri ile direk testisten sperm alınarak laboratuvar ortamında yumurta ile birleştirilerek sağlıklı embriyo elde edilebilmektedir.

Yazının devamı...

Kısırlık artık kader değil!

5 Haziran 2017

MLP Care hekimleri bu hafta "kısırlık" hakkında önemli bilgilerini paylaşacak.

MLP Care hekimleri bu hafta "kısırlık" hakkında önemli bilgilerini paylaşacak.

Kısırlık nedir?

Kısırlık (infertilite), kadında hiç gebeliğin oluşmaması ya da daha önceden gebelik oluşmasına rağmen başka bir gebeliğin oluşmaması durumudur. Kısırlığın toplumda görülme sıklığı yaklaşık yüzde 10-15 civarındadır. Türkiye'de 2 milyon çift çocuk sahibi olamıyor. Ancak son dönem modern tekniklerin de etkisiyle bu sorunun tedavisi artık büyük ölçüde mümkün.

Kısır bir kadın doğru tedavi yöntemleriyle çocuk sahibi olabilir mi?

Genelde erkekteki kısırlık sebepleri yüzde 25 ile 45 oranında, kadına bağlı sebeplerse yüzde 40 ile 55 oranında görülür. Her iki bireyde de kısırlık görülmesi ise yüzde 10 ile 15 oranındadır. Ayrıca hiçbir şekilde kısırlık sebebinin bilinmemesi (nedensiz kısırlık) sorunu da yüzde 10 ile 15 oranında görülür. Başka bir deyişle, çiftlerde kısırlık sebebinde her iki bireyde de aynı derecede sorumluluk vardır. Ancak maalesef üreme sisteminde sorun olan çiftlerden bazıları doğal yollardan çocuk sahibi olmayı başaramaz. Bu gibi problemleri olan çiftler için aşılama, yumurtlama ve tüp bebek tedavi yöntemi uygulanarak çocuk sahibi olmaları sağlanabilir. Bu kısırlık tedavileri içerisinde tüp bebek tedavi yöntemleriyle yüzde 60 oranında başarı elde etmek mümkündür.

Kısırlıkta son dönem ileri tedaviler nelerdir?

Tüp Bebek, kısırlık sorunu olan çiftler için en etkin ve başarılı sonuçlara ulaşılan tedavi yöntemidir. Tüp Bebek tedavisinde son dönem ileri tedaviler ise şöyledir;

Yazının devamı...

İftarda çorba içtikten sonra yemeğe 20 dakika ara verin

1 Haziran 2017

Medical Park Ordu Hastanesi’nden Diyetisyen Gülce Taştemel, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti. Diyetisyen Taştemel, açlık süresinin 17-18 saatleri bulacağı bu günlerde bir uzmandan yardım alınmasında fayda olduğunu belirtti.

Ramazan ayında beslenme alışkanlıklarımızın tamamen değişir. Bu nedenle bu ayda 2 ana 2 ara öğün şeklinde beslenilmesi en sağlıklı yöntemdir. Tek öğünde aşırı yüklenme mide büyümesine hatta delinmesine neden olabilir. .

Hafif besinler tüketilmeli

Uzun süre açlık metabolizma hızını yüzde 40 düşürür. ’Sahur için kalkmayan bireylerin metabolizmaları daha yavaş çalışacağı için kilo alma riskleri yüksektir. Sahurda hafif besinler tüketilmelidir. Bir bardak tarçınlı süt, bir adet haşlanmış yumurta, peynir, zeytin ve ekmek ile yapılmış bir sahur hem acıkmayı geciktirir hem hazımsızlık problemlerini ortadan kaldırır.

Aşırı yemek tüketimi zararı

İftarda aşırı kalorili ve hamur ağırlıklı beslenme şeker koması, kalp rahatsızlığı, tansiyon yüksekliği gibi ciddi rahatsızlıklara neden olabilir. İftarın kan şekerini artıran hurma ile açılması iştahı baskılamaya yardımcı olur. Çorba ve sebze yemeği yenildikten sonra 20 – 30 dakika ara verilmesi hem mide büyümesini engeller hem de hazmı kolaylaştırır.

Yeterli vitamin mineral alımına dikkat

Vitamin ve minerallerin yetersiz alınması halsizlik, yorgunluk, unutkanlık ve iş veriminde azalmaya neden olabilir. Günde en az 2 porsiyon meyve, 3 porsiyon sebze ve 3 porsiyon yağlı tohum tüketimi bu belirtilerin oluşmasını engeller. Kayısı ve erik tüketimi sindirim sistemini düzenlerken vitamin alımını da engeller.

Yazının devamı...

Baş ağrısından korunmanın yolu sahur!

30 Mayıs 2017

Ramazan’da baş ağrıları niçin artar?

Ramazan ayında oruç tutan kişiler sık sık baş ağrısından şikayet etmektedirler. Ramazan’ın yaz aylarına denk gelmesi sebebiyle uzun süren açlık ve susuzluk halinin olması, geceleri sahur nedeniyle uyku düzeninin bozulması ve sağlıklı beslenme kurallarına uyulmaması, baş ağrılarının artmasına ve şiddetlenmesine neden olmaktadır. Ayrıca günlük yaşamda fazla sigara ve ciddi anlamda kafeinli içecek tüketen kişilerde de oruç sürecinde nikotin ve kafein yoksunluğuna bağlı baş ağrılarında artış görülmektedir. Hipertansiyonu olan hastalarda uzun süren açlık sonrasında aşırı yemek yeme sonucu tansiyon yükselmesine bağlı baş ağrıları ortaya çıkmaktadır. Bazı hastalarda da, uzun süreli açlık sonucu kan şekeri düşmesine bağlı baş ağrıları oluşabilmektedir.

Ramazan ayında orucu bozmadan ve ilaç kullanmadan baş ağrılarını hafifletmek için nelere dikkat etmeliyiz?

•Sahura mutlaka kalkılmalı ve açlık saatlerini kısaltmak için son saatlerde yemek yenmelidir.

•İftarda yemeğe çorba ile başlanmalı ve bir süre dinlenip sonra ana yemeğe geçilmelidir. Az yağlı hafif yemekler tercih edilmelidir. Boş olan mideye aşırı yemekle yüklenmek tansiyonu aniden yükseltebilir. Bundan dolayı yavaş tempoda yemeğe devam edilmelidir.

•İftar ile sahur arasında bol su tüketimi uzun süren açlık dönemi için faydalı olacaktır.

•Sahurda fazla şekerli besin tüketimi oruç süresinde su ihtiyacını artıracağı için tercih edilmemelidir. Proteinden zengin diyet tercihi uygundur.

•Migren hastalarının ağrılarını tetiklediğini bildikleri yiyeceklerden iftarda ve sahurda uzak durması gerekir.

Yazının devamı...

Ramazan'da sağlıklı bir mide için tavsiyeler

29 Mayıs 2017

Ramazan ayı dolayısıyla MLP Care hekimleri bu hafta "Ramazan'da sağlık" ipuçları verecek.

Ramazan öncesinde bilinen kronik rahatsızlığı olanlar, sürekli ilaç kullanan kişiler, mutlaka kendilerini takip eden hekime başvurarak, orucun hastalıkları üzerinde etkisi olup olmayacağı hakkında bilgi almalıdırlar.

Olmazsa olmaz: Sıvı

Ramazan ayında, en önemli konu yeterli sıvı alımıdır. Hem sıcak hava hem de oruç süresi uzun olduğundan, iftardan sonra alınacak su miktarı daha önemli hale gelmektedir. Normal yetişkin bir insanın günlük su ihtiyacı yaklaşık 2,5 lt civarındadır. Bu da yaklaşık 10-12 bardak suya denk gelmektedir. Bu miktar iftar, sahur ve araya yayarak mutlaka tüketilmelidir. Suyun yanı sıra, ayran, komposto, ev yapımı meyve suları da sıvı ihtiyacının karşılanmasında iyi bir seçenek olacaktır. Maden suları, eğer bir tansiyon hastalığınız veya böbrekle ilgili bir hastalığınız yoksa günde 1 şişe tüketilebilir.

Uzak durmakta fayda var

Ramazan ayını rahat geçirmek için tüketilmesi tavsiye edilmeyen ve uzak durulması gerekenler ise tuzlu, susatan veya çok şekerli içecekler. Örneğin; şalgam suyu, turşu suları, hazır konsantre meyve suları, gazlı içecekler gibi.

Az az, sık sık kuralına Ramazan’da da devam

Normalde uzmanlardan sık duyduğunuz bir cümle vardır; “Az az sık sık yemelisiniz”. Peki demesi kolay, yapması nispeten zor olan bu beslenme şeklini Ramazan ayında uygulayabilir miyiz? Aslında rahatlıkla uygulayabiliriz. İftarda aşırı ve kremalı olmamak kaydıyla çorbayla yemeğe başlamak idealdir. Sonrasında zeytinyağlı bir sebze yemeği, kızartılmamış et yemeği, salata tercih edilebilir. İftarda, kokusu bile bizi cezbetmeye yeten pideyi yiyeceksek, miktarını abartmadan tüketelim. Pilav ve makarnaya Ramazan sofralarında yer vermeyelim; ama pilavsız yapamayanlar, pide yemeyip, karbonhidrat hakkını pilavdan yana kullanabilir.

Yazının devamı...